MedyaFaresi MedyaFaresi

Basın hür falan değil, sansürlü! Muz cumhuriyetinden beteriz!

Sözcü yazarı Uğur Dündar, Türk basının hür olmadığını 1990'da TRT'nin bir programında verdiği ilginç bir örnekle anlattı. İşte o yazı..

Eklenme: 14 Temmuz 2012 15:26 - Güncelleme: 18 Şubat 2016 12:34

Basın hür değildir, Sansür edilebilir

Yıl, 1990.

TRT İstanbul Televizyonunda canlı yayındayız.

Hodri Meydan Programı"nın konuğu, Başbakan Yıldırım Akbulut.

Ülke sorunlarını konuştuktan sonra sözü, halk arasında dilden dile anlatılan
Akbulut fıkralarına getiriyorum.

Babacan, dürüst ve alçakgönüllü bir siyasetçi olan Yıldırım Akbulut,
gülümseyerek dinliyor. Alışık olmadığımız düzeyde hoşgörü gösteriyor.

Bundan aldığım cesaretle soruyorum:

"Efendim hakkınızda fıkralar olduğunu biliyor musunuz?

"Tabii biliyorum!"

"Sayın Başbakan, izin verirseniz, bu fıkralardan birini ekrana getirmek
istiyorum. Ama sizin onaylayacağınız biri olsun."

"Madem öyle, ben anlatayım!"

"Şaka yapıyorsunuz herhalde?"

"Yok canım ne şakası! Ne var bunda?"

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, ekran başındaki milyonlarca seyirciye
kahkahalar attıracak fıkrasını anlatmaya başlıyor:

"Yıldırım Akbulut, Erzincan"daki meyve ve sebze halinin müdürüdür. Bir gün
sekreteri odasına gelir. Sıkıntılıdır. "Efendim evraklarımız birikti, artık
bunları koyacak yer bulamıyoruz. Kağıt fabrikasına gönderip imha ettireyim
mi?" diye sorar.

Yıldırım Akbulut, bir an düşündükten sonra kararını açıklar:

"Tamam gönderip imha ettirelim ama, hepsinden mutlaka birer fotokopi
aldıralım!"

Başbakan kahkahalarla gülüyor, ben gülüyorum, milyonlar gülüyor.

Türkiye o gece yastığa başını, gülümseyerek koyuyor.


                                             X                     X


Yıl 2012.

Başbakan Erdoğan hakkında fıkra mı?

Aklınızdan zorunuz mu var?

Ne fıkrası? Kimin haddine!

Bırakın fıkrayı, karikatürünü çizenler bile soluğu mahkemede alıyor.

Sokaktaki insan yüksek sesle konuşmaya korkuyor.

Baskı, yafta, jurnal, tasfiye, hapis ileri geri konuşanları bekliyor.

Dostane eleştiri yapanlara bile "düşman" gözüyle bakılıyor.

"Yıldız"daki, pardon Silivri"deki toplama kampı, muhaliflerle dolup taşıyor.

Gazeteleri, televizyonları yönetenler her habere "yayınlarsak beyefendi
kızar mı?" diye bakıyor!..

Cadı avına dönüşen demokrasi, (!) yeni hamlelere hazırlanıyor.

                 X                      X

Bu koşullarda yeni Anayasa hazırlanıyor.

Mevcut Anayasa"nın 28. maddesi "Basın hürdür, sansür edilemez" cümlesiyle
başlıyor. Ardından "milli güvenlik, kamu düzeni ve cumhuriyetin temel
nitelikleri" gibi konularda, sınırlamalar getirilebileceği belirtiliyor.

Anayasa Komisyonu"nun AKP"li üyeleri bu maddenin şu şekilde değiştirilmesini
istiyor:

"Basın hürriyeti milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlakın,
başkalarının haklarının, özel veya aile hayatının korunması, suçların
önlenmesi, yargının bağımsızlık ve tarafsızlığının sağlanması, savaş
kışkırtıcılığının, her türlü ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve nefret
savunuculuğunun engellenmesi amacıyla sınırlanabilir."

Dikkat ederseniz öneriyle  "cumhuriyetin nitelikleri, devletin bölünmez
bütünlüğü, anayasanın değişmez maddeleri ve devlet sırrına" karşı bir
sınırlama talep edilmiyor.

                      X                 X

Nereden nereye?..

Başbakanın devlet televizyonunda kendisiyle ilgili fıkraları anlattığı
yıllardan, basına sansür getirilmesinin istendiği ileri demokrasi (!)
günlerine.

Basın özgürlüğü sıralamasında, bir zamanlar dudak büktüğümüz kabile
devletleri ve muz cumhuriyetlerinin bile gerisine düşmüş durumdayız.

Oldu olacak,  "Basın hür değildir, sansür edilebilir!" desinler, rahata
ersinler!

Uğur Dündar / Sözcü