MedyaFaresi MedyaFaresi

Başbakan Erdoğan neden Batı'ya sert çıkıyor?

Başbakan Erdoğan'ın en yakınındaki isim olan Yalçın Akdoğan, Erdoğan hakkında çarpıcı bir analize imza attı..

Eklenme: 08 Ekim 2013 09:38 - Güncelleme: 31 Mart 2016 06:50

Erdoğan\'ın siyasi başdanışmanı Star gazetesi yazarı Yalçın Akdoğan\'a göre Erdoğan için asıl olan temel insani değerlerdir ve Türkiye\'nin çıkarlarıdır...

İşte Akdoğan\'ın yazısının bir kısmı;

AK Parti’nin kurulduğu ve iktidara geldiği günden itibaren en çok merak edilen konuların başında ‘Batı dünyası’na nasıl baktığı geliyordu. Refah Parti’sinin batıya, Avrupa Birliği’ne, Yahudiliğe, ABD’ye ve NATO’ya bakışı mesafeli, soğuk ve kısmen karşıt bir muhteva taşıyordu. Bu çizgiden gelen kişilerin kurduğu bir parti olarak AK Parti’nin başlangıçta soruişareti ve şüpheyle karşılanması belki anlaşılabilir bir durumdu. Bölgede önemli bir müttefik durumunda olanTürkiye’nin eksen değiştirme riski belki haklı bir kaygı da üretiyordu. Ancak AK Parti kurulduğu andan itibaren çok farklı bir bakış açısına sahip olduğunu ortaya koyarak korkulacak bir durum olmadığını gösterdi. Parti programındaki dış
politika perspektifibatıyı reddetmeyen aksine batıyla ve batılı kurumlarla işbirliğini öne çıkaran bir mahiyetteydi.
 
AK Parti’nin temel politika metinleri ve söylemleri ilk dönemler batının endişelerini izale etmeye yetmedi. AK Parti’nin ‘takiyye’ yapıp yapmadığı, iktidara gelirse nasıl davranacağı merak ediliyordu. 3 Kasım’dan sonra iktidara gelen AK Parti bu kaygıları gidermeye çalışan net ve samimi bir yaklaşım ortaya koydu. O dönem Genel Başkan olan Tayyip Erdoğan’ın ilk icraatı Avrupa turuna çıkmaktı. AK Parti’nin dış politikasının odağına AB perspektifi yerleşti.


Zaman içinde görüldü ki, AK Parti iktidarıyla Türkiye bir eksen kayması yaşamadı, tam aksine Türkiye gerçek eksenine oturdu. Bir yanda AB ile tarihinin en ciddi ilişkisi geliştirilirken, ABD başta olmak üzere müttefiklerle ilişkiler daha da derinleştirildi. Türk dış politikası, Türk dünyasını, İslam dünyasını, Balkanları, Ortadoğu’yu ve Afrika’yı gözardı etmeyen bir çok boyutluluk kazandı.
AK Parti 11 yıllık icraatlarıyla ‘batı karşıtı’ olmadığını herkese gösterdi. Ancak uluslararası itibarı, özgüveni ve siyasi gücü artan Türkiye batı için ‘gerekli ama etkisiz’ eleman konumundayken ‘gerekli ve etkili’ bir pozisyona yükselmeye başladı. Türkiye zaman içinde girdiği ilişkilerin mahiyetini sorgulamaya başladı. Artık işbirliği ve ilişki “karşılıklı çıkar”a dayanmak durumundaydı. Tek taraflılık yerini çift taraflı etkileşime bırakıyordu. Sorgulayan, eleştiren, hakkını arayan bir Türkiye ise başka endişeler doğurmaya başladı. NATO’nun verdiği her görevi yapan ve örgütün en önemli güçlerinden biri olan Türkiye giderek karar mekanizmalarında etkisini hissettirmeye, gerekirse veto hakkını kullanmaya başladı. “Uyum” derken tek taraflı angajmanı ve bir nevi teslimiyeti kastedenler

Türkiye-AB ilişkileri adı konulmamış bir oyalama-sürünceme-geçiştirme anlaşmasına dayalıydı. Ne onlar almak istiyordu, ne Türkiye girmek için çaba gösteriyordu. Böylece Türkiye gibi büyük bir güç iskelede tutuluyor ama limana alınmıyordu. AK Parti’nin bu negatif dengeyi bozması, ilk kez ilişkileri sahici bir zemine taşıdı. Türkiye’yi dışlamaktan da, bünyeye katmaktan da endişe eden AB patronları Güney Kıbrıs gibi bir cücenin gölgesine saklanarak Türkiye’yi bloke ettiler. Verilen sözlerin tutulmaması, çifte standart ve samimiyetsizlik haklı olarak AK Parti iktidarının eleştirisini çekti. Bu eleştiri AB karşıtlığı anlamına gelmiyordu.

Yazının devamını okumak için tıklayın