MedyaFaresi MedyaFaresi

Ankara Baro Başkanı Erinç Sağkan: Sözcü yazarlarına verilen cezalar yargı reformu belgesine aykırı

Medyafaresi.com özel röportaj: Ankara Barosu Başkanı R. Erinç Sağkan, Medyafaresi.com ve TürkiyeGündemi'ne çarpıcı açıklamalar yaptı, gazeteci Hülya Karabağlı’nın sorularını yanıtladı.

Eklenme: 27 Aralık 2019 22:30 - Güncelleme: 27 Aralık 2019 23:05

-Güvenlik soruşturması: Sadakate göre kamu kadrolarının belirlenmesinin bu ülkeye neleri getirdiği, ne kadar zorlu süreçler içerisine soktuğunu ve 15 Temmuz gibi bir süreci de bu tür bir yapılanmanın sebebiyet verdiğinin da altını çizmek isterim.

-Cezaevlerinde işkence iddiası: İnsan Hakları Merkezini görevlendirerek işkence ve kötü muamele iddiasında olan gözaltındaki kişilerle görüşmeleri yaptılar ayrıntılı tutanaklarını tuttular ve ihbar niteliğindeki başvurumuzu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ilettik.

-Sözcü kararı: Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde ortaya konulan anlayışla da hiç bağdaşmadığını maalesef görmüş bulunuyoruz.

-2020 beklentileri: En başta biz bir hukuk devleti istiyoruz, bağımsız bir yargı istiyoruz. 

Hülya Karabağlı / Medyafaresi.com / TürkiyeGündemi / Özel Haber

Ankara Barosu Başkanı R. Erinç Sağkan, AKP içindeki itirazlar nedeniyle torba tekliften çıkarılan ‘ilk defa veya yeniden kamu hizmeti ve görevlerine atanacaklar hakkında yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmasını’ öngören düzenlemeler hakkında çarpıcı noktalara işaret etti ve 15 Temmuz uyarısında bulundu.

Özgürlük ve güvenlik noktasında bir tercihte bırakılmanın bugün pek çok modern devletin de en büyük sorunu olarak ortaya çıktığına işaret eden Ankara Barosu Başkanı Sağkan, güvenlik soruşturmasında etkin şekilde yasal yolların kullanılmasının önemine dikkat çekerek, kamunun yetkisinin genel bir yetkiye dayandırılmaması gerektiğini ifade etti.

Yetkinin somut, sınırlı, özel olarak yasa ile düzenlenmesi gerektiğini düşündüklerini belirten Sağkan, ancak bu şekilde denetimi açık bir güvenlik soruşturmasından bahsedebileceğine dikkat çekti ve “Gerekli yasal prosedürleri geçip hak kazandıkları halde sadece güvenlik soruşturması sebep gösterilerek bu hakkın ellerinden alınması ve bunun yanında kişiye hak özgürlüğünün de tanınmaması ciddi anlamda bir hukuk devleti olmadığınızın ve eşitliğe göre değil liyakata ve başarı kıstasına göre değil tamamen sadakate göre kamu alımlarının yapılacağı anlamı çıkarır ki bu şekilde kamu kadrolarının belirlenmesinin bu ülkeye neleri getirdiği, ne kadar zorlu süreçler içerisine soktuğunu ve 15 Temmuz gibi bir süreci de bu tür bir yapılanmanın sebebiyet verdiğinin da altını çizmek isterim” dedi.

İşte sorularımız ve Baro Başkanı Sağkan'ın yanıtları:

“Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde ortaya konulan anlayışla da hiç bağdaşmadığını maalesef görmüş bulunuyoruz”

Yargının Sözcü kararını değerlendirir misiniz?

- Bunun birden fazla boyutu var birincisi 15 Temmuz sürecinden sonraki operasyonlar da hukukun en temel prensiplerinden olan evrensel hukuk değerlerine saygı duyulması, masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı gibi bu evrensel prensiplerin terk edilmemesi gerektiği, suçlu ve suçsuzun ayrılması için çaba gösterilmesi gerektiği noktasında uyarılarımız olmuştu, zira bu operasyonlar da aslında terör örgütüne  ilişkin bir operasyon yürütülürken aynı zamanda mevcut siyasal iktidara muhalif olan kadroların tasfiyesine dönük bir algının yerleşmesi ve bu algının önüne geçilmesi gerektiğini ısrarla ifade etmiştik.

Şimdi geldiğimiz noktada Sözcü Gazetesi’nin yazarlarına terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardımcı olmak noktasında bir suçlamanın yöneltilmesi tek başına çok büyük bir yanlışken bir de bundan dolayı ceza alıyor olmaları aslına bakarsanız çok kısa zaman önce  geçtiğimiz Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde ortaya konulan anlayışla da hiç bağdaşmadığını maalesef görmüş bulunuyoruz.

Strateji Belgesinde özü itibariyle bu devleti hukuk devleti çizgisine yakınlaştırmak ve insan haklarını korunması, kollanması ve işlevsel kılınması noktasında umutlandırıcı beyanlar vardı. Birinci yargı paketinde buna ilişkin düzenlemelerin yer aldığı ifade ediliyordu.

“Yargıyı bağımsız kılmadığınız, hakimleri savcıları özgür kılmadığınız müddetçe…”

Yasal düzenlemeler çok fazla anlam ifade etmiyor önemli uygulayacıların bağımsızlığı yani yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını sağlamak özellikle de hakimlik teminatını hayata geçirmek demiştik. Buna ilişkin düzenlemeler olmadığı müddetçe buna ilişkin yapılacak hiçbir yasal düzenlemenin özünde Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti yapamayacağını ısrarla söylemiştik.

Bu kapsamda Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısının değiştirilmesini de somut olarak önermiştik. Ancak yargıyı bağımsız kılmadığınız, hakimleri savcıları özgür kılmadığınız müddetçe yapacağınız yasal düzenlemelerin bu ülkeyi hukuk devleti çizgisine getirmesinin mümkün olmadığını bugünkü karar üzülerek söylemek istiyorum ki dile getirdiğimiz bu görüşlerimizi tespit etmiştir.

“Güvenlik soruşturmasında etkin şekilde yasal yolların kullanılmasının açık olması gerekiyor”

Torba yasa teklifinden güvenlik soruşturmasına ilişkin hükümler çıkarıldı. Ne amaçlanıyor?

Özgürlük ve güvenlik arasında tercih noktasında bırakılmak bugün pek çok modern devletin de en büyük sorunu olarak ortaya çıkıyor. En ufak şekilde özgürlüklerden vazgeçildiği anda o ülkede ne özgürlüğü ne de güvenliği sağlayabilirsiniz.

Güvenlik soruşturması özelinde söyleyebilirim etkin şekilde yasal yolların kullanılmasının açık olması gerekiyor ki; bir hukuk devleti çizgisinde olduğunuz müddetçe güvenlik soruşturmasına ilişkin alınan kararların bağımsız mahkemeler tarafından denetlenebilmesinin yolu açıldığı müddetçe bu sorun ortadan kalkacaktır.

Burada en büyük sorun olarak kişisel verileri korunması görünüyor. Bu sebeple yetki düzenlenirken kamunun yetkisinin genel bir yetkiye dayandırılmaması bu yetkinin somut, sınırlı özel olarak yasa ile düzenlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ancak bu şekilde denetimi açık bir güvenlik soruşturmasından bahsedebiliriz.

Bunun dışında kişilerin herhangi bir şekilde kamuya başvurduklarında gerekli yasal prosedürleri geçip hak kazandıkları halde sadece güvenlik soruşturması sebep gösterilerek bu hakkın ellerinden alınması ve bunun yanında kişiye hak özgürlüğünün de tanınmaması ciddi anlamda bir hukuk devleti olmadığınızın ve eşitliğe göre değil liyakata ve başarı kıstasına göre değil tamamen sadakate göre kamu alımlarının yapılacağı anlamı çıkarır ki bu şekilde kamu kadrolarının belirlenmesinin bu ülkeye neleri getirdiği, ne kadar zorlu süreçler içerisine soktuğunu ve 15 Temmuz gibi bir süreci de bu tür bir yapılanmanın sebebiyet verdiğinin da altını çizmek isterim.

Cezaevlerinde işkence iddiaları var

Cezaevlerinde işkence iddiaları dikkat çekiyor. Baro olarak neler yapıyorsunuz? 

Bize daha önce iddialar gelmişti, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvurumuzu yapmıştık ve o soruşturmanın akıbetini takip ediyoruz. 18-19 Aralık 2019 tarihlerinde bu tür iddialar kamuoyuna yansıdı.

Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezini görevlendirerek işkence ve kötü muamele iddiasında olan gözaltındaki kişilerle görüşmeleri yaptılar ayrıntılı tutanaklarını tuttular ve 24 Aralık 2019 tarihinde de bu konudaki ihbar niteliğindeki başvurumuzu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ilettik.

Bu aşamadan sonra görev Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nındır. Savcılık bu konuda etkin bir soruşturma, şeffaf bir soruşturma yürütüp kamuoyunu aydınlatmakla yükümlüdür diye düşünüyorum.

Hukukçular 2020 yılından ne bekliyor?

En başta biz bir hukuk devleti istiyoruz, bağımsız bir yargı istiyoruz. Biz savunmanın üzerindeki  baskılar kalksın, avukatlar görevlerini  avukatlık onuruna yakışır bir şekilde yürütebilsinler ve insanlar insanlık onuruna yakışır ve  yaraşır şekilde yaşasınlar istiyoruz.

Medyafaresi.com