MedyaFaresi MedyaFaresi

11 Eylül Cuma vizyona hangi filmler giriyor?

Bu hafta 4'ü yerli 13 film vizyona giriyor.

Eklenme: 10 Eylül 2015 13:09 - Güncelleme: 11 Nisan 2016 00:54

MERYL STREEP ROCK YILDIZI OLURSA!..
“SIRADIŞI ANNE”

Bu filme kadroyu saymakla başlamak belki de en doğrusu. Başrollerde Oscar’lı usta oyuncular Meryl Streep ve Kevin Kline var. Senarist, daha önce “Juno” ile Oscar kazanan Diablo Cody. Yönetmen ise “Kuzuların Sessizliği” ile Oscar kazandıktan sonra farklı türlerde eserler ortaya koyan Jonathan Demme. Dolayısıyla böyle bir film, ister istemez gelecek Oscar’ların da radarında olacaktır, diyebilirsiniz. Ancak gösterim tarihinin öne çekilmesi ve özellikle ülkesi ABD’de aldığı ortalama eleştiriler, filmden beklentileri bir parça düşürdü açıkçası. Yine de yukarıda saydığımız dev kadroyu buluşturan bir film, kesinlikle ilgiyi hak ediyor. Konuya gelince: Kariyeri için ailesini ihmal etmiş yaşı geçkin bir kadın rock sanatçısı olan Ricki’yle tanıştırıyor film bizi. Şöhret peşinde koşarken sayısız hata yapmış, bunun karşılığında öyle beklediği gibi bir üne de kavuşamamıştır. Grubuyla konserler verirken bir gün bir telefon alır. Sorun, uzun süredir görmediği kızıdır. Bildiğiniz ergenlik meseleleri işte. Ricki ailesini yeniden biraraya getirme yönünde bir fırsat olarak görür bunu ve işe koyulur. Gerisi, tahmin edebileceğiniz uyum sorunları, bir çok matrak sahne ve elbette ki Streep’in her zamanki inandırıcı oyunculuğu. Kızı rolünde gerçek hayattaki kızı Mamie Gummer var. Ricki’nin çaldığı grupta 80’lerin pop-rock efsanelerinden Rick Springfield’ı görmek de çok hoş. Aslında film, konsept olarak çok güzel, yer yer Sean Penn’in emekli bir müzisyeni oynadığı “This Must Be The Place”i andıran bir dokusu da var. Senarist Diablo Cody, “Juno” ile sorunlu ergenleri perdeye yansıtmayı becerdiğini gayet güzel göstermişti. Aldığı ortalama eleştirilere rağmen, eğer işler yolunda giderse, filmde tüm şarkıları canlı söyleyen Streep’e bu yıl 20. Oscar adaylığı gelebilir. Bizce bu yılın kaçırılmaması gereken işlerinden. 
(4.0/5)

 

 

TEK GECELİK ROMANTİZM..
“GECE BİTMEDEN”

Bu filme de kadroyu sayarak başlamak isterdik lakin öyle “Sıradışı Anne”de olduğu kadar büyük şöhretler yok. Ama filmin başka albenileri mevcut. New York’ta tek bir gecede geçen hikayenin özellikle romantik komedi tutkunlarına hitap ettiğini baştan söyleyelim. Biraz kader, biraz rastlantı, adına ne derseniz deyin, hayatta aldığımız bazı anlık kararların geleceği nasıl değiştirebileceğine dair güzel bir olay örgüsü var filmin. Genç bir kadın ki kendisi Brooke oluyor, Manhattan’daki istasyonda son treni kaçırır. Dahası, çantasını çaldırmıştır ve beş parasızdır. Tren istasyonunda ertesi gün katılacağı seçmeler için antrenman yapan trompet ustasıyla ki kendisi Nick oluyor, yolları kesişiverir. Çoğu seyircinin “Avengers” serisindeki “Kaptan Amerika” olarak tanıdığı Chris Evans, yönettiği bu ilk filmdeki Nick rolünde, iyiliksever ve son derece pozitif bir karakter çizmiş. Brooke (Alice Eve) ilk başta soğuk, ama Nick sürekli hamle yapıyor. Derken ilişkileri, Richard Linklater’ın “Before Sunrise”ındaki yapıya öykünmeye başlıyor. Çeşitli talihsizlikler, türlü durum komedileri eşliğinde iki gencin geceden sabaha, giderek birbirlerine yakınlaşmasını izliyoruz. Burada, Brooke’un bir sırrı olduğunu, Nick’in de eski sevgilisiyle yıllar sonra karşılaşacak olmanın stresini yaşadığını ekleyelim. Aslında bambaşka hayatları ve sorunları olan iki insanın kader veya rastlantı sayesinde nasıl bir bağ kurduğuna şahit olabilirsiniz. Hatta filmi daha da ilgi çekici kılmak için finalinin, Sofia Coppola’nın “Lost In Translation”ını andırdığını belirtelim. Evans’ın sürekli sallanan kamerası sizi rahatsız etmeyecekse bu romantik komedi,  haftanın en iyi seçeneklerinden biri olabilir. 
(4.0/5)

 

 

OWEN WILSON’I SEVER MİSİNİZ?
“İLİŞKİ DURUMU: KAÇAMAK”

Havaların serinlemesini beklediğimiz şu günlerde, romantik komedilerin sayısında da artış gözleniyor. Ne alaka demeyin, hani soğuk havaya rağmen yürekleri ısıtan(!) filmler vardır ya. Hani sevgililerin el ele gittikleri filmler? Yok mu öyle filmler? Evet epeydir yoktu ama sanırız bu hafta iki tane birden var. 2 kez Oscar’a aday gösterilmişliği olan usta sinemacı Peter Bogdanovich’in kotardığı film, romantizmden ziyade komediye ağırlık vermeye çalışıyor. Bunu ne ölçüde başarıyor, bu biraz da Owen Wilson isminin sizde ne çağrıştırdığına bağlı. Dememiz o ki, özellikle Owen Wilson’a karşı özel bir antipatiniz yoksa (yazar burada kesinlikle kendinden söz etmiyor!) filmden gayet keyif alabilirsiniz. Film, Facebook güncellemesi gibi duran isminden de anlayacağınız üzere çapkın bir karakteri anlatıyor. Broadway’de yönetmenlik yapan Arnold (Wilson), fazlasıyla çapkın olmasının yanısıra boş zamanlarında Delta olan evliliğini sürdürmeye çalışmaktadır. Son zamanlardaki gözdesi ise seks işçiliğiyle hayatını kazanan Isabella’dır. Tutup ona yardım olsun diye oyunlarından birinde rol verir. Bu radikal kararı Arnold’ın başına komik(?) olayların gelmesine neden olur. Isabella rolündeki genç İngiliz aktris Imogen Poots’un özellikle parladığı filmi, sadece “Gece Bitmeden”e bilet bulamayanlara öneriyoruz. 
(2.5/5)

 

 

ÜNLÜ DEDEKTİFİN YAŞLILIK HALLERİ..
“MR. HOLMES VE BÜYÜK SIRRI”

Tüm zamanların en ünlü hayali dedektiflerinden biri olan Sherlock Holmes’un öyküsüne beyazperdede sıkça tanık olmuşluğumuz var. Robert Downey Jr.’ın karakterin muzip yanını, Benedict Cumberbatch’in ise beyazcamda karakterin dahiliğini öne çıkardığı yorumlara şahit olduk. Bu roman uyarlamasında ise Bay Holmes karşımıza yaşlılık haliyle çıkıyor. 1947 yılındayız. Uzak bir kasabada, dedektif olarak yetiştirmeye çalıştığı oğluyla birlikte münzevi sayılabilecek bir emeklilik hayatı sürdürmekte olan Holmes, kendini bir gün yarım asırdır çözülememiş bir davanın içinde bulur. Ama hafızası eskisi kadar güçlü değildir. Yönetmen koltuğunda “Kinsey”, “Gods and Monsters” gibi esaslı filmleri bulunan Bill Condon oturuyor. Yaşlı dedektif rolünde ise usta oyuncu Ian McKellen var. Laura Linney da her zamanki tatlılığıyla kadroda. Filmin şu ana kadar oldukça olumlu eleştiriler aldığını ekleyelim. 
(3.5/5)

 

 

12 YILLIK KEFARET..
“HER ŞEY GÜZEL OLACAK”

3 kez Oscar’a aday gösterilmiş usta Alman sinemacı Wim Wenders’ı anlatmaya pek gerek yok. Çektiği hemen her filme anlatım stilini yansıtan Wenders, bu kez vicdan azabı konusuna eğilmiş. Soğuk bir kış günü, sevgilisiyle kavga ettikten sonra arabasıyla dolaşmaya çıkan yazar Tomas Eldan, farkında olmadan bir çocuğa çarparak ölümüne sebep olur. Aradan 12 yıl geçer. Genç yazar hala o travmayı atlamamıştır. Yeniden yazmaya zorlar kendini. Çarptığı çocuğun annesine yardım etmek ister sürekli. Eder de. Ama vicdanındaki yarayı iyileştirmek, zamanla olacak iş değildir. Başka olaylar gerekir. Wenders’ın görece düz bir anlatımı tercih ettiğini söyleyebileceğimiz filmin başrollerinde James Franco, Rachel McAdams, Charlotte Gainsbourg ve Peter Stormare gibi önemli isimler mevcut. Ancak filmde tempo sorunu olduğunu ve bazı seyircilerin sıkılabileceğini söylemek de boynumuzun borcu. 
(2.5/5)

 

 

 SESSİZLİĞİ UZUN SÜRE DİNLERSEN, SESSİZLİK DE SENİ DİNLER..
“SESSİZLİĞİN BAKIŞI”

2012’de çektiği “The Act of Killing”le dünya çapında sayısız övgü ve ödül kazanan yönetmen Joshua Oppenheimer, kamerasını bu kez Endonezya’da 1960’larda yaşanan soykırıma çevirmiş. Soykırım mağduru bir aileyi odak noktasına yerleştiren Oppenheimer, yaşanan acıları ağabeyini kaybeden Adi’nin hikayesi üzerinden anlatıyor Adi, katliamdan sağ kurtulmayı başaran ailenin bir üyesi olarak, iktidara gelen soykırım planlayıcılarıyla yüzleşiyor. İlk gösterimlerinde yine övgüyle karşılanan ve Venedik Film Festivali’nden ödüllerle dönen bu filmi, tarihte yaşanmış acı olayları tüm çıplaklığıyla beyazperdede görmek isteyenlere özellikle tavsiye ediyoruz 
(4.0/5)

 

 

DİYARBAKIR CEZAEVİNDE GÜNLERDEN BİR GÜN..
“KANLI POSTAL”

12 Eylül darbesinden sonra Diyarbakır Cezaevi’ne kapatılanlara uygulanan işkenceleri, gerçek tanıklıklara dayanarak senaryolaştıran bir film “Kanlı Postal”. Yüzbaşı Esat’ın emriyle tutuklulara uygulanan sistematik işkence, bu muamelenin yarattığı etki, cezaevinde kalanlar arasındaki dayanışma anlatılmaya çalışılmış. Muhammet Arslan’ın çektiği filmin başrollerinde Mesut Akusta, Turgay Tanülkü, Nevin Efe ve Mihriban Er yer almakta. Yönetmen Arslan, filmin nefret duygusunu körüklemekten ziyade, “seyircinin sinema salonundan kucaklaşarak çıkmasını” hedeflediğini söylüyor. 
(2.5/5)

 

 

SHYAMALAN ÖZÜNE DÖNÜYOR MU?
“ZİYARET”

“The Sixth Sense” ile esaslı bir çıkış yapan, “Unbreakable”, “The Village” gibi esaslı filmleriyle hayalgücünün sınırlarını gösteren M. Night Shyamalan’ın kariyeri daha sonrasında tepe taklak olmuştu biliyorsunuz. Arka arkaya vasat filmler çeken sinemacı, çok iyi bildiğini bildiğimiz gerilim türüne bu kez usta işi bir yapıtla dönmeyi başarıyor. “Ziyaret”, kardeş olan iki kız çocuğunun uzaklarda bir çiftlikte yaşayan büyükanne ve büyükbabasının yanına gitmesiyle başlayan tuhaf olayları anlatıyor. Çocuklar, evde yaşanan garipliklere bu yaşlı insanların da dahil olduğunu fark eder. Evlerine dönmek isterler ama bu mümkün olmaz. Tek mekan gerilimini ışığı gayet bol kepçe kullanmasına rağmen karanlık bir atmosfere döndürmeyi başaran Shyalaman, aynı zamanda senaryoya da imzasını atmış. Sinemacının ilk dönem filmlerini özleyenler için gayet iyi bir seçenek. 
(3.5/5)

 

 

YERLİ GERİLİM SEVENLERE..
“ASİMETRİK”

Yerli gerilim filmi “Asimetrik”, bir üniversitede peşpeşe intihar ve cinayet olaylarının yaşanmasıyla başlıyor. İntihar eden son kişi, Duygu’nun komşusu Aslı’dır. Duygu, Aslı’nın bilgisayarında sakladığı bazı sırlara ulaşır. Sonuçta bunun bir intihar olmadığına inanmaya başlar. Ölümleri araştırırken ise kendi hayatı da tehlikeye girer. Senaristliğini ve yönetmenliğini Alper Giray Urhanoğlu’nun üstlendiği filmin başlıca rollerinde İnci Aslan, Duygu Urgan, Caner Gezirgen var. 
(2.0/5)

 

 

DABBE’SİZ OLMAZ!..
“DABBE 6”

Beğenelim beğenmeyelim. Hasan Karacadağ, “Dabbe” serisiyle yerli korku sinemamızda önemli bir seriye imza atmış durumda. Serinin 6. halkasında yine “cinler” ön planda. Devam filminde “en tehlikeli cin kabilesi” olarak nitelendirilen Cuhenna kabilesi anlatılmış. Filmin başrollerinde Murat Seviş, Sema Şimşek, Nilak Gök ve Fehmi Karaarslan mevcut. 
(2.0/5)

 

 

KAVUŞAMAYINCA AŞK OLUR..
“FİRAK”

Yeşilin hala bol olduğu cennet yörelerimizden Yedigöller ve Akçakoca’da çekilen film, iki aşığın hüzünlü ve zorunlu ayrılığının hikayesini anlatıyor. Anadolu insanının şartlanmışlığı üzerinden çeşitli insan profilleri çıkıyor karşımıza. Ama düşük tempo, sessizce uzayan sahneler, sizi biraz sıkabilir. Halil Özer’in yazıp yönettiği filmin başrollerinde Canan Atalay, Oktay Gürsoy ve Barış Gönenen var. 
(2.0/5)

 

 

SEVİLEN ANİMASYON BEYAZPERDEDE..
“KÜÇÜK KURTARICILAR”

Bu animasyon filmini 3 yaşından büyük çocuklara tavsiye etmişler. Biz de üst yaş limitini 7 ile sınırlayabiliriz herhalde. Aslında Dietrich Grönemeyer’in bir çok dile çevrilen popüler fantastik kitabının uyarlaması bu. 12 yaşındaki Nano, şeytani planları olan profesör Schlotter’in bir deneyine tanık olur. Profesör, Nano’nun büyükbabasına tehlikeli bir virüs enjekte eder. Nano, büyükbabasını kurtarmak için Dr. X’ten yardım ister. Dr. X, Nano’yu küçülterek büyükbabasının vücuduna enjekte eder. Artık macera bu vücudun içinde devam edecektir. Fedakarlık ve dirayet gibi kavramları küçük çocuklara öğretmeyi hedefleyen hikayenin beyazperde uyarlaması gayet ilginç bir deneyim olabilirdi ancak Peter Claridge’in yönettiği filmin anlatım dili o kadar çocuksu ki, filmi küçük çocuklarıyla birlikte izlemek için sinemaya gidecek ebeveynlerin fena halde uykusu gelebilir!.. 
(2.0/5)

 

 

JAPON ANİMASYONLARINI SEVENLERE..
“DORAEMON”

Japon yapımı bu animasyon ise çok daha olgun bir anlatma sahip, diyebiliriz. Başkahramanımızın ismi Nobita. Tokyo’da yaşayan iyiliksever bir çocuk olan Nobita’nın karşısına bir gün kedi robot Doraemon çıkagelir. Zamanda yolculuk yapan sadece o değildir. Nobita’nın torununun torunu Sewashi de peydah olur. Sewashi geçmişi acilen değiştirmek zorundadır çünkü 22. yüzyılda bir borç krizindedir!. Bunun için kedi robot Doraemon’un Nobita’yı bazı kararlar almaya ikna etmesi gerekmektedir. Fujio F. Fujiko’nun ünlü manga’sından uyarlanan film, ülkemizdeki bir tv kanalında da yayınlanan maceraların yeni bir versiyonu aslında. Üstelik güzel renklendirilmiş ve üç boyutlu haliyle, Japon animasyonlarını sevenleri davet ediyor. (3.0/5)

 

En Çok Okunan Haberler