Şeyma Subaşı metres sorusuna nasıl cevap verdi?

Yapımcı Acun Ilıcalı ile evliliği biten Şeyma Subaşı, Hürriyet’ten Ayşe Arman’a samimi bir röportaj verdi.

Eklenme Tarihi: 27 Ocak 2019

Hızına yetişmek mümkün değil Şeyma! En son konuştuğumuzda Acun sana çok aşıktı! Öyle demiştin. Sonra küt diye boşandınız… Neler oldu? Bu noktaya nasıl gelindi?

-Hayat dediğin şey, tam da bu! Dünü biliyorsun, yaşadığın anı biliyorsun ama yarını kestiremiyorsun. O yüzden ben hep kaderci oldum: “Bir anda her şey değişebilir. Ayağım takılır düşerim ya da başıma bir şey başıma gelebilir!” Önemli olan tek şey, çocuğumun, ailemin, sevdiklerimin ve benim sağlığım. Gerisi, olacağına varıyor “Acun bana çok aşık!” lafı, o konuştuğumuz zaman dilimi için geçerliydi…

İyi de bu kadar hızlı mı değişir duygular?

-Buna cevap vermeyeceğim. Ama gerçekten aşıktı. Yalan değil yani. Fakat dediğim gibi, kimse yarın ne olacak bilemiyor.

Ben Acun’la ilgili detaylı konuşamayacağını aranızda bir protokol olduğunu, bunun da bir yaptırımı olduğunu biliyorum. Sadece senin açını soracağım… Siz, ayrı noktalara mı büyüdünüz?

-18 yaşında birlikte olmaya başladığımız için, onunla büyümüş oldum. Ve ister istemez onun hayatını yaşadım… Hep onun sevdiği şeyleri yapıp, aslında onları ben de seviyorum ve mutlu oluyorum sandım. Evet, bana inanılmaz güzel şeyler kattı. Ayaklarının üzerinde durabilen bu güçlü bir kadınsam sebebi Acun’dur! Ona çok şey borçluyum. Yaşadığım onca kötü şeye rağmen, hiçbir koşulda yıkılmamamı sağlayan Acun Ilıcalı’dır. Hala büyük hayranlık hissediyorum ve her zaman ona teşekkür ediyorum.

O olmasa, sen var olamaz mıydın?

-Öyle de demeyelim… Bu da kader. Biraz da kişilik. Varlıklı insanlarla birlikte olan, evlenen pek çok kadın var, ama onlar kendilerini benim kadar geliştiremediler. Ben durumu kendi lehime çevirebildim. Benim kendi bir tarzım var. Yaratıcılığım var. Kabul ederler, etmezler bir vizyonum var. Bu kadar geziyorum, bir dünya görüşüm oluştu.

Yani sen ondan bir sürü şey öğrendin ama aynı anda sen de geliştin…

-Aynen öyle! Acun’dan doğru şeyleri aldım diyelim… Ama son 3-4 senedir arkadaş grubum değişti. Yurtdışına daha çok gitmeye başladım ve daha farklı insanları, kültürleri, müzikleri tanıdım. Ve mesela Şeyma Subaşı olarak aslında R&B müziğini sevmediğimi fark ettim…

R&B’yi Acun mu seviyor?

-Evet, o bayılır. Yanlış bir şey söylemek istemiyorum. Aynı şeylerden de zevk alıyorduk ama ben zaman içinde daha farklı yerlere büyüdüm. Ve ondan ayrı yaptığım şeylerde daha fazla mutlu olduğumu gördüm. Bunun için de suçlanmak istemiyorum. Bir ömrümüz var. Kimse, kimseye zincirle bağlanmış durumda değil. Kimsenin kimseyle, “Beraber öleceğiz!” diye bir yemini yok. Tabii ki böyle olmasını istemiyordum. Boşanmak için evlenmiyoruz sonuçta. Filmlerdeki gibi güzel bir evliliğimiz olsun istedim ama olmadı.

Senin ona aşkın mı bitti, bu mu yani…

-Benim için aşkın ne olduğunu söyleyeyim… Kızım, Allah, pembe bulutlar…

Nasıl yani?

-Ben mesela gökyüzünden pembe bulutlar gördüğüm zaman mutluluktan kendimden geçerim. Arkadaşlarım benimle dalga geçer, Acun da geçerdi. Çığlık atarım filan. “Aşığım bu pembe bulutlara!” derim. Ben güneşe de aşığım, müziğe de aşığım… Arkadaşlarıma da aşığım! Büyük aşığım hem de… Annem, babam, sevdiğim insanlar, güzel şeyler… Benim için aşk bu… Beni heyecanlandıran, bağrıma bastığım şeyler. Acun da öyleydi. Aşk beni manevi olarak zenginleştiren şeyler. Ama uğruna ölünecek bir şey değil! Ölmek nedir ya! Neden ölelim pardon? “O olmazsa, yaşayamam, kendimi öldürürüm!” Salak mısın niye öldüreceksin…

Tam olarak ne demek istiyorsun?

-O zaten Acun daha çok işi ve kendi odaklı biri. Ben de Şeyma Subaşı odaklı biri oldum. Belki çok fazla bencil biri haline dönüştüm. Acun ve ekibi böyle değerlendirmiş olabilir. Halbuki bence bencillik değil. Ben kendi mutluluğuma odaklı büyürsem, ben mutlu olursam, başkasını da mutlu ederim diye düşündüğüm için kafama göre yaşamaya devam ettim açıkçası. Ama öyle bir an geldi, ikimiz de ayrı şeylerden zevk aldığımızı gördük. O kendi yolundan, ben kendi yolumdan gidince de, tamamen ayrı hayatlar yaşıyor olduk. İkimiz de ayrı şeylerden zevk alıyor olduk. Kendi ortak noktamızı bulamıyor olduk. Ve sonunda ikimiz de dedik ki, “Biz galiba boşanmalıyız artık! Aramızdaki saygının ve sevginin bitmesine gerek yok. Acun, herkesin hayran olduğu biri zaten. İşiyle, gücüyle, arkadaşlarına olan sevgisiyle, yardımlarıyla her şeyiyle herkesin baş tacı. Öyle olmaya da devam edecek…

Uğruna bir sürü savaş verdiğin, yıllarca beraber olduğun adamdan ayrıldın neticede… Reha Muhtar gibi soruyorum: “Boşluk var mı boşluk…”

-Boşluk mu? Güzel soruymuş! “Hayatın değişti mi, ne kadar değişti?” diye soruyorsan… Değişmez mi? Yalan yok, arkamdaki o büyük bir koruma kalkanı kalktı…

Pek de kalkmış ve boşluğa düşmüş gibi durmuyorsun ama… Hemen kendine bir Fransız sevgili yapmışsın…

-İtalyan! Ama “İtalyan sevgili yaptım!” demek istemiyorum açıkçası. 2-3 ay önce tanıştığım biri arkadaşımdı zaten. Birkaç kere aynı ortamlarda bulunmuştuk. Boşandıktan sonra bir tık daha yakınlaştık. Ama hala birbirimize, “sevgiliyiz” “kız arkadaşım, erkek arkadaşım” gibi şeyler demiyoruz. Ama evet, ilgi gördüğüm, benin de ilgilendiğim biri. Nasıl anlatabilirim? Beni meşgul ediyor. Beni merak ediyor, benimle ilgileniyor…

O zaman daha önceki ilişkinde ilgi görmediğini mi anlıyoruz?

-Hayır. Lütfen böyle bir anlam da çıkmasın. Gayet ilgi gördüm Acun tarafından. O yüzden öyle bir şey de demek istemiyorum. Ben şu an mutluyum. Acun da mutlu olsun istiyorum. Evet, koruma kalkanım kalktı ama onun dışında pek bir şey değişmedi açıkçası. Ben yine aynı Şeyma’yım. Sadece hiç olmadığım kadar özgürüm.

Çok başarılı bir iş adamı Acun. Ve haliyle işiyle çok meşgul… Bir önceki ilişkinde yalnız mı hissediyordun kendini?

-Hayalimdeki evlilik bu değildi diyelim. Her şey o kadar hızlı oldu, hızlı gelişti ki, ben çok bir şeyi anlayamadan, hep, kitabın bir diğer bölümü geçmiş oldum. Son on senem böyle geçti. O yüzden evliliğimin, özlemini duyduğum, aradığım şeylerin boşluğunu dolduramadığımı gördüm. Haa, şu anda o boşluklar doluyor mu diyorsan, onun cevabını da şu an veremem. Çünkü daha çok yeni. Ama hayatımda çok fazla bir şey de değişmedi. Acun zaten hep çok çalışkan, hep işinde gücünde biriydi. Ben de bu duruma fazla zorlanmadım. Yani halimden mutsuz değilim.

Halbuki insanlar senin yerlerde sürünmeni mi bekliyorlar?

-Muhtemelen. Hakkımda o kadar çok konuşuyorlar ki, yetişemiyorum. Umurumda da değil. Aldığım nafaka dert oldu onlara, neler neler demediler ki… “Bundan sonra yurtdışına gidebilecek mi? Özel uçak artık emrine amade olmayacak, bakalım ne yapacak? Ekonomi mi uçacak? Bakalım eskisi kadar kıyafet alabilecek mi? Gör bak alamayacak!” Ben materyalist bir dünyada büyüyen biri değilim. Ben ruhu, sevgiyle, paylaşmakla dolduran biriyim. Gördüğüm yeni şeyleri kendime katarak kendini hep geliştirmek için uğraşan biriyim. Düşmez kalkmaz bir Allah denir ya, bana böyle iftira atanlar, hakkımda ileri geri konuşanlar bilsin ki, ben öyle kolay kolay düşmem…

Mutsuz durmuyorsun ama yerinde de durmuyorsun… Nedir bu? Bu kadar çok gezmek de, sağlık belirtisi mi?

-Yok, değil! Gezerek, bir şeylerden kaçıyor da olabilirim. Evet, belki de bu: Gezerek, sürekli bana duyulan bu nefretten kaçmaya çalışıyorumdur. Gezmek meditasyon gibi geliyor bana. Mutlu oluyorum. Bu kadar uçmak insanı yorar ya, beni tam tersi daha fazla enerjik tutuyor…

Bu kötü yorumlara hani aldırmıyordun…

-Aldırmıyorum. Genel olarak okumuyorum da. Ama bazen denk geliyorum, kötülük fışkırıyor, inanılmaz iğrenç yorumlar. Bana yapılan saldırıların onda biri karışında insanlar yıkılırdı, bana yine de vız geliyor, tırıs gidiyor. Kitap yazacağım bununla alakalı. Dışarıda görsem, bana selam vermeyecek, benimle konuşamayacak tipler hakkımda yorum yazıyorlar. Tanımıyorum ki ben sizi. Yormayın kendinizi. Sizi ciddiye de almıyorum, alacak olsam kendimi öldürmem filan lazım!