Yalçın Küçük: Musul'u alamazsak, Diyarbakır'ı veririz

Odatv'ye konuşan Prof. Dr. Yalçın Küçük, 15 Temmuz darbe girişiminden Musul operasyonuna, Gülen Cemaati’nin darbedeki rolünden CHP’ye kadar birçok konuya ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Yalçın Küçük, Deniz Hakan, Okan İrtem ve Barış Zeren’in sorularını yanıtladı. İşte o röportaj:

“Deniz Hakan: Yalçın Hocam, son odatv duruşmasında “Darbe teşebbüsünü bir darbe gibi kullanamazsınız. Hukuka aykırıdır, bir imam efendinin hangi darbesi olur?” dediniz ve mülakatımızın başında da “Fethullah’ın bir tek şeyi var, ‘Marmaris’ten alın’ diyen odur”, sözleriniz var. Bunları açarak başlayabilir miyiz?

Yalçın Küçük: Tabii, Deniz Hocam, öyle dedim. Önce şunu söyledim. Fethullah 15 Temmuz’dan önce bütün adamlarını dışarı çıkarmıştı. Ve öyle görünüyor ki, burada yapmak istediği, ki onu da bilmez, Fethullah’ın yaptığı Bab-ı Ali Baskını gibi bir şeydi. Marmaris Baskını, ama burnunu kanatmayacaksın, bunu yapmak istediler. Hanefi Avcı’nın bir açıklamasını hatırlatabilir miyim, mahkeme günü “ben öyle söylemedim” dedi, ama gazetelerde, internette bulunabiliyor...

“BİZ 2014’TEN BERİ ‘OBAMA DOKTRİNİ’ DEDİK”

D.H.: Harekete geçenlerin ordu içindeki cemaat mensupları olmadığını söyledi. Cemaat başlattı, programladı, ama hareket eden, ordu içindeki askerler oldu, dedi.


Y.K.: Evet, Hanefi Avcı’yı bilmiyorum, ama ben de bu görüşte olduğumu söylüyorum.

Obama, ne dedi Obama, “bir deprem var”, dedi. Edelman ne dedi, Edelman bizim Silivri’den çıkmamız için Abramowitz ile birlikte rapor hazırlayan kişidir, annesi İstanbul Yahudisi’dir, Türkiye’yi bilen birisidir. “Çok doğru, bu işte Gülen var”, dedi, “ama Gülen Türk generallerinin yüzde kırkını alıp bir yere götüremez”, dedi. Burada Türk generallerinin yüzde kırkı var.

Bu arada başkalarıyla beraber Economist de bu konuları yazdı. Economist’i biraz tanıtmamız da lazım, ben Mehmet Ali Kışlalı ile çalışırdım, ondan öğrendim birçok şeyi, Mehmet Ali ordunun nabzını tutardı. Ordudaki her harekete dair bilgiyi Mehmet Ali bir şekilde elde ederdi. Bir Economist Intelligence var, adamlar çok açık olarak söyledi, “bu bir ordu işidir”, dedi. Ben ona güvenirim, bu konularda Economist’i okurum, “ama Türk hükümeti bunun başka bir şey olduğunu söyledi ve inandırdı”, dedi. Şu anda Türk avukatları, Türk hukukçuları Tayyip Bey’e inanıyor.

D.H.: Peki Yalçın Hocam, Amerika’nın 15 Temmuz’daki rolünü bir ölçüde konuştuk. Amerika’nın, genel olarak Batı’nın Erdoğan’dan rahatsızlığı da, Gülen’i kollaması da biliniyor. 15 Temmuz üzerinden olduğundan büyük ve devlet bağlarından koparılmış bir Fethullah öcüsü yaratılmasında, OHAL’e, Harp Okullarının kapatılmasına, imam-hatipleştirilmesine, her alanda muhaliflerin tasfiyesine açılan bir yolda Kemalist kesimlerin de bir tür desteğini, ya da en azından “suskunluğunu” alma hesabı olduğuna inanıyorum, ama Obama ile Edelman, Economist “bozacının şahidi şıracı” olarak görülmez mi?

Y.K.: Deniz Hocam, Obama, Edelman, Economist, bizim değerlendirmelerimizden sonradır. Ve Fethullah da fethullah diyenler orduyu hiç bilmemektedir. Orduda, yüksek kademede de bu kadar olmaz.

İkinci olarak, biz 2014’ten beri “Obama Doktrini” dedik. Bizim Obama Doktrini derken söylediğimiz dünyadakinden çok daha farklı. Dünyada Obama Doktrini diye bir lafı kullanmadılar. Ne zaman kullandılar, Nisan ayında kullandılar. Yani Obama İran ile anlaştığı, İran’a ambargoyu, şunu bunu kaldırdığı zaman buna Obama Doktrini dediler. Ve Amerika’da aşağı yukarı tek ses gibi başladı, büyük gazeteler de Obama Doktrini olarak bunu söylediler. Buna da doktrin denebilir, ama bizim doktrin derken kastettiğimiz bu değildi. Bizim bildiğimiz bazı şeyleri Amerikalılar bilmez. Biz Truman Doktrini’ni biliriz, bizim her şeyimiz Truman Doktrini. Cumhuriyet’in yeniden kuruluşu bir biçimde Truman Doktrini’dir. İsmet Paşa bu doktrin çerçevesine dahil olmak için çok çalıştı. Önemli bir şeydir bu.

“NE DEMEK FETÖ, BİZ HEP FETHULLAH GÜLEN DİYORUZ, BİZ AKP’NİN DİLİNİ Mİ KULLANACAĞIZ”

Okan İrtem: Truman Doktrini yeni bir Türkiye’yi oluşturmak üzere Türkiye içinde ve dışında önemli bir dönüşümü gerçekleştirebiliyor. Peki, Türkiye’nin son dönemdeki politikasına, iktidarın Obama ile mesafesine ve bunun bir türlü azaltılamamasına bakarak, Obama Doktrini’nin Truman Doktrini ölçüsünde güçlü olmadığını söyleyebilir miyiz?

Y.K.: Hayır, bizim söylediğimizin bununla bir ilgisi yok, oraya geleceğiz zaten. Ama şimdi başka bir meseleyle devam etmek istiyorum. Burada ilave edeceklerimiz olacak. İtirafçı olmuş bir yarbay, fethullahi olduğunu söyleyen bir yarbay, “3500 subayı AKP tasfiye edecekti, Gülen bize ‘isyan edin’, dedi” dedi. İki taraf da biliyordu dedik, bizi hapse atan subaylardan bazıları 15 Temmuz’dan önce çıktılar. Hepsi çıktı.

Barış Zeren: Savcılar ve hakimler de çıktılar.

Y.K.: Bunlar varsa, Fethullah’ın neyinden bahsediyorsunuz, Fethullah’ın bir tek şeyi var, ne dedik, “Marmaris’ten alın” diyen odur. Görebildiğimiz bu. Bab-ı Ali Baskını gibi, Marmaris Baskını ama burnunu kanatmayacaksın, bunu yapmak istediler.

Bu kadar büyütülen budur. Şimdi öğreniyoruz, bütün kötülükleri birleştirdiler ve hepsini yapan tektir ve Gülen'dir. Sanki Gülen bir şeytan'dır ve belki de günah keçisidir. Doğu Perinçek gibi bir adam, Tayyip Bey’i desteklemek için bir kumpas lafı çıkarttı. Bizim hepimizi Fethullah tutuklamış, hiç öyle bir şey yok. O noktaya geleceğiz. Burada ne oldu, burada da herkes Fetö diyor, kim söyler Fetö’yü, nasıl söylersiniz Fetö’yü, bir Kur’an oldu Fetö. Bir avukat Fetö der mi? Mahkeme günü, ben terbiyeli bir adamım, kısa tuttum ama yeteri kadar tepki oldu. Bir Fetö çıkarıyorsunuz, ne demek Fetö, biz hep Fethullah Gülen diyoruz, biz AKP’nin dilini mi kullanacağız; AKP’nin dilini hukuk dili haline mi getireceğiz.

Biz, "nurs-i" diyoruz, "Nurs'a ait ya da Nurs'dan gelme anlamındadır. "Nurcu" tarikatı kurucusu Said-i Nurs-i'den biliyoruz, kökü "Nurs" köyüdür. Ahmed-e San-i de var, Farisi'dir ve bir zamanlar dilimize egemen olmuştu, bu egemenliğe pek çok değindim, kitaplarımda yeri var.

İktisat Fakültesi'nin parlak profesörü, İstanbul Üniversitesi, yakında kaybettiğimiz dostumuz ve hocamız Sencer Divitçioğlu, Türkçe aşığı idi, "Marxgil" sözcüğünü çıkardılar. "Marxist" yerine kullanıyoruz. Pek doğrudur ve pek yerindedir.

Ben artık Türkçe'ye yerleşmiş -i ekinden hareketle, "Güleni" ya da "Fethullahi" diyorum. Le Monde Diplomatique, yeni bir incelemede, yazarı Türk, "gulenist" demektedir. Yakında, Türkiye'ye gelmiş olan İngiliz Dışişleri Bakanı Boris Johnson da "gulenizm" dediler.

Siz gelmeden hemen önce baktım, görüyorsunuz çalışıyorum, -ist suffix, forming personal nouns expressing an adherent of a creed, bir inanca, aidiyet gösteren ek demektedir. Marxist ve fatalist örneklerini veriyor. Ve ben çocukluğumda, "teyzemgil'e" giderdim, henüz "teyzemist" diyemiyordum.

İngiliz Dışişleri’nden Boris'in soyadındaki "son", oğul sözcüğünü anlatıyor ve İbrani "beni" biliyoruz. Çok kullanıyoruz. Erdoğan'a, sanki öğretmek istiyordu, "gulenizm" telaffuz ettiler. "Feto" yanlıştır, "guleni" ya da "gulenist" ve tabii "gulengil" çok doğrudur.

“ÖNSEL, ÜÇOK VE PEK ÇOK AMİRALLER STOCKHOLM SENDROMU'NDADIRLAR”

Devam ediyorum, Tayyip Bey ve "tayyibist" izleyicileri pek yanlıştırlar. "Fetö" ve "Fetöcu" sözcüklerini henüz kullanamayız. Henüz bir yargı kararına sahip değiliz.

On binlerce insan aldılar; mahkemelerde kaç tanesini bulacağız, bulmak istediğim için değil, nasıl bulacağız, camileri yoktur, ayinleri bilmiyorlar. Birden Gülen-i uzmanı cürüm arkadaşlarım çıktılar. Önsel, Üçok ve pek çok amiraller ve pek yazık, bunlar, Stockholm Sendromu'ndadırlar; kendilerini zulme, zındanlara gönderen Erdoğan’a aşık olmuşlar, yaranmaya çalışıyorlar. Kitaplarında bir tek isim yok, Pekin, Üçok, Şener, "anlatmak" için Amerikalara da gitmişler, güzel seyahat, gezerler, hediyeler getirirler. Utanıyorum.

Gülen'i 1961 yılından beri tanıyorum, ilk saldırısı bizedir, o zaman komünizm ile mücadele derneğindeydi, 27 Mayıs Lideri Cemal Paşa çok övdüler, biz de Cemal Paşa'ya hücum ettik, geri çekildiler. Gülen mi, Özal'ın, Demirel'in, Ecevit'in kucağında büyüdü, bunların bir kısmını şimdi Mesut Bey de afişe ettiler.

O.İ.: Mesut Yılmaz’ın açıklamalarını mı söylüyorsunuz?

Y.K.: Evet, eski Başbakan Mesut Bey, yakında, Cevdet Saral'ı da anlattılar, Ankara Emniyet Müdürü, Gülen'i afişe eden ilk raporu yazdılar, bana sık sık gelirlerdi. Oktay ile ikisi, içki içmezler, çay yaparım, sonra seccade-benzeri bulurum, namaz kılarlar. Konuşuruz. O raporu bana da verdiler, hapse gireceğimi hissettiğim zaman Odatv’den Barışlara verdim, hapisteyken yayınladıklarını duydum.

Biraz kendimden söz edebilir miyim, yakın zamana kadar trt'nin en önemli yöneticilerinden Nasuhi Güngör, şimdi yerine geçen Taşkın Koç, Cevdet Saral, Oktay, başkaları hep bende olurlardı. Nasuhi, oturur oturmaz, "ben nakşibendi'yim" demişti. Taşkın, soldan islama geçmişti, ama hem Said-i Nursi'yi ve hem de Güleni yolu çok sığ buluyordu. Fitne kitabıma almış bulunuyorum, merak edenler için sayfa 359, Nasuhi’nin yazdığı kitaptan aktarıyorum, bakın ne diyor, “Örneğin Fethullah Gülen cemaati, gerek yayın gruplarıyla gerekse de diğer siyasi enstrümanlarıyla yenilikçi harekete (AKP’nin kuruluşuna) başından beri ciddi ölçüde destek vermektedir.” Bu 2001’de yazılmıştır.

D.H.: Güngör’ün kitabını hatırlıyorum, AKP’nin kuruluşunda İsrail inisiyatifine de işaret ediyordu. Konumuzla doğrudan ilgisi yok, ama bunları yazmış biri olarak, Güngör’ü neden yükselttiler sizce?

Y.K.: Çok doğru. İsrail bağlantısını kuranın iki kişi olduğunu söylüyor. Çok açık olarak. Biri Gül, öbürü Gülen. Çok enteresan. Birinci nokta bu. İkinci nokta, Tayyip Bey öyle bir noktaya geliyor ki, bütün yüksek görevlere getirdiği adamlar, en kibar deyimle, hayatlarının bir noktasında Tayyip Erdoğan’a en ağır sözleri söyleyen adamlar oluyor.

O.İ: Benzer bir durum Süleyman Soylu için de geçerli.

Y.K.: Tabii. Tabii. Şimdi bu darbe teşebbüsü sözü gibi maskaralıklara gireceksek, şunu söylemeliyiz, Necdet Paşa o gün niye ağladı, korkusundan ölmüştü, Necdet Paşa’yı takip ediyorum, bin beş yüz tane albayın ismi verildi, Necdet Paşa da bu albayların hiçbiri Fethullahçı değil, dedi. Zaten Fethullahçı olduğunu bilemezsin.

Bir takım albaylar çıktılar, onlar Fethullahçı bunlar Fethullahçı dediler. Ben onların kitaplarını okudum, bir tek Fethullahçı ismi vermiyorlar. Nasıl bilecekler? Peki, aynı kafada olanlara mı bakılacak; o zaman ben de isim veriyorum, Gürsel Tekin diyorum, Barış Yarkadaş diyorum, ne demek bu, onu da söyleyeceğiz. Fethullahçı nedir, Fethullah’ın bir tarikat olduğu kuşkuludur. Tarikatı nereden biliriz, bir camii olacak, o tarikat oraya gider, bir ayini olacak, Fethullah’ın ne camisi var, ne ayini var. Bu bir islamik, masonik örgüttür. İnsanları bir yere getirmek için, bilmem ne. Türk ordusunda da albaydan sonra kimse olmaz, kimse ciddiye almaz.

“DENİZ BAYKAL’IN TUTSAK OLDUĞUNU ÇOK GEÇ ÖĞRENDİK”

O.İ.: CHP yönetimi ile Gülen arasındaki ilişki üzerine daha önce de çok yazdınız. Fethullahçıların Fethullahçı olduğunu bilmek bu kadar zorsa siz nasıl isim verebiliyorsunuz?

Y.K.: Okan Hocam, biz Deniz Baykal’ın tutsak olduğunu çok geç öğrendik. Bazı şeyleri söylemişiz. 2006’da, bir yıl içinde seçim olacak, ben televizyonlarda “Deniz Baykal sen seçime girmiyorsun” demişim. Referandumda ise ben ve Hüsamettin Cindoruk, “Kemal Kılıçdaroğlu sen referanduma girmiyorsun” dedik. Bu çok açık. Adam inanılmaz bir adam, referandum başarılı, diyor. Bu, bir yandan, orada tamamen Gülen’in kulu olduğunun ispattır. İnanılmaz bir ihanet.

Yenildiği halde başarılı oldu diyor, ondan sonra Orhan Pamuk’a ve Sezen Aksu’ya telefonlar ediyor, tebrik ediyor. Çok başarılı oldu, demokrasi diyor. İkincisi, bütün kampanya boyunca 27 Mayıs’a küfür ediyor. Hiçbir şey söylemiyor.

“BUNLARA FETHULAH GÜLEN’İN ASKERLERİ DİYORUM”

D.H.: Bütün bunlardan Cumhuriyet karşıtı olduğunu, muhalefet yapmadığını çıkarabiliriz ama Gülenci olduğunu nasıl çıkarıyorsunuz?

Y.K.: Tek başına bunlardan çıkartamayız, onu başka yerlerden çıkartacağız. Ama şu çok açık, Gülen ile beraber girmiştir ve Cumhuriyet Halk Partisi’ni ortadan kaldırmıştır.

Recep Bey diyerek başladı. Ne demek anlamadık, önce hoşumuza gitti. Küçültmek istiyordu, ben kendi sözü olduğu kanısında değilim. Gülen’in fikri olduğunu düşünüyorum. Sonra referanduma girmedi, oy da vermedi. Yalçın Küçük çok açık söyledi, sen AKP’ye karşı oy vermek istemiyorsun, bir yerden sana izin çıkmıyor, bunları söyledi. Üçüncüsü, Ekmeleddin’i getirdi. Tayyip Bey’e zaman zaman muhalefet çıkarabiliyor, AKP’ye ise hiçbir muhalefeti yok. Sadece Tayyip Bey’i götürmek... AKP’nin ise gitmesini istemiyor. Türbanı getiren bu, Atatürk’e karşı olan bu, Dersim’i Cumhuriyet yaptı, diyen bu. Hakiki bir cumhuriyet düşmanı. Bu, Fethullah. Aynı kafada. Balyoz’da suç vardır, diyor. 42 gün koalisyon görüşüyoruz diyor, hiçbir şey yok, çocuk kandırıyorlar.

Bundan sonra isimlere gireceğiz. Şu anda bunların çoğu çıktı, Sezgin, Erdoğan bilmem ne… Ben bir kural geliştirdim, şöyledir, Cumhuriyet Halk Partisi’ne getirmek istediği ama partinin üyelerinin itiraz ettiği isimler var; bu isimleri bir biçimde alıyorsa, şunu söyleyebiliriz, onlar Fethullahçıdır. O çocuğun adı var burada, cehepe’ye girmek isteyen şarkıcı, Atilla Taş, birliyorsunuz değil mi? Onu almadı Kılıçdaroğlu. Bir de Sezgin var, cehepe’de müthiş bir tepki oldu, onu aldı. Eğer bir adam cehepe’deki tepkiye rağmen bunları almak istiyorsa ve sonunda alıyorsa, aldığı Fethullahçı’dır. Ama ne diyorum ben, çok büyük ihtimalle Fethullahçıdır.

Peki, bu Sezgin kimdir, Sezgin bizlerin cezalandırılması için müdahil olmak isteyen adamdır. Şu anda bütün Fethullahçıların davalarına bekçi olarak katılıyor, bunun için cehepe’ye girmiştir. İsimleri vermeye başladım. Mahmut diye birisi de var, Mahmut Bey bir Fethullahinin davası olunca barikatları aşıyor, kavga ediyor. Biri de çıksın öyle değiller, desin. Zaten cehepe bizim dışarı çıkmamızı da hiçbir zaman istemedi.

Ben ne diyorum, son seçimlerde aday yoklaması diye garip bir seçim yaptılar, bunların seçim olmadığını daha önce yazdım, milletvekili yaptıkları adamların hepsine, daha böyle bir dava olmadan önce Fethullah’ın askerleri dedim. Barış Yarkadaş, Eren, Mahmut… Başlarında Gürsel Tekin. Bunlara Fethulah Gülen’in askerleri diyorum. Bir kural daha söylüyorum, şu anda Fethullah Gülen’e en fazla hücum edenler çok büyük bir ihtimalle Fethullah Gülen’e yakındırlar. Bu adam, Kılıçdaroğlu demek istiyorum, Gülen ile beraber cehepe’yi ortadan kaldırmak için gelmiştir.

Ama bir şey söyleyeyim, kendi içimde tutarlıyım, ben Gülencileri tarikat filan saymam, onu İslami bir masonik örgüt olarak görürüm, daha önce de söyledim.

Bunları Fethullahi olduklarına nereden inanıyorum, bunlardan bir şüphem yok, nihayet ben de yıllardır bu işle uğraşan bir adamım. Kemal Kılıçdaroğlu’nun hiçbir sözüne inanmıyorum. Karısının adını bile doğru söylemiyor, bazen Sevim bazen başka bir şey diyor, sonradan Selvi çıktı. Şunu da getirdim, kupürler getiriyorum. Dedem soyadımızı değiştirdi diyor ama ailede değiştiren kimse yok. Halası Karabulut, amcası Karabulut. Ailesinde kendisinden başka Kılıçdaroğlu diye bir şey yok. Bunları daha anlatacağız.

“65 BİN KİŞİ AÇ SUSUZ BIRAKILDIYSA HÂLÂ TEŞEBBÜSTEN Mİ BAHSEDİYORSUNUZ”

B.Z.: Yalçın Hocam, devam ederiz. Ancak, 15 Temmuz tartışmasına biraz geri dönebilir miyiz? Geçtiğimiz hafta içinde American Enterprise Institute’tan, neo-conlara yakın olarak bilinen Michael Rubin, sizin söylediklerinize çok yakın şeyler söyledi. 15 Temmuz’a Kemalist subayların da katıldığı yazdı. Odatv duruşmasında “Teşebbüs deyip darbe gibi hareket edemezsiniz, asıl darbeyi yapamazsınız,” demiştiniz. Rubin de iki darbe oldu diyor, ikincisini hükümetin darbesi olarak görüyor. Ve üçüncüsü de mümkündür diyor. Siz ne dersiniz?

Y.K.: Asıl darbe, iki ay bile dolmadan 65 bin kişi aç susuz bırakıldıysa hâlâ teşebbüsten mi bahsediyorsunuz, kim yaptı bunu. Tayyip Beyefendi çok doğru söylüyor, ne diyor, Allah’ın bir lütfudur diyor. Öyle görüyor.

Michael Rubin izlediğim bir yazar ve Türkiye uzmanıdır. Söyledikleri ya da Türkiye'deki yansımalarına şu şekilde başlayabilir miyim; 15 Temmuz'u ele alırken, "darbe" sözcüğünü atıyorum, önceden tahmin eden "Rubin" diyorlar. Çok hoş, "önceden tahmin" edenler ya da "haber verenler" o kadar çok ki, sanki davul zurna ile geliyordu. Herkes biliyordu.

Can Dündar, yargıçlar, yargıtay üyeleri, çok zenginler, önceden "bildiler" ve uçtular. Herkes biliyordu ve bekliyordu. Erdoğan da Marmaris'tedir.

Öğreniyoruz ki Doktor Rubin "failed coup" demektedir ve Economist de aynı tabiri, "failed coup" kullanmaktadır. İlk sözcük, "başarısız" ve ikincisi, darbe'dir. Pek güzel, öyle ise "darbe" yoktur. Önemli cezai bir durumdan söz edemiyoruz. Tekrarlayabilir miyim, hükümet de "teşebbüs" diyordu ve son odatv duruşması'nda, 22 Eylül, bunu pek çok eleştirdim.

Aynı şekilde "fetö" de demek mümkün değildir. Bir "ihtilal" ya da "darbe" örgütü karara bağlanmamıştır.

"İkincisi" ve bu düzeltmelerle "birincisi" olmuştur. Yalnız ne olmuştur, henüz tam tahlilini yapamadık. Ordu ve bürokrasi, eğitim kadroları, müthiş bir şekilde değiştirilmiştir. Bu kadar değil, genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları, artık çok değiştiler. Başka oldular.

Peki, olduysa, üçüncüsü ya da "ikincisi" olur mu, Rubin’in böyle bir sorusu var.

Olanlar olduysa, olacak olan da olur, diyor. Durmaz, diyor.

Büyük bir ekonomik sorun var. Çok büyükse, derinse, mutlaka, savaşçı bir hükümetimiz oluyor. Akepe, geniş Suriye'nin, Irak dahil her tarafına girmek istemektedir.

SURİYE İLE BÜTÜNLEŞMEZSEK KÜÇÜLÜRÜZ

D.H.: Girebileceğini düşünüyor musunuz? Erdoğan bu aralar sanki bir Yalçın Küçük. Musul’u dilinden düşürmüyor. Tabii, siz Suriye ile birlik diyorsunuz; o Musul’u Amerika’ya verecek plandan pay kapma hayalleri kuruyor.

Y.K.: Girebileceğini düşünüyor muyum, hayır, Kıbrıs'ı biliyoruz, ben de savaşmıştım, "kurtarmak" için gitmiştim. Orada kaldık. Amerika tekrarından korkmaktadır.

Tarihimize, "çuval geçirme" olarak geçmişti. Akepe hükümetteydi, böylece, ABD uyardı, dönün dediler. Menderes, Suriye'yi almak istiyordu. Nuri Sait Paşa ile çok yakındı. Öldürüldü. Özal, Musul'a takmıştı, bu dünyadan ayrıldı. "Öldürüldü" diyorlar. Bunlarda, ABD ve İsrael parmağını görmemiz zorunludur.

Esad'ın da Konsomalskaya Pravda'ya bir açıklaması var: ÖSO ve El Nusra ve İŞID’i birbirinden ayırmamaktadır. Bu üçünü ya öldürürüz ya da geldikleri yere, burada, "Türkiye" diyorlar, süreriz, demektedir. Yeni bir durumdur.

Evet, teorilerim, doktrinlerim şu anda çok okunmaktadır. Benim söylediğim şudur: Musul'u almazsanız, Diyarbakır'ı kaybedersiniz. Akepe, hendek savaşını da bu görüşe dayandırmıştı.

Musul, kürdifiye olarak bırakıldı. Diyarbakır, türkifiye edilmek üzere alındı. Bu ayrılığı hesaba katmadan benim teoremimi anlamak ve uygulamak imkansızdır. Erdoğan'ın Mısıroğlu'ndan aktardığı görüş yanlıştır. Hendek Savaşı, eski tarz bir savaştır. Ulusal Kanal’da bunları anlatmıştım, Doğu Perinçek çok rahatsız oldular. Doğu Kardeşim artık tam bir jingo olmuştur.

ODTÜ'nün de harika olduğu bir dönem vardı; öğrenciler, "devrim de devrim" diyorlardı ve güçlü bir öğrenci birliğine sahiptik. Ben öğretim üyesiydim. Liderler, Maltepe'de bir apartmanın en üst katında otururlardı, Vedat Soner de oradaydı, ağırbaşlıydı; bizim abartmanın üst katıdır. Devrim, arada bir gider, çok çocuktu, solcu ağabeyleriyle oynardı. Işık, İdari İlimler Fakültesi'nde benim öğrencimdi; Işık Perinçek de çok zarif ve ağırbaşlıydı. Doğu'nun kardeşidir.

Yunus oğullarıdır. Bir kez Ulusal Kanal'da görmüştüm. Değerli büyükelçi Uluç Özülker, Siyasal'dan arkadaşım büyükelçi Onur Öymen oradaydı, bir ara ağızları açıldı ve bir daha kapanmadı, Amerika Kürtler ile, Işid'e hücuma başlamıştı; Işık ve Vedat'ın çocukları Yunus, "içim yanıyor" diyordu. Dayısı Doğu Perinçek de Şam'da, Emevi Camii'nde namaz kılmayı planlıyordu. Erdoğan'ı pek sevdiği dönemdir ve devamlı, Esad'ı bir mazosişt sayıyordu. Türk askerleri girdikçe, Esat, Doğu'ya göre, çok memnun oluyordu. Doğu'ya göre, Esat bir mazoşisttir.

Şimdi çocuk yeğeni Yunus aynı yerdedir. Esat, Rusya'daki Pravda'ya, bu üçlüyü, ÖSO-Nusra-Işid'i ya öldürmekten ya da Türkiye'ye sürmekten söz etmektedir. Yeğen Yunus'a göre, kabul etmişler ve bizlerden memnuniyetlerini açıklamışlar.

Bizim Güney'de, İskenderun ya da Antakya, bazen, Yunus yaşındaki çocuklar da kadınlar hamamına giderler. Kadınlar, "oğlum babanı neden getirmedin" şeklinde itiraz ederler. Demek Yunus, dayısının hikayelerini anlatmaktadır.

Osmanlı medeni hukuku'nda, ceza yanı da var, bir madde biliyoruz. Şudur: "Sıkışırsa genişler." Türkiye, kendini çok sıkıştırdı ve ben, bir tür, bunlara işaret ediyordum. 1961 yılından beri, Ortak Pazar'ı red ile "Doğu Birliği" öneriyordum. Çok mantıklı ve çok tarihidir. Bir, Büyük İskender, bunu yapmıştı. Ve iki, Bizans budur. Üç, Osmanlı ise tam buradadır. Nitekim ben bunu önerdikçe, Osmanlı'yı yeniden kurmakla suçlanıyordum.

Musul'u almazsanız, Diyarbakır'ı verirsiniz işte budur. Ancak Hendek Savaş'ı buna tam karşıdır. Şimdi, Erdoğan'ın tekrarladığı, benim "büyümezseniz küçülürsünüz" kanun maddem işte budur. Ve ama şimdi büyüme kapımız yoktur. Akepe, bütün kapılarımızı yıkmıştır.

Artık, İstanbul'un fethinden daha çok reddediliyoruz. Artık, Ermeni tehciri kadar ve her yerde bizi istemiyorlar. Sanki yeni doğan çocuklar dahi diktatördürler. Sanki hepimiz çok kötüyüz. Bu haldeyiz.

Zaman geçmiştir. "Ayı", sıcak sulara inmiştir. Amerika, Deniz Hocam, siz de hem yazdınız, hem de yazacaksınız, Barış Hocamın da, bugün bu mülakat çerçevesinde, yazısı var, Suriye’de oyun peşinde ve Musul'da üs kurmak üzeredir. Çok sıkıştık. Benim görüşlerim genişlemektedir. İlk adım Suriye ile bütünleşmektedir. Ancak "akepe" en büyük engeldir. Büyük baraj, akepe'dir. Akepe'den sonra ilk kapı var. Bütün kapılar sonradır. Ne garip şu anda en çok "Caligula" kitabımın sözü geçiyor.”

Röportaj: Deniz Hakan / Barış Zeren / Okan İrtem

Katkıda bulunan avukatlar: Kazım Yiğit Akalın, Serkan Günel, Sedat Akçelik

Odatv.com