Yalçın Küçük: Fethullah Gülen CHP'nin eş başkanıdır!

Ergenekon davasında yargılanan ve Silivri cezaevinde hapis yatan Prof. Yalçın Küçük, seçime giden Türkiye'deki gelişmeleri ODATV'den Deniz Hakan ve Okan İrtem'e değerlendirdi.

İŞTE ÇOK KONUŞULACAK O AÇIKLAMALAR.

DenizHakan: Yalçın Hocam, Kasım ayında yapılacak seçimler için partiler aday listelerini açıkladılar. Söyleşiye bu listelerin değerlendirmesiyle başlayabilir miyiz?

Yalçın Küçük: Tabii, 7 Haziran seçimlerinden önce ben, “Bu ülkeyi seven insanlar, oylarını iki nefrete dayanarak verecek,” demiştim. Artık nefret sözcüğünü Tayyip Bey için de rahat kullanıyoruz çünkü onun çok yakını, genel sekreteri de “nefretten yararlanıyorlar” diyor. Bu çok tuhaf bir durum. “İki nefret” dedim; bir, Tayyip Erdoğan’a karşı duyulan ve iki, Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı duyulan nefreti kastettim. Önce Akp’den başlayalım. Kurdukları yeni hükümete, seçim hükümetine bakacak olursak, orada da en belirgin işaret şu:Korku var. Feridun Sinirlioğlu’nu Dışişleri Bakanı yaptılar. Amerika’dan çok korktuklarının göstergesidir. Bu Dışişleri diplomatı AKP’ye ne kadar uyumlu olursa olsun, Amerika’nın programlarına aykırı hiçbir iş yapmaz. Nitekim Türk ordusunun Suriye’ye yürümesi konusunda, basına da intikal etti, Sinirlioğlu ayak sürçtü. “Şöyle olur, böyle olur, müttefiklerle konuşalım, bu zaman ister,” falan dedi… Feridun Sinirlioğlu meslekten bir bürokrat, Süleyman Demirel ile çalışmış; işi budur. Giden gibi değildir, Amerika’nın nabzını tutar, Amerika’ya ters olacak herşeyi frenler, bu bir. İki, bir sürpriz olarak Milli Savunma Bakanlığı’na Vecdi Gönül’ü getirdiler.Bu, orduya güvencedir. Vecdi Gönül, kim ne derse desin, devlet terbiyesi son derece yüksek, sonradan olma değil, gerçekten dini sağlam ama çok aklı başında birisidir. Orduya karşı ham bir hareket yaptırmaz. Bu iki ismin getirilmesi korkunun bir ifadesidir.

Şimdi baktığımızda, yeni milletvekillerinde, çok fazla ileri gitmeyelim, bir Boynukısa mı, Boynueğri mi, biri var...

D. H.:Boynukalın...

Y. K.: Hah, evet, onu attılar. Bu, Hürriyet Gazetesi’ne yapmış oldukları hareketin çok kötü davalara ve düşüşlere yol açacağını ve hatta bunun bir şekilde ileride, düşenin yargılanmasında da çok ciddi bir gerekçe olabileceğini görebildiklerini gösteriyor… Bunlar kabul edilemez. Bunu attı, en yakın adamını attı, bu büyük bir korkudur. Ve hep olduğu üzere Tayyip Erdoğan her zaman kendi adamlarını harcayan bir adamdır. Bu tip insanlar adam harcamadan, ihtiyacın ötesinde, bir haz duyarlar.

OLAĞANÜSTÜ KORKUYOR

Okan İrtem: Yani Hürriyet’e yapılan saldırının Tayyip Erdoğan’dan bağımsız olduğunu düşünmüyorsunuz?

Y. K.: Okan Hocam, ben de onu söylüyorum. Oraya geleceğiz. İkinci olarak, son anda, “Merkez Bankası böyle uyaramaz,” bilmem ne, diye bas bas bağırdığı iki adamı da milletvekili yapıyor. Olağanüstü korkudur. Şu tarafı bizi hiç ilgilendirmez, böyle basındaki onu şu istedi, bu istedi, Davut istedi, mavut istedi… Bunlar önemli değil, al birini vur ötekine. Bu hem Türk oligarşisine, dünyaya yöneliktir. Dönebilir miyim diye devamlı onlara bakıyor, yani “ekonomide büyük maceralardan vazgeçiyoruz,” diyor. Çünkü anladığımız kadarıyla, Bebecan’a aynı duruma gelme sözü verilmiştir. Hürriyet’te okuyabilirsiniz. Demek ki, nefret korkuya dönmüştür. Zaten Yalçın Küçük’ün Caligula kitabında bu var. Korkunun iki yanı var:Bir yanda müthiş hücum eden, yer yer ölçüsüz, ama öbür taraftan da son derece ürkek. İkisi yan yanadır.

Chp’ye geldiğimizde, çok korkmuş, bazı basın “statükoyu korudu,” diye yazıyor, Kemal Kılıçdaroğlu’nda koruma güdüsü diye bir şey yok. Türkiye’de politik alandaki en acımasız, kendisine yardım eden herkesi tasfiye eden bir adam.

NEREDEYSE FETHULLAH GÜLEN’E GRUP KURDURUYOR

D. H.: Bir önceki röportajınızda, Kılıçdaroğlu’nun tasfiye yoluna gitmesini beklediğinizi söylemiştiniz ve aradan geçen sürede, basında sizi doğrulayan pek çok haber çıktı. Ama sonuçta Kılıçdaroğlu şu anda en büyük rakipleri olarak gördüğü Baykal’ı da, İnce’yi de tasfiye edemedi. İstediğinden kuşku duyamıyorum ve öyleyse, gücü yetmedi.

Y. K.: Oraya geliyoruz. İki şeyden korktu, bir, aday yoklamasına kendisi de girdi. Kılıçdaroğlu’nun iki tane hınk deyicisi var, birisinin adı galiba Rahmi Turan, diğerinin adı Ertuğrul Özkök. İkisi de, “Ne başarı, ne başarı, aday yoklaması yaptı, kazandı,” dediler. Ben bunun bir yalan olduğunu söyledim, “Bu bir oyundu,” dedim. Kim ne kazanmış? Kim oldukları bilinmeyen, delege denilen, Chp ile ilgisi olmayan insanları partiye alıyorsunuz. Bir kısmı tüccar, bir kısmı arsa alışverişi ile ilgilenen bir takım adamları getirdiler. Bunu yapmak istediler, ancak öyle görünüyor ki, bu oyun artık bozulmuştur. Artık bütün Türkiye Kemal Kılıçdaroğlu’nun oyun oynadığını, hile yaptığını, kontenjanla Chp düşmanlarını toplarken, bunu bir de aday yoklaması diye sunduğunu, yoklama ile hiç alakası olmayan bir şeyi soktuğunu konuşuyor.

Daha önce söyledim, 7 Haziran’dan belki bir hafta sonra “erken seçimi” telaffuz etti; Tayyip Erdoğan’dan aldığı, özel, bilmediğimiz bir haberi mi var? Erken seçimi söyledi ve“Erken seçimde bunları yerinde tutacağım,” dedi. Getirmek istediği odur; sorun, ona da cevap vereceğim. Bu aday yoklaması soytarılığı ile, neredeyse Fethullah Gülen’e grup kurduruyor.

Aday yoklaması birgünü alır, şimdi ona da vaktim yok diyor, ne olacak, parti biraz canlanırdı. Şimdi aday yoklamasını da kaldırdı. Dediğiniz doğru, bazı tasfiyeler yapacaktı. Yeni Şafak da Deniz Baykal’ın ve Muharrem İnce’nin tasfiye edilmesi gerektiğini düşünüyordu. Kılıçdaroğlu Muharrem İnce’nin tasfiye edilmesini niye düşündü, Muharrem İnce bir şekilde Yalçın Küçük gibi konuşuyordu. Tayyip Erdoğan’ın, Gürsel gibi,doktor raporu ile görevden alınması gerektiğini söyledi. Kemal Kılıçdaroğlubu açıklamadan sonra, onu tekrar milletvekili adayı yapamaz, yapmak istemez. Deniz Baykal’saKılıçdaroğlu ekibinin koalisyon görüşmeleri için “Tiyatro yapıyor bunlar” dedi, ama kendi söylediklerinden de korkan bir adam Deniz Baykal.Kılıçdaroğlu bunları atacaktı, atamadı. Olağanüstü korkak birisidir, yeni kitabımızda görülecektir.

Aday yoklamasında getirdiği bütün Fethullahçılara birkaç Fethullahçı daha katmak istiyor mu diyeceğiz, ne yapıyor. Bildiğimiz, çok korkuyor. Biz Ertuğrul Özkök’le Rahmi Turan’ın hınk deyici olduğunu söyledik. Madem ilk aday yoklamasınıo kadar alkışladılar, neden şimdi aday yoklamasının kaldırılmasına ses çıkarmıyorlar? Bu adam seçime mi giriyor, bu nasıl seçime girmektir? Deniz Baykal 2007 seçimlerine girmemiştir, adlarını yeni duymuş gibi Barzani, Talabani görüşmeleri peşinde koşmuş, seçim çalışması mı, seçim konuşması mı, yapmamıştır.Kılıçdaroğlu 2010 referandumu kapıdayken anayasa değil, domates fiyatları konuşmuştur, referanduma girmemiştir, ‘hayır’ oyu bile vermemiştir. Haziran seçimlerine de girmedi, ne yaptı, alkış, Akp’yi alkışladı. Şimdi Kasım seçimlerine de girmiyor.

O. İ.:“Erdoğan’ı muhatap almıyorum,” diyor.

Y. K.: Aynı şey, alsan ne olacak, çok korkuyor Erdoğan’dan. Görebildiğim kadarıyla, ikisi de ezilmişlerdir, tükenmiş adamlardır, listeler tükenmiştir. Erdoğan bu sürece, söylediklerinin hepsini reddederek girdi.Seçtikleri içinde Hayati Yazıcı gibi Fethullah’a çok yakın bilinen adamlar da var. Her gün değiştiriyor, bu hale geldi. Birinci soru budur.

Ben şunu söylüyorum, Boynukısa mı, Boynueğri mi, onu attı. Hürriyet’e iki defa saldırı oldu, adam gönderildi… Erdoğan açıkça, o adamla övünürken, birden adamın boynunu vurdu.

O. İ.:Caligula için küstah ve köle diyordunuz.

Y. K.:Caligula öyledir. Ama burada şu da var. Bundan önce ne oldu, Aydın Doğan hayatının en cesur, radikal işini yaptı, Bodrum’da adamlarını topladı, şov yaptı. O şovda iki laf söyledi, “37 yıldır ben hiç böyle bir baskı görmedim,” dedi.İkincisi, “Ey Tayyip Erdoğan, sen benim ülkeme bağlılığımı tartışacak adam değilsin,” dedi.

TÜR İŞLERİ GENELKURMAY BAŞKANI’NA GÖSTERMEDEN YAYINLAMAZLAR

D. H.: Arada şunlar da oldu, siz daha önceki röportajımızda ordunun Akp’ye desteğini çektiğini söylediniz ve başkomutanlığın cumhurbaşkanına verilemeyeceğini söylediniz.Birkaç gün sonra Ertuğrul Özkök, Hulusi Akar’ın başkomutanlığı Genelkurmay’da gördüğünü söyledi.Gerçi hemen bir düzeltme yayınladılar ama Hürriyet ve Ertuğrul Özkök düzeltmeden önceki yazıyı, Erdoğan’ın şimşeklerini bu kadar üzerlerine çekeceklerini bildikleri bir yazıyı kontrol etmeden koymuş olabilir mi?Ben inanmakta güçlük çekiyorum.

Y. K.: Şimdi efendim, bunları Ertuğrul gibi birisi, benim eski arkadaşım ve ayrıca kaç yıllık gazeteci, bu tür işleri Genelkurmay Başkanı’na göstermeden yayınlamazlar. Yaptığı düzeltmeler de önemli değil. Akar değil Atatürk söylemiş, ne olur. Ben de söylüyorum, İsmet Paşa’nın sözü, “sizi ben de kurtaramam,” diyorum.Bu laf laftır, o kadar.

Boynukalın’dı, değil mi? Boynukalın’ın boynunun vurulmasını neye benzetebiliriz? Size bir kupür verdim saklamanız için, çok önemli; 2009’da Deniz Baykal “Ben artık Erdoğan’a güvenmiyorum” dedi. Buna karşı yapılabilecek olan şu ünlü kaseti çıkartmaktı. Ancak Hürriyet mi, anlaşılan bunun kaseti yoktu, kızları evli, bilmem ne. Adam gönderdi, başka nasıl anlayabiliriz, ancak bütün dünya, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü bunu büyük bir anayasa cürümü olarak gördüler ve Tayyip Erdoğan’ın boynuna anayasayı ihlal suçunu işlemiş olma ihtimalini yerleştirdiler. Şu andaki hali budur, bunu yumuşatmak için ne yapabilirdi? Çünkü saldıran adamlar çok açık olarak AKP’li çıktı, çok açık olarak AKP adına iş yaptılar, çok açık olarak “Seni Başkan yaptıracağız,” dediler. Bu Boynukalın, öyle bir izlenim verdi ki, sanki “Ben Tayyip Bey’in işareti ile geliyorum,” diyordu. Şimdi Erdoğan bu işareti silmeye mecbur. Silme de, boynunu uzatmış adamın boynuna indirmekten ibarettir.

'TÜRK ORDUSU ANAYASA'YI ASKIYA ALABİLİR'

D. H.: Yalçın Hocam, Fehmi Koru’nun bir çıkışı çok konuşuldu, bilmem gördünüz mü? Koru, Erdoğan’a “Rencide olmadan, sarayı kendi rızanla boşalt,” dedi. Bu çıkışı neye bağlarsınız?

Y. K.:Büyük güçler buradaki adamlarını konuşturuyorlar, bu konuşmaların muhatabı Türk ordusudur. Economist Intelligence’ın 9-10 Eylül’de bir raporu çıktı, ben 1970’li yılların başında Yankı’da çalıştığımdan beri fırsat buldukça bu raporları elde etmek ve okumak isterim. Çünkü dağıtımı sınırlıdır. Mehmet Ali Kışlalı ile beraber çalıştığımızda hep okurduk. Burada çok açık olarak onu bulursunuz, burada çok açık olarak 'Türk Ordusu Anayasa’yı askıya alabilir', diyor.

D. H.:Economist’teki yazının son cümlesini söylüyorsunuz. Özneyi vermemişler ama gönderme açık.

Y. K.: Vermesine gerek yok, bunu söylüyor. Le Monde Diplomatique’de de buna benzer haberler var. Bu şekilde Türk ordusunu hazırlarlar. Şöyle söyleyebilirim, Aydın Doğan bu şekilde çıkış yapıyorsa, bu, Almanya’nın ricası üzerinedir. Unutmayalım ki, bütün çekingenliğine rağmen, Aydın Doğan Almanya çok rica ettiği, ısrarcı olduğu için Deniz Feneri’ni yayınlamaya başlamıştı. Fehmi Koru Bey’in çıkışını da Abdullah Gül Bey’in benim ninemin sözlerine benzer konuşmasına ilave olarak düşünmek lazım. Koru ile Abdullah Gül, İngiltere’deki Essex’te beraberdiler, arkadaştılar. Şöyle en kibar şekilde söyleyeyim, Fehmi Koru Bey’in İngiliz işaretlerine kulağının açık olduğunu düşünmek durumundayız.

D. H.: Her ikisinde de bir Obama Doktrini etkisi de görmek gerekiyor.

Y. K.: Tabii tabii, “eski dostum” diyor Erdoğan’a, “kendini rencide ettirme” diyor, “ayrıl”diyor. Rencide etmek, bakarsınız sözlüğe, çok ağır bir sözcüktür. Economist Intelligence’ın haberini düşünüyoruz, ordunun bir ölçüde bağımsızlaştığını düşünüyoruz… Ordu bağımsızlaştı, birçok açıdan bağımsızlaştı.Mesela yarbaya ceza vermek istediler, vermedi ordu.Bu çok çok önemlidir. Bir de Ertuğrul Özkök’ün Hulusi Paşa’yla ilgili olarak çıkarttığı konuşmanın önemli tarafı yalnızca bu da değildi; önemli tarafı Hulusi Paşa’nın laik konuştuğunu, Atatürkçü konuştuğunu vermesidir. Bundan önceki mülakatımızda Türk ordusunun başka bir raya girdiğini söyledik, şu anda Türk ordusu tarafından Hürriyet Gazetesi’ne verilen, başka yerlere de verilen konuşmalar budur. Ne dediler, “biz üç yüz defa operasyon talebinde bulunduk, Tayyip Erdoğan’ın valileri izin vermediler. Biz yüz dedik, onlar sekiz dediler”. Böyle haberleri gazetelere verdiler. Bu Tayyip Erdoğan’a karşı çok sert bir itirazdır. Erdoğan gık diyemedi.

D. H.: Peki ben de geçen mülakatımızda konuştuğumuz bir noktayı hatırlatabilir miyim? Bu ülke nasıl bir ülke, herkes kandırıldım deyip işin içinden çıkıyor, demiştik. Erdoğan, Balyoz’da kandırıldım, diyordu. Akp’ye destek veren liberaller, “kullanıldık” dedi. Kılıçdaroğlu, koalisyon görüşmelerinde kandırıldığını söyledi. Erdoğan bu kez de “çözüm”meselesinde Kürtler tarafından kandırıldığını söylüyor. “Biz çözüm ile uğraşırken onlar silah stoklamışlar,” dedi. Siz ne diyorsunuz? Ne olacak bu Erdoğan’ın hali? Kandıran kandırana...

Y. K.: Böyle kaymakam, böyle vali bulursan bu çok doğaldır. Deniz Hocam, burada önemli olan nokta şudur: Türk idaresini ortadan kaldırdılar, köyden yeni çıkmış adamları vali yaptılar, anlamaz ki, görmez ki, bitmiştir devlet. Bunu görmüyorlar, ne olacak, Tayyip Erdoğan AKP’nin başında, Devlet Bahçeli başka partinin başında… Kimdi o öteki adamın adı?

O.İ.:Kılıçdaroğlu mu demek istiyorsunuz?

Y. K.: Hah, Kılıçdaroğlu. Adama bak, o kadar Akp’nin altında eziliyor ki, Kürtler Erdoğan’a karşı söz etmeye başlar başlamaz, derhal Davutoğlu’nu ziyarete gitti. Niye ziyarete gidiyorsun, neyin var senin, ağzında bir laf mı var?

O.İ.:Kılıçdaroğlu Erdoğan için de “Terörü bitirecekse 400 vekil veririz,” dedi.

Y. K.: Onu da söyledi. Şimdi devam ediyor, Tayyip Bey’in kendisine idol aldığı Menderes var, Menderes gelsin diyor şu sıralarda. Bak güzel kardeşim, neydi adı, hah Kemal, sen Menredes’i nereden bilirsin? 1955’te, 1956’da Menderes diktatoryaya başladı, İsmet Paşa kendi getirdiği adamını, çizmelerini giydi, düşürmeye kalktı; ben de yaptım aynı şeyi, öğrenci hareketlerine başladık, sen ne biliyorsun? Hayatında hiçbir şey okumamış, sen sadece Tayyip Erdoğan’ın elini öpmek için, onların kulu olduğunu söylemek için bunu söylüyorsun. Başka bir şey yok, çok zavallı. Çıkış’ın ikincisinde göreceksiniz. Onların en yakın adamlarının da söylediği gibi, zavallı bir adam bu. Şu Türkiye’nin haline bakın. Ne demişti Timur, Yıldırım’a: “Şu dünyanın haline bak, bu dünya benim gibi bir topalla senin gibi bir köre kaldı”. Şunlara bakın, şu Türkiye’nin haline bakın, böyle bir insan Chp’nin başında...

O. İ.: Bir tanesi dediğiniz kim?

Y. K.: Bir tanesinden kastım Tayyip Erdoğan. Şimdi Ergun Poyraz da yazmış, hiçbir diploması yok, hiçbir tahsili yok. Hepsi bakkal mektebinden mezun. Oraya biz bakkal mektebi deriz. Sonra düzeldi, üniversite oldu. Bakkal mektebi deriz, çünkü oradan mezun olanların hepsi bakkallığa devam ederdi. Böyle adamlar. Hiçbir şeyle hiçbir ilgileri olmayan insanlar. Erdoğan, Kılıçdaroğlu, Bahçeli, üçü de öyle. Hiçkimse bu tarafına bakmıyor. Türkiye’de şu vardır; üniversite profesörü olan adam, en azından üç dört kuşak önce köylerden gelmiştir.Okumuştur, yüzleri değişir onların. Şimdi televizyonlarda valileri görüyorum, köyden almışlar, vali yapmışlar. Belli ki köyden yeni almışlar.Cnn midir nedir, orada, bilmem ne stratejinin bilmem nesi, böyle şişman, tombik, bütünüyle cahil... Şimdi Erdoğan çıkmış, Kürtler için “adamlar silah yığmışlar, biz çözüm diyorduk, onlar her tarafa yığmışlar,” diyorlar.Senin valilerin bu niyette olmasa bile, bunları yutarlar, çünkü bunların hiçbir devlet tecrübesi yok.

BEN “APO KARDEŞİM” DERKEN “BÜTÜN KÜRTLER KARDEŞİM” DEDİM

D. H.: Peki Yalçın Hocam, Hdp’nin Erdoğan karşıtı oyları da alıp barajı aşmasından ve Erdoğan’ın başkanlık hayallerinin bununla büyük darbe almasından sonra,önce Suruç patladı, ardından Pkk’ya operasyonlar başladı ve Kasım seçimlerine giderken Erdoğan HDP’yi sürekli Pkk üzerinden vurmaya çalıştı. Bir grup aydın da, belki sizin deyişinizle maydın, Cizre’ye elektrik, su verilmezken, ölümler her gün artarken, hiç “Cizre’de yapılan nedir,” demedi ama “Pkk tek taraflı ateşkes yapsın,” dedi. Birinci sorum, istedikleri şey gerçekçi mi? İkincisi, bu koşullarda, vicdanlı mı? Üçüncüsü, Erdoğan’dan takdir alırlar mı sizce?

Y. K.: Gördüğüm kadarıyla, fotoğrafın bir tarafında Tarık Akan var, öbür tarafında Kadir İnanır var. İmza verenlerden gazetede isimleri ve resimleri olanlara kısaca bir baktım ve kendileri hakkında son derece iyimser insanlar bunlar, kendilerine “aydın” diyorlar. Aydın kimdir; aydın aklıyla mücadele eden insandır.Bunların içinde bırakınız hapishaneyi, karakol görmüş adam var mı? Varsa kaç tane? Türkiye’de on beş yıldır, hatta yaşları müsait, 12 Eylül 1980’den beri ölümler var, hapisler var, bunlar yoklar! Bunlar neredeler, bunların çoğu yoklar! Utanılacak bir durum bu.

Şunu da söylemek durumundayız, toplumda böyle her isteyen ben aydınım diyemez, aydın başka bir şey, aydın aklıyla mücadele eden bir adamdır, diyoruz. Hele Türkiye’de tümüyle başka bir adamdır, nesiniz, hiçbir şey yazmıyorsunuz, hiçbir şey çizmiyorsunuz, çoğunuz ömrünüzde hiç karakol görmediniz. Her toplumda belli adamlar tarifleri yaparlar, Türkiye toplumunda aydının kimlik kartını verme işi bendedir, benim aydın demediğim hiçkimse öyle “ben aydınım” diyemez. Ne oluyorsunuz, en gerici olmuş adamları oraya aydın diye yazmışsınız. Nesiniz siz, öyle şey olur mu, aydın bir başka insandır, her şeyden önce, okumak yazmaktan önce, aydın ahlaklı bir adamdır. Ahlaksız bir adama aydın diyemiyoruz.Poliste, hapiste teslim olan adama aydın diyemiyoruz, mümkün değil, gülerler. Yavaş yavaş zeytinyağı gibi teslim olan adama da aydın diyemiyoruz.

Ben Tarık’ı çok severim, terbiyeli bir çocuktur ama artık aydın mı? Aydın emekçi yoksul insana sahip çıkan adamdır. “Pkk tek taraflı silah bıraksın” diyorlar, bir defa kendinizi bilmiyorsunuz, hiç olmazsa Pkk’ya şunu söyleyin, “iki taraf birden bıraksın” deyin de sizi birazcık dinlesin, çünkü onlar söylüyorlar, “öbür taraf da bırakacaksa hemen bırakırız,”diyorlar. Sonra bu silah ne zaman patladı, Suruç’ta patladı. Suruç’ta patladı. Ne acımasızsınız, içinizde kadınlar da var, ne kadar acımasızsınız, o kadar genç insanın bombalanmasından sonra bunları söylüyorsunuz.

Ben bunu nasıl rahatlıkla söyleyebiliyorum, ben Kürtlerin yükselişinde, 1970 yılında “Türkiye’de Kürt vardır” kararını hazırlayan Türkiye İşçi Partisi’ndeydim ben, biz yaptık. Şimdi yer gök “kardeşim” diyor, Odalar Birliği “kardeşliğe evet” diyor, ben hiçkimse bunları söylemezken, gazetelerde “Apo kardeşim” dedim, yer yerinden oynadı. Ben “Apo kardeşim” derken “bütün Kürtler kardeşim” dedim, bunu da herkes öyle anladı. Kürtlerle birlikte olmadan bu Türkiye Cumhuriyeti’ni ayakta tutmamız imkansızdır. Bunu ben söylerim, ben aydınım, ben çünkü “Kürtler vardır”, dedim. Bekaa’ya ilk ben gittim. “Ey Kürtler, şimdi yobazlarla berabersiniz”, bunu da ben dedim. Kürtlere “Akp ile beraber olamazsınız,” dedim, “olduğunuz takdirde Cumhuriyet’in karşısındasınız” dedim. Cumhuriyet en büyük tehlike ile karşı karşıya iken sevgili Tarık ne yaptı, şimdi git eve, otur ağla.

Bu kendilerine aydın diyenlere sesleniyorum: “Siz ne yaptığınızı biliyor musunuz, hiç mi sıkılmıyorsunuz, siz Akp ile Chp’nin, ortaklar zaten, görüşlerini söylüyorsunuz. Burada ortada bir silahlı çatışma var; sadece iki parti, üçüncüyü burada anmaya gerek yok, Pkk’ya “dur” diyor, “silahını bırak” diyor. Bu iki partinin zaten artık birbirinden farkı kalmamış; biri ötekinin valesi, o ne derse onu söylüyor. Eğer bir çatışma varsa, en mantıklı şey, iki tarafa birden “silahları bırakın” demektir.

Şuraya bakın, burada ortada bir Kürt var, bir Kürt partisi var. Adam “bırakalım” diyor, “iki taraf da bıraksın” diyor. Yani aklınıza yatıyor mu, tek tarafın bırakması mümkün mü; siz sadece Akp ile Chp’ye vale oluyorsunuz, başka bir şey değil. Sonra, tekrar tekrar söylüyorum, siz aydın olamazsınız, çünkü, çok doğru, bunları söylediğiniz gün Cizre diye bir yer var. İçindeki Türk, Kürt, bilmem ne, önemli değil; siz nasıl aydınsınız, vicdansızlar! Yedi sekiz gündür oradalar, çocuklar çıktı, bebekler öldü, sizde sıkılma yok mu! Bir de kendinize aydın diyorsunuz. Yemek yok, su yok, ölüleri ile yatıyorlar ve kanunlarda öyle bir şey yok, sizde de yürek yok. Yürek yok sizde! Yüreği olmayan bir insan nasıl aydın olabilir, siz ne olursunuz, ne olur bunlardan?

Şunu anlatmama izin verin. Sultanahmet’teydim, meşhur Sultanahmet’te; 12 Eylül var. Askeri Mahkeme, sonradan adının Figo olduğunu öğrendim, orduda Figo deniyormuş, Fikret, Jandarma Yüzbaşısı, kontrol ediyor; ben girdim, bakıyorum, hapishane komutanı yüzbaşıyla bir astsubay devamlı tartışıyorlar, “komutanım hayır, şuraya verelim”,komutan ısrar etti. En sonunda astsubay kazandı. Sonradan anladım ki, beni normal solcuların arasında vermediler, astsubay oraya vermedi, beni mafya bilmem nelerin arasına verdi.Sonradan anladım ki, hapishanede haftada bir veya on beş günde bir, solcu koğuşlarına planlı jandarmalar girer, inanılmaz döverlermiş bunları. Mafyadan olan, solla ilgisi olmayan, solla ilgisi olup da solu bırakmış, teslim olmuş olanların koğuşları var, onlara dokunmuyorlar. Beni oraya koydular.

DEVLET BAHÇELİ BİLMEZ, BİLİR DE DOĞRU SÖYLEMEZ

D. H.:Sizi solcuların değil de, diğerlerinin yanına koyduklarında kızmadınız mı?

Y. K.: Ne bileyim ben onun öyle olduğunu, önce farketmedim, sonradan öğrendim, çok da memnun oldum. Niye her gün dövülmek isteyeyim? Bir müddet sonra zaten oralara, solcuların arasına verdiler beni. Çok da iyi biri, İlyas astsubay, iyi de davranıyor bana, solcu bir astsubay. Benim de iki tane çok sevgili arkadaşım var, bu astsubaya bir lütufta bulunmak istiyorlar. Astsubaya nasıl lütufta bulunursun, tahmin edebilir misiniz?

D. H.: Hayır, edemem.

Y. K.: Bir akşam, o zamanlar çok yakışıklı, Tarık Akan ve Kadir İnanır’la bir yemek yemek isterler.Benim arkadaşlarım Amele Erol, Demirtaş Ceyhun ve onların arkadaşları, tek bar vardı, Papirüs’e götürmüşler bunu. Çok güzel. Büyük bir masa, herkes orada. Fakat bir ara, Kadir korkmuş, “Biz kimle yemek yiyoruz”, sorduğu budur. 12 Eylül’deyiz. Bizim Amele Erol onun kulağına, “Yalçın’ın gardiyanı,” demiş. Kadir rahatlamış, oh iyi, Yalçın Hoca’nın gardiyanları yemekten başka bir işe yaramaz.

Şimdi devam ediyoruz, bu, olmaz! Bu sıkıyönetimdir!Şunu söyleyin, “adamlara yemek verin,” deyin.“Yazık bunlara,” deyin çünkü kanunda yok bu. Evet, bu bir sıkıyönetimdir.

D. H.: Siz “bu bir sıkıyönetimdir” diyorsunuz, Devlet Bahçeli “Sıkıyönetim ilan edilsin,”diyor, yeterli bulmamış herhalde.

Y. K.: Devlet Bahçeli bilmez, bilir de doğru söylemez. Bu, kanunsuz olarak polisle uygulanan sıkıyönetimdir.Ne farkı var, evden çıkamıyorlar. Sonra bizim bildiğimiz, sıkıyönetimlerde akşam ilan edilen sokağa çıkma yasağını sabah kaldırırlardı. Bu sıkıyönetimdir.Kanunsuzdur ama sıkıyönetimdir.Sokağa çıkma yasağını uyguluyorsun, evden çıkartmıyorsun. Bu bir sıkıyönetimdir.

D. H.: Peki, Erdoğan’ın “400 vekil olsaydı bunlar olmazdı,” sözünü nasıl yorumluyorsunuz? Biliyorsunuz, Hürriyet’e, Erdoğan’ın sözlerini böyle verince saldırdılar.

Y. K.: Bu sorunuzdan ben şunu anlarım, bu Chp ile Akp’nin 32 gün karşı karşıya olup birbirlerini koklamalarının esas meselesi, Chp’nin hükümete girip anayasayı değiştirmeye razı olmasıydı. Bunu beklediler Chp’den, Chp bunu vermedi.

O. İ.:Chp’nin bunu vermediğini mi, veremediğini mi düşünüyorsunuz?Sonuçta chp’nin başkanlığa itirazları var ama onun dışındaki konularda önemli bir itirazlarınıduyamıyoruz. Yeni anayasa konusunda Chp oldukça istekli.

Y. K.: Kemal çok zayıfladı, bu zayıflığı hissediyor.Ciddi itirazı olmadığını açıkça söyleyemiyor, bunu sonradan söyledi, “seni ben 400’e tamamlarım,” dedi. Erdoğan’ın söylediği ise çok da mantıklı bir laf değil. “Ben anayasayı değiştirsem, yeni sıkıyönetim, bilmem ne yapsam, devlet budur desem…” diyor.

SELO BU KRİZDEN SONRA DEĞİŞTİ

D. H.: “Kürtler de istediğim anayasaya onay verse, ben de Kürtlere saldırmam,” diyor şeklinde anlıyorum ben.

Y. K.: Bir “ver kurtul” vardı 1991’de, Ahmet Altan, Murat Belge söylüyordu. Akp’nin de istediği o. Ama sonra bir değişiklik oldu, değişiklik dünyada oldu, bunları etkiledi. Kürtlerin de ne istediklerini bilmiyoruz, ben emin değilim şu anda. Yalnız, kabul etmek gerekir ki, Selo bu krizden sonra değişti, daha farklı konuşuyor, daha yürekli.

Tayyip Bey’in üç piri var, Adnan Bey, Özal ve kendisi. Özal’ın meşhur bir lafı vardır, Yavuz Gökmen’e söylemişti, “Polisten bin kişilik ordu kuruyorum,” demişti. Bunlar şimdi sıkıyönetim yapıp, ordusuz sıkıyönetim yapmak istiyor.Köylüleri vali ve kaymakam yapmak istiyor. Türkiye’yi batırdılar ama istedikleri budur.

Kemal Kılıçdaroğlu denilen adamın Kürtlerle bir dengesi vardı. Ama Akp’nin valesi, birdenbire döndü, tamamen Akp’nin şimdi dediğine döndü. Çünkü dış dünyada, başka merkezlerde, Kürtlerin bu yaptıklarının eninde sonunda Tayyip Erdoğan’ın düşüşü ile sonuçlanacağına inanılıyor. Bunu açık olarak söylüyorlar.

Şu anda büyük devletler burada konuşturabilecekleri Fehmi Koru, Aydın Doğan gibi adamları konuşturuyorlar; daha başkaları da var. Demin bir şekilde söyledim, bunlar dışarının sesi, dünya görüşleri de öyle. Bu konularda en iyi muhalefeti Semiz İdiz yaptı, bir de Kadri Gürsel yaptı. Görüşleri çok fazla İsrail’e yakındır ama böyle düşünüyorlar, bunun Erdoğan’ın düşüşüyle sonuçlanacağını düşünüyorlar.

O.İ.: Bir de, tıpkı Amerika ve İsrail gibi, bu coğrafyada genel olarak Kürtlerin elini güçlendirmek istiyorlar.

Y. K.: Tabii, ancak, Kemal Kılıçdaroğlu böyle bir adam değil, yürekli bir adam da değil. Birdenbire döndü. Selo’ya gittiler öpüştüler,Selo şimdi politikayı biraz daha öğreniyor ama çok saf bir çocuk, oturdular, “bununla işbirliği yaparız” dediler, Selo’nun dünyadan haberin yok. Kemal Kılıçdaroğlu’nun kişiliği, yolu, partisi yok ki, onunla işbirliği yapacaksın. Selo’nun şu ansöylediği yol, iki tarafın birden silah bırakması, çok makul bir yol.

Bu kendilerine aydın diyenler de çıkmışlar, “tek taraflı ateşkes” diyorlar, utandım onlardan, siz ancak benim gardiyan astsubayımı bir gece eğlendirebilirsiniz, başka hiçbir şeye yaramazsınız. Beni hapishanede dayaktan kurtaran astsubaya iyilik yaptınız, teşekkür ederim ama başka hiçbir şey yapmadınız.

Ben hayatımdan memnunum, 1984’te hapisten çıkmışım, bu Kürtler haftalık gazete çıkartıyorlar, “Ülke”. Bana da verdiler, ilk yazıyı yazdım, “Apo kardeşim” dedim. Bak şimdi hepsi,odalar, en zenginler “kardeşlik” diyor, çok iyi bir şey, ben yol açtım orada.

D. H.: Kardeşlik diyorlar ama onların aradığı gericilikte kardeşlik, sizinki ilericilikte.

Y. K.:Tabii, onlar ayrı.Ancak bu krizle birlikteSelo güzel konuşmaya başladı, “Bizi kardeş biliyorsanız, beraber yürüyelim,” diyor, bu doğru, iki taraf da bıraksın silahı. Şuraya bak, neydi adı, Kemal Kılıçdaroğlu yahut Karabulut, “sen terörü önlersen ben 400’ü veririm,”demiş. Sanki babasının malı, sen kimsin, sen nereyi veriyorsun? Sonra Tayyip Bey önleyeceğim derse, sen önleyebileceğine inanıyor musun?

Bu budur, sıkıyönetimdir bu. Şunu söyleyeceksin, sıkıyönetim ordu ile yapılır, kanunlarda bu var, o zaman değiştir onu da.

D. H.: Pkk’nın açıklamalarını da sormak istiyorum. Hdp’yi düzenli olarak ve sert eleştiriyorlar. Önce Hdp seçim hükümetine bakan verdiğinde, “İçinde Hdp’li bakan olması bunun bir savaş hükümeti olduğu gerçeğini değiştirmez,” dediler. Ondan sonra da “Hdp Akp’ye fazla mesafeli, uzak durdu,” dediler ve bunu bir hata olarak gördüklerini söylediler. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Y. K.:Şimdi hanımefendi, hem Hdp’de, hem Kandil’de, başka partilerde olmayan bir başka nokta var. O da, biz artık hükümetteyiz diyerek meşruiyetini, Türkiye’nin bir partisi olduğunu kabul ettirmede bunu önemli bir adım sayıyorlar.

Benim o açıklamada anladığım, onu da çok doğru buluyorum, böyle “Chp hükümete gir, ben seni desteklerim” falan, Chp hükümete girse neyini destekleyeceksin, Chp’yle beraber hükümete girseydiniz, daha doğrudur. Bir bakanlığı alacaksın, oradaki dosyalara bakacaksın, öbürlerine bakacaksın. Hele Chp ile Mhp seçim hükümetine girmedi. Bu bir koalisyon da değil, seçim hükümetidir, sen bunu nasıl tek başına bırakırsın? İkisi de doğrudan doğruya Tayyip Bey’in hâlâ hükümet ettiği hiçbir bakanlığa kendi tarikatından başka hiç kimsenin elinin değmesini istememektedir. Seçim hükümetine girmemek bir ikramdır.

D. H.: Peki, söylediğiniz önemli. Ancak, Mhp’yi geçiyorum, Chp’de ya da Hdp’de hükümete girdikleri zaman bu söylediğinizi yapabilecek, dosyalara bakabilecek, Akp’yi sıkıştırabilecek kapasitede vekiller görüyor musunuz?

Y. K.: Çok haklısınız, ancak o da benim görevim değil.

Tayyip Bey Hdp’li bakanları dosyası olmayan, bakanlığı olmayan yerlere atadı.

D. H.: Hemen ardından da kamu kuruluşlarına üst düzey atamaları durdurdular. Ciddi bir ititraz görmedik...

SAVAŞLAR ÖĞRETİCİ OLUR

FETHULLAH GÜLEN ŞU ANDA CHP’DE BİR GRUP KURABİLECEK KADAR GÜÇLÜDÜR

O. İ.: Konuyu biraz değiştireceğim ama, Yalçın Hocam, konuşmamızın başlarında. Kılıçdaroğlu Chp’de Gülen grubu mu kurduruyor diye sordunuz. Ben de o soruyu size sorsam? Sizce kurduruyor mu?

Y. K.: Benim görebildiğim, herkesin görebildiği, Fethullah Gülen’in şu anda Chp’de bir grup kurabilecek kadar güçlü olduğudur. İstemeyebilir, aman ne grup kuracağım, hepsi benim adamım, diyebilir, onu bilemem. Ama insanların artık her gün sokakta konuştukları doğru ise, bir grubu var. Bir adam var, Mahmut, soyadı neydi unuttum.

O. İ.: Mahmut Tanal’ı mı diyorsunuz?

Y. K.: Evet, o var, insanların konuştuklarını söylüyorum, Eren Erdem’in adı geçiyor, sonra Barış Yarkadaş, hiç zannetmezdim, onun da şimdi Fethullah’a yakın olduğu söyleniyor. Mahmut Tanal biz hapisteydik, gelirdi, orada dururdu, bir tek gün bizim lehimize bir şey yapmadı.

O.İ.:Silivri’de güvenlik barikatından atlarken ayağını kırdığı söylenmişti.

Y. K.: Hiçbir şey yapmadı. Bir Fethullahçı, savcılığa ya da hakime düştü mü yırtıyor kendisini. Bundan aylar yıllar önce, Chp’de milletvekili ağaları var, diyordum. Milletvekili ağasıdırlar. Gürsel Tekin bir ağadır. Ayata diye bir çocuk vardır, ağadır, hiçbir şey bilmez. Bilim kurulu bilmem ne başkanıdır, hükümet işine girmez, öbür işe girmez, hiçbir işe girmez, orada oturur. Tavla biliyor mu, bilmiyorum, öyle bir adam. Milletvekili ağasıdır, kendi yetmiyormuş gibi, Bursa’dan getirdiği adamı biliyoruz. Bursa’da o adamın yerine kiminle olacağını da biliyoruz. Bizim gücümüz ne, biz bunları söylüyoruz. Chp’nin Ardahan vekil adayı kim, biliyor musunuz?

KILIÇDAROĞLU HERHALDE KÜRTLERE ÖZENDİ

D. H.: Eski Musul Başkonsolosu.

Y. K.: Kimin adamı o, Tayyip Erdoğan ile eşbaşkan Fethullah Gülen’in beraber olduğu zamanda Musul Başkonsolosu. “Teslim ol Işid’e” denildi, teslim oldu; sonra ne oldu, çıktı. Sonra ne yaptılar, bakın, konsolosluktan çıktı. Konsolostuktan bir adam büyükelçi olmaz. Evvela müsteşar muavini olacak, müsteşar olacak, başka işler yapacak, büyükelçi yaptılar. Anlaşılan o sırada bunun Fethullahçı olduğunu anladılar, atacaklar, bir şey yapacaklar, Chp gitti bunu öptü, ne parti! Bu adam başvuru dosyasını verirken, imzalarken, yanında kim vardı? Yanında eşbaşkan Fethullah Gülen’in memuru Gürsel Tekin vardı, Gürsel Tekin aldı götürdü, siz ne biçim partisiniz? Hani ilkokula çocuk kaydolur, annesi babası elinden tutar götürür, Gürsel Tekin de öyle götürdü. Bir bayram gibi. Tayyip Erdoğan’ın isteği üzerine Işid’e 47-48 kişiyi teslim eden bir adamı… Sonra da pazarlıkla falan bıraktı Işid. Bunu yapan bir adamı aday yaptılar.

O. İ.: Yalçın Hocam, siz Eren Erdem ve Barış Yarkadaş dediniz. Yakın zamanda Chp Nokta ve Zaman’ı ziyaret etti. Basın özgürlüğü için dediler. Ancak bu konuda tek sorun yaşayanlar, Fethullah’a yakınlığıyla bilinen yayın organları değil herhalde. Sanıyorum Nokta’ya yapılan ziyarette Enis Berberoğlu, Eren Erdem ve Barış Yarkadaş vardı. Zaman’a yapılanda da gene Eren Erdem ile Enis Berberoğlu. Çok ilginç...

Y. K.: Enis benim sevdiğim bir insan, ama şu anda Fethullah’a yakın olduğunu söylüyorlar, Enis Berberoğlu sıkılmıyor, yaptığın işlerden sıkıl. Sonra ben de sadece bunlara bakmıyorum, Enis Berberoğlu birden, sanki Hürriyet gazetesinde yazı yazan bir adammış gibi, yazı yazan bir adam değildir Enis Berberoğlu, birdenbire Sözcü’ye gitti, yazar oldu. Bu bana ilginç gelir, benim kafam farklı çalışır. Nasıl çalışır benim kafam. Bu ne biçim gazete; birazcık devlette çalışmış adamları yazar yapıyordun, Yekta’yı, diğerlerini… Bir tek Mehmet Türker var, çok beğendiğim, onu ayırıyorum. Birden baktım, ne oldu, Bekir Coşkun geldi, nereden geldi, Hürriyet’ten geldi. Bir baktım, Emin geldi, nereden, Hürriyet’ten. Bir baktım, Soner geldi, nereden geldi, Hürriyet’ten. Bir baktık, Yılmaz geldi, nereden geldi, Hürriyet’ten. Bir baktık, Saygı geldi, nereden geldi, Hürriyet’ten. Oyun oynar gibi, burası depo mu, burası Aydın Doğan’ın deposu mu; “hışşt, hadi git, Tayyip Bey çok kızdı bana, sana da kızıyor, senin yüzünden Tayyip Bey’den laf alıyorum, hadi, daha da fazla verecek,” anlaşılan öyle bir yer. Başka hiç yok, başka bir tek adam yok, benim kafam öyle çalışıyor. En sonunda, yıllarca Hürriyet’te bir tek yazı yazmamış adamı aldılar, oraya götürdüler, gazeteci oldu. Meğer orası hem depo, hem bekleme istasyonuymuş, milletvekili olacakmış, benim söylediğim bu kadardır.

Ve her şeyleri beraber. Alkışla başladılar, bu ikisi, Rahmi Turan ile Ertuğrul Özkök, Kılıçdaroğlu ne yaparsa alkışlıyor.

Kılıçdaroğlu herhalde Kürtlere özendi diyorum. Chp’de iki tane eş başkan var, biri Aydın Doğan’dır, diğeri de Fethullah Gülen’dir. İki eş başkanı var, biri sanki Demirtaş rolünde, Aydın Doğan’dır; onun yerinde demek istiyorum. Öbürü sanki Figen Hanım rolünde, Fethullah Gülen’dir. Şimdi yeni kitabımda göreceksiniz, Gürsel Tekin ne diyor? Gürsel Tekin’e sormuşlar, “Sen niye merkez komitesine girmek istiyorsun? İl başkanlığı çok iyi, yetmez mi sana, orada ne işin var?” demişler. Tekin de, “Yok demiş, siz bilmiyorsunuz Kemal Kılıçdaroğlu’nu, o karar veremez, hiçbir karar veremez, ben yanında olmalıyım”. Zaten dediği doğru, tam genel başkan olacak bir adam, onun da hiçbir diploması olmadığı için genel başkanlığa en müsait adam Gürsel Tekin’dir. Hem Aydın Doğan’ın adamıdır, hem Fethullah Gülen’in destekçisidir. Bu çok açıktır.

Ben de, Ankara’dan milletvekili oldu, Aylin diye bir kızcağız var, aa ne iyi falan diyordum. CHP’nin yöneticileri “Bırak bunları, nesi iyi diyorsunuz,” dediler. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’daki sözü geçen bütün adamlarına, aday yoklamasında Aylin’i milletvekili yapın diyormuş. Bir de şu söyleniyor, ne Aylin’i bilir Kılıçdaroğlu, ne başka bir şeyi. Aydın Doğan ile Koç söylemiş. Koç’un söylemesine gerek, Koç bunları küçük görür, Koç Aydın Doğan’a söyler, ortaktırlar zaten, görüyorsunuz, artık Chp böyle düşünüyor.

Şu anda, biz bazı işaretler yaptık, listelerinin hepsine bakmadım. Kılıçdaroğlu bir de çok mit’çi almış görünüyor.Adlarını vermiyorum, gerektiği zaman söylerim.

D. H.: Hazır söz Koç’a, büyük sermayeye gelmişken, ben de size son Tüsiad açıklamasını sormak istiyorum. Tüsiad Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Özilhan, son açıklamasında “15 yıllık kazanımlar tehdit altında” dedi. Toplumun tüm kesimlerinin kazanımlar elde ettiğini söyledi. Ben, aynı ülkeden mi söz ediyoruz, diye düşünmeden edemedim. Hangi kazanımlar? İkincisi, Ankara’da, Hak-İş’inden Müsiad’ına ne kadar sağcı, islamcı kuruluş varsa, onlarla “teröre lanet” diye bir miting yaptılar. Amerika’dan Erdoğan eleştirileri arttıkça, sermaye de Erdoğan’ı usuldan eleştirmeye başlamıştı. Son açıklamada gene küçük bir dokundurma var ama sanki bir git-gel de var. Ne dersiniz?

Y.K.:Öyledir, burada büyük bir açmaz var, bir yanda Obama doktrini var, bir yanda da bunlar korkuyorlar. Ben Özilhan’ın söylediklerinden şunu anlıyorum, “Çok başarılı oldu, ama bu gitmesin” diyor.Söyledikleri çok kötü. Yalçın Küçük şunu söyledi: Aydın Doğan, Sözcü, Ertuğrul, Tüsiad, ordu, hepsinin istediği islami bir devletti. Tayyip Bey saralı çıktı, her türlü açından kontrolsüz çıktı. Ben tekrar edeyim, Muharrem İnce, bunu hastaneye götürmek lazım dedi açıkça, Karabulut Kemal’in İnce’yi milletvekilliğinde tutacak cesareti yoktu.

1975-76’dan beri kitaplarım var, hep yazdım, islamı Türk ordusu, Türkiye’nin büyük zenginleri getirdiler.Bu adam şimdi ondan memnun, Tüsiad’ınİstişare Kurulu Başkanı’ymış, Tuncay Özilhan, ağlıyor, Akp’yi tutmak istiyor.Bunu not edersiniz, “ya giderse” diyor, şuraya bak. Hiçbir şey gördüğü yok, “herkes memnundu” diyor, şunu görmüyor, Türkiye’nin en güzel insanları hapislerde süründü, Türkiye’deki insanlar birbirlerine selam veremez oldular, Türkiye’de bir ara kapkaç diye bir meslek çıktı, Türkiye’deki insanların büyük bir kısmı işsiz, Türkiye’de üniversiteler bitti, Türkiye’de televizyon bitti, seyredebiliyor musunuz? Türkiye’de partiler bitti, Türkiye bitti. Adam bunları kaybetmekten korkuyor, bunlar en hedonist, en çıkarcı, en acımasız, en tutarsız zenginlerdir, ağlıyorlar. İnsan biraz utanır. Tayyip Bey giderken acaba kazandıklarımız mı gidecek, onu düşünüyorlar.Tayyip Bey’in gidişi ile Akp’nin bitişini ayıramıyorlar. Tayyip Bey de buna söyledi, “Hepinizin sermayesi beş kat oldu” dedi. Devletin, kamunun bütün zenginliklerine el koydular. Korktukları şudur, “Gitsin, gitsin ama, ya yeniden işçiler çıkarsa, yeniden grev olursa, yeniden ücret isterlerse, yeniden Yalçın Küçük gibi bu zenginlikleri, Tüpraş’ı, Petkim’i halkındır diye isterlerse...” Ne yapacaklar? Onun için ağlıyorlar. Budur ve bu çok açık. Bu kadar benim söyleyeceklerim.

Deniz Hakan ve Okan İrtem'in notu: Röportajın hukuk denetimini yapan Yiğit Akalın ve Sedat Akçeli'ye teşekkür ederiz.

Odatv.com