Türkiye'deki Yahudiler; Kulüp Sayesinde Yeniden Kardeşlik Konuşuluyor

Sinema yazarı Viktor Apalaçi, Şalom'da kaleme aldığı yazısında "Azınlık sorunlarına eğilen Kulüp’ün bu kadar gündemde olması, sosyal medyada yeniden kardeşlik ve barış konularının konuşulmasına yol açtı." dedi.

Netflix'in orijinal dizisi "Kulüp", 1950’lerin Türkiye’sini, 6-7 Eylül olaylarını, ülkedeki Musevi vatandaşları, ekranlara taşıdı.

Yayınlandığı günden itibaren çok konuşulan diziyle ilgili, Türkiye’deki Yahudi cemaatinin yayın organı Şalom’da, bir yazı yayımlandı.

Sinema yazarı Viktor Apalaçi, “Niye herkes Kulüp'ü konuşuyor?” başlıklı yazısında, “Önemli konusuyla bu politik dizi üzerine yazarlar, sosyologlar, tarihçiler değişik tespitler yaptı. ´Kulüp´ insanları dini kimlikleri üzerinden yargılayan ayırımcı kişilerin varlığına katlanmak zorunda olduğumuz acı gerçeğinin altını çiziyor” ifadelerini kullandı.

“Kulüp dizisi çok kültürlü bir toplumu inşa etmeyi başaramadığımızı kanıtlıyor” diyen Apalaçi, “Varlık Vergisi ve 6 - 7 Eylül gibi yakın tarihimizin iki önemli olayını anlatan bu dönem dizisi cesaretiyle öne çıkıyor” diye yazdı.

“YENİDEN KARDEŞLİK VE BARIŞ KONULARININ KONUŞULMASINA YOL AÇTI”

Viktor Apalaçi, yazısını şöyle sürdürdü:

“Sermayenin el değiştirmesi amacıyla derin devletin tezgahladığı komplonun mağdurlarından, aradan geçen 65 yılda özür dilenmedi. Ancak Yassıada Mahkemesi, derin devleti cesaretlendiren dönemin politikacılarını suçlu bulup cezalandırdı.

İnsanları gerçeklerle yüzleştiren Kulüp, 10. bölümüyle 6 - 7 Eylül Olaylarından söz ettirir oldu. Halının altına süpürülen bir konunun popüler bir dizide işlenmesinin hafife alınacak bir şey olmadığını ortaya çıkardı. Kulüp’ün yayınlanmasıyla Varlık Vergisi ve 6 - 7 Eylül Olaylarına dair kitaplar hızla dolaşıma girdi.

Dizi politik çıkarlar uğruna nifak tohumları eken provokatörlerin olmadığında, Müslümanlarla azınlık gayrimüslimlerin çok iyi anlaştığını anlatıyor. Azınlık sorunlarına eğilen Kulüp’ün bu kadar gündemde olması, sosyal medyada yeniden kardeşlik ve barış konularının konuşulmasına yol açtı.

Bazı kaynaklara göre dört, bazılarına göre 11 kişinin öldüğü, 300 kişinin yaralandığı, yüzlerce kadının tecavüze uğradığı 6 - 7 Eylül Olaylarını, Kulüp Türk sinemasında en gerçekçi bir şekilde ele alan eser oldu. Derin devletin Türkiye’deki ilk katliamı olan 6 - 7 Eylül pogromuna 100 bin kişi katıldı. Organize edilmese, bu kitlenin sokağa aynı anda çıkması mümkün değildi. Günde 20 bin tirajlı İstanbul Ekspres Gazetesi 6 Eylül günü 290 bin adet basıldı.”

“İYİ NİYETLİ BİR ELEŞTİRİ GİBİ GELMİYOR”

Yazısında “Yeni bölümleriyle Kulüp dizisi ders kitaplarına geçmeyen bir gerçeğin altını çiziyor: İnsanları dini kimlikleri üzerinden yargılayan bağnaz, ayırımcı kişilerin varlığına katlanmak zorunda olduğumuz gerçeğine” diyen Apalaçi, diziden etkileyici bulduğu bazı bölümleri aktardı.

Viktor Apalaçi yazısında şunları kaydetti:

“Dizi, tarihe tanıklık eden zengin senaryosu, dönemin atmosferini başarıyla yansıtan mizanseni, ustalıklı sanat yönetimi, uyumlu oyuncu kadrosu ile son üç ayın en çok konuşulan sanat olayı oldu. Dizinin Netflix’te yayınlandığı şekli almasında çizdiği yolu yazılarımda hep anlattım. Bu yol Rana Denizer’in annesi ve büyükannesinin öyküsünü yazdığı blogun, yönetmen Zeynep Günay Tan’ın senaryo haline getirmesi için Necati Şahin’e vermesi, Netflix kreatiflerinin katılımıyla senaryonun son şeklini almasından geçiyor.

1960’lı yılların başında geçmesi gereken dizinin 1955’e çekilmesinin tarihi saptırma, tutarsızlık ve yanlışlık olarak nitelendirilmesi bana iyi niyetli bir eleştiri gibi gelmiyor. Hatta dizideki tüm karakterlerin 6 Eylül gecesini nasıl geçirdiklerini anlatmasıyla, senaryo yazarlarının tercihlerindeki isabeti güçlendirdiğine inanıyorum.

Kabul görmüş, popülerlik kazanmış her şeyi küçümseyerek, egolarını tatmin eden bir grup insan var. Kendilerini bu huylarından vazgeçmelerini beklemek veya ikna etmeye çalışmak boş bir çaba olur.”