Son saldırı Genelkurmay Başkanı Akar ve Abidin Ünal'a bir mesaj mıydı?

Saygı Öztürk: Duyarlı bir ilimizde Türk-Kürt çatışmasını çıkarmak da hedefleridir

Sözcü Gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk, Kayseri'deki terör saldırısına ilişkin olarak,  Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal'ın da Kayserili olmasına dikkat çekerek, "Kayseri'nin seçilmesinin bir başka nedeni de tüm bu operasyonların, sınır ötesi harekâtların başında Kayserili olan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın olmasıdır. Aynı yerlerde gerçekleştirilen hava harekâtlarını yöneten Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal da Kayserilidir" yorumunu yaptı. Öztürk, "Kayseri'nin seçilmesine bir başka sebep olarak duyarlı bir ilimizde Türk-Kürt çatışmasını çıkarmak da hedefleridir" diye yazdı.

Öztürk'ün Sözcü gazetesinde yayımlanan yazısı şöyle:

Türk Silahlı Kuvvetleri Suriye'de, Irak'ta, topraklarımızda bölücü ve dinci terör örgütlerine karşı mücadele veriyor. Bölücü terör örgütü etnik kimliği, IŞİD ise kendine göre dini kullanıyor. Bu örgütlerin arkalarında değişik istihbaratlar, ya da onların desteğindeki taşeronlar var. Kayseri-Zincirdere 1. Komando Tugayı, Güneydoğu'da, sınır ötesinde görev yapan ülkemizin seçkin askeri birliğidir. 15 günlüğüne döndüler, yeniden gidiş hazırlığındaydılar. Geçen yıl Sur'da, Nusaybin'de, Cizre'de de onlar vardı.

Terör örgütünün komandolarımızı seçmesinin nedeni, Güneydoğu'da, sınır ötesinde kendilerine büyük darbe indiren yiğitlerden sözde intikamını almak, “Sizi takip ediyoruz” demekti. Kayseri'nin seçilmesinin bir başka nedeni de tüm bu operasyonların, sınır ötesi harekatların başında Kayserili olan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın olmasıdır. Aynı yerlerde gerçekleştirilen hava harekatlarını yöneten Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal da Kayserilidir. Kayseri'nin seçilmesi yalnız bununla sınırlı değil. Duyarlı bir ilimizde Türk-Kürt çatışmasını çıkarmak da hedefleridir.


İşte size ulusal mutabakat
Patlamalar, çok sayıda can kayıpları olunca siyasiler “Teröre karşı işbirliği”ni hatırlamaya başladı. Oysa, 2012 yılının Ağustos ayında dönemin TBMM Başkanı Cemil Çiçek “Teröre Karşı Ulusal Mutabakat” metni hazırladı. Aradan yıllar geçmesine rağmen bu tartışılmadı, konuşulmadı. Terör artınca yeniden işbirliği gündeme geldi. Çiçek'in hazırladığı ve o dönem gazetecilerin Ankara temsilcilerine anlattığı metinde şunlar yer alıyordu:


1- Şiddeti ve terörü benimseyen hiçbir anlayış veya hareket tarzı kabul edilemez. Bu nedenle, hangi maksatla olursa olsun, terör ve şiddet yöntemlerine başvurulmasını, bunun mazur gösterilmesini, desteklenmesini ve teşvik edilmesini reddediyoruz. Bu anlayışla terör örgütlerine katılmış herkese, yasalarca tanınan imkanlardan yararlanarak silahlarını bırakmaları çağrısında bulunuyoruz.


2- Terör sadece güvenlik tedbirleriyle çözülebilecek bir nitelik taşımamaktadır. Bu çerçevede, terörle mücadele hükümetin, TBMM'de yer alan veya TBMM'de temsil edilmeyen tüm siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve toplumun her kesiminin ortak bir sorumluluk anlayışı çerçevesinde birlikte ve uyum içerisinde hareket etmelerini gerektiren bir görevdir.

3- Bu anlayış doğrultusunda terörle mücadele demokratik hukuk devletinin temel ilkeleri ve insan haklarına saygı sınırları çerçevesinde tüm siyasi mülahazaların dışında tutularak bu konudaki toplumsal dayanışmayı sergileyecek surette ele alınacak ve uygulanacaktır.


4- Her türlü terör eylemi ve şiddete karşı çıkılması hükümetin ve siyasi partilerin olduğu kadar tüm demokratik kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin ve bütün yurttaşların terörizmin her türüne karşı duruşlarını toplumsal dayanışmayı ortaya koyacak mahiyetteki barışçı ve demokratik yöntemlerle sergilemeleri büyük önem taşımaktadır.