Erdoğan'ın gaz müjdesinden Türkiye'ye ne kadar para kalacak?

Prof. Dr. Sencer İmer, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "müjde" olarak açıkladığı Karadeniz'deki 320 milyar metreküp doğalgaz rezervi ile ilgili İmer, ''320 milyar metreküp gaz bulundu diyelim. 320 milyar metreküplük gazın hepsi çıkmış olsa değeri 64 milyar doların sadece sekizde biridir'' dedi.

Cumhuriyet'ten İpek Özbey'e değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Sencer İmer, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın dediği gibi denizdeki keşif sonucu ülkemizin gündeminden cari açık konusunu çıkarıp cari fazlasını konuşuyor olacak mıyız? Bu, bir anlamda açığın ancak mucizelerle kapanır hale gelmiş olmasının itirafı değil mi? diye sordu.

Dış ticaret açığı veriyoruz diyen İmer, ''normal zamanlarda 250 milyar dolarlık ithalata karşılık 150 milyar dolarlık bir ihracat, yani 100 milyar dolarlık açık var. Bu açığı kapatmak için 30 milyar dolar civarında turizm geliri kullanıyoruz. 20 milyar dolar yabancı sermaye yatırımları ve yabancı sermaye girişiyle bu açığı 50 milyar dolara indiriyoruz. Neticede 50 milyar dolar açık var'' ifadesini kullandı''.

İmer'in konuşması şöyle:

Bunu biz borçlanmak suretiyle kapatıyoruz. Borcu borçla kapatma yaklaşımı Türkiye için yanlış bir yaklaşımdır. Bunun sonucunda 2000’lerde 130 milyar dolar olan dış borç 450 milyar dolara kadar çıktı.

Ve varlıklarımızı satar hale geldik. Demek ki yapısal bir değişiklik yapmadan bundan kurtulmamız mümkün değil. Bu yapısal değişikliği yapabilmek için her şeyden önce ürettiğiniz ürünlerin içindeki yerli yapım payını artırmanız gerekir. Bunun neticesinde de istihdamı artırırsınız.

NEDEN ZONGULDAK’A YATIRIM YAPMIYORSUNUZ?

Konuyu gazın keşfine nasıl bağlayacaksınız?

Enerji piyasasına bakacağız. Türkiye enerjide dışarıya bağımlı. Tüketilen enerjinin yüzde 75’i dışarıdan geliyor. Doğalgazın neredeyse tamamı, petrolün yüzde 90’ı, taşkömürünün yüzde 95’ten fazlası dışarıdan geliyor. Zonguldak’ta bizim büyük bir rezervimiz olduğu halde... Mesela Zonguldak’ta 2 milyon tona yakın taşkömürü üretimi var (şu anda 1 milyon tona düştü), 1 milyar tonun üzerinde rezerv var ama Türkiye 35 milyon ton taşkömürü ithal ediyor.

Türkiye’nin elindeki potansiyeli, mesela Zonguldak’ı daha iyi kullanması lazım. Daha çok yatırım yapması lazım, yapıyor mu, yapmıyor! Aynı şeyi petrolde ve gazda yapmaya çalışmak lazım. İthalatta birinci planda petrol var. 7-8 milyar dolar petrole gidiyor bugünkü fiyatla. Ondan sonra gaz geliyor. 50 milyar metreküp gazın bin metreküpüne aşağı yukarı 180 dolar ödediğinizi söylüyorsunuz. Demek ki 10 milyar dolar da o yapıyor.

- Türkiye’nin kişi başına enerji tüketimi ne kadar?

TKE (taşkömürü eşdeğeri) ile söyleyeyim, 2.2 ton kişi/yıl. Dünya ortalaması 2.7’dir. Türkiye, dünyadaki enerji tüketiminden daha az enerji tüketiyor. Bu değer, Almanya’da 5.5 tondur. Amerika’da 10 tondur. Türkiye’nin gerçek bir sanayi ülkesi olması, refahı yakalayabilmesi için enerji tüketimini en azından bir Almanya seviyesine çıkarması lazım.

İthalat yaptığınız için enerji tüketiminiz az. Yabancılara ürettirip, aldığınız için düşük ama milli geliriniz yüksek, çünkü ithalatla yaşıyorsunuz. Yani borçla yaşıyorsunuz, sürdürülebilir mi, hayır... Bağımlılık oranı şimdi yüzde 75. Almanya seviyelerinde tüketsek, bağımlılık belki de yüzde 90’lara çıkacak.

Hem siyasi hem ekonomik olarak Türkiye için ciddi bir bağımlılık demek oluyor. O zaman ne yapıp edip bizim dışa bağımlılık oranını aşağı çekmemiz lazım.

- Nasıl bir oyun kurmak lazım bunun için?

Doğalgazı mümkün olduğu kadar farklı ülkelerden tedarik ederek Türkiye’yi bir doğalgaz geçiş merkezi yaparak... Aynı zamanda depolamalar yapıp, buradan Avrupa’ya tüketici merkezlerine nakledebilirsiniz. Bu politika çerçevesinde Rus gazı Türk Akımı projesiyle Avrupa’ya gidecek. Bir diğeri TANAP, Azerbaycan ya da Hazar Havzası’ndaki ülkelerin gazlarını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak. Türkiye’nin Mavi Akım’la Rusya ile direkt bağlantısı var.

Bakû-Tiflis boru hattının 50 milyon, KerkükYumurtalık petrol boru hattının 70 milyon ton petrol kapasitesi var. Tam çalışsa yalnızca Ceyhan havzasından 120 milyon ton petrol geçmiş olacak. Irak’ın petrol üretiminin 160 milyon ton olduğunu düşünürseniz neredeyse onun üretimine eşit miktar petrol birikiyor Ceyhan’da.

Peki siz bu petrolü başka ülkelere satarken gerek Irak ile gerek Azerbaycan ile anlaşarak neden rafineri kurmuyorsunuz? Niçin petrokimya tesisleri kurarak, orada sanayileşme sağlamıyorsunuz? Neden gübre fabrikaları kurmuyorsunuz? Neden Zonguldak’a yatırım yapmıyorsunuz?

TPAO ZAYIFLATILMIŞ, DPT ORTADAN KALDIRILMIŞTIR

Siz yanıtlayın...

Paraları gidip Kanal İstanbul’a gömerseniz, altyapılara gömerseniz gayet tabii buralara para bulamazsınız. Altyapıya para yatırmak iyi olmakla birlikte ölçü kaçırılmıştır. Devlet Planlama Teşkilatı’nı ortadan kaldırdınız, onun yerine ciddi bir şey koymadınız. Cumhurbaşkanlığı’nda bahsedilen ofisle bu iş olur mu? Ciddi planlama eksikliği var ve günlük yaşanıyor.

Cari açığı kapatmanın, enerjide bağımlılığı azaltmanın yollarından birisi yabancıların kaynaklarını da akıllıca kullanmaktan geçiyor. Başka bir şey daha söyleyeceğim: Şimdi burada Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nı (TPAO) kullanıyorsunuz değil mi? Maalesef TPAO zayıflatılmıştır. 1980’li yıllarda başlamıştır bu zayıflama. Mevcut hükümet zamanında da hızla devam etmiştir.

- TPAO niçin zayıflatılsın ki?

TPAO bir enerji şirketidir, bütün dünyada enerji şirketleri dikey entegrasyona tabidirler. Yani çıkardığı ürünü önce arar, bulur, çıkarır ve üretir. Ürettikten sonra bunu rafine eder. Yani rafineriler de ona bağlıdır. Sonra yan sanayi olan petrokimya sanayilerini kurar. Orada katma değer elde eder.

Ondan sonra da tüketicilere dağıtım şebekesiyle satar. Siz mevcut yapıyı parçaladınız. Dünya Bankası ve IMF bunu dayattı. Reagan ve Thatcher vardı, bunlar şirketleri parçalayıp, kendi şirketlerine yol açmak istediler. Petrol Ofisi’ni, rafinerileri sattırdılar tek tek.

- Böylece TPAO’yu kaynaklardan mahrum bıraktılar...

Aynen öyle. Entegrasyonu da ortadan kaldırdılar, zayıflattılar. Mesela denizde arama yapacak uzmanları düşünün. Şu anda petrol bulan gemideki uzmanların hepsi yabancı. Kendi adamlarını ellerinin altında tutamadılar çünkü. Şimdi üç tane gemi almışlar gaz aramak için güzel ama farz edelim siz burada gaz buldunuz. Bir kere bunu tek kuyuyla elde ettiniz, pek çok kuyu açıp, garantiye almanız lazım. Bir ay içinde sağladığınız verilerle rezervi bu kesinlikle ifade etmeniz mümkün değil.

Bunu bu işin bütün uzmanları bilir. Bu acele niye? İkincisi oradaki gazı kesmiş olmanız, bu gazı çıkarmanız anlamına gelmez. Gazı çıkarmak için ayrı bir teknolojiye ihtiyaç var. Siz 2100 metre deniz derinliği, onun altında da 1500 metre kara derinliği, 3500-4000 metreden petrol çıkaracaksınız. O ayrı bir teknoloji, herkeste yok. Sizde ne bu teknoloji, ne ekipman, ne eleman, ne de bilgi var. Bunu nasıl yapacaksınız?

BUNUN SONUCU ŞUDUR: YAP-İŞLET-DEVRET!

Başka şirketlerle yapacak...

Aynen. Mecbursunuz! Efendim, ben şirketi çağırır, para verir çalıştırırım. Hayır efendim, o şirketler bu bilgiyi kolay kolay size vermez. Onlar bunu ortak olarak, oradan pay alarak yaparlar. İşte bu noktada yeni petrol kanununu konuşmamız gerekiyor. Gezi olayları sırasında 30 Mayıs 2013’te TBMM’den geçirdiler. Beni yorumlatmak için TRT’ye çağırmışlardı. Telefonla o komisyonun iktidar partisinden yetkilisi bağlandı. Kanunu methetti. “Sayın milletvekili devletin herhangi bir yerde gaz çıkarıldığında hissesi kaçtır” diye sordum.

Cevap veremedi, “Ben söyleyeyim. 8. ve 9’uncu maddeye göre 1/8. Bu da yüzde 12.5 yapar. Demek ki sizin devlete bıraktığınız hisse yüzde 12.5. Peki işgal altında olan Irak’ta bu pay yüzde 18. Siz ne yaptınız” dedim. “Hocam ne yapalım, teknoloji getirecekler” dedi. “Peki Irak’a teknoloji getirmiyorlar mı?” “Hocam yanlış yapmışız, düzeltiriz” dedi. Kanun çıkmış, neyi düzeltiyorsunuz?

- Bugün hâlâ aynı kanun yürürlükte, değil mi?

Evet, hiçbir değişikliğe uğramadı. Şimdi Karadeniz’de 320 milyar metreküp gaz bulundu diyelim, ayrıca bu miktar da tartışılır. Bu miktarın ne kadarı çıkarılabilecek durumdadır? 320 milyar metreküplük gazın hepsi çıkmış olsa değeri nedir? Ben söyleyeyim 64 milyar dolar yapar. Yanında Romanya’nın derin denizde yaptığı araştırma çalışmaları var, onları inceledim.

Exxon Mobil oraya girmiş, çıkmış. “Biz bunu yapmak istemiyoruz, bugünkü fiyatlarda ekonomik değil” demiş ki orası bin metre, bizimki gibi 3 bin 500 metre değil. Şimdi 10 milyar metreküp için yıllık yatırım ve işletme miktarı aşağı yukarı 30 milyar dolar civarında. Bunun üçte ikisi yatırım, üçte biri de işletme maliyeti. Birincisi bu parayı nereden bulacaksınız, ikincisi bu teknoloji ve bilgiyi nereden alacaksınız? Demek ki bir şirketle anlaşacaksınız. Şimdiden söyleyeyim, bunun sonucu yap-işlet-devret olacaktır.

- Yani?

Yani siz petrol kanununa göre yüzde 12.5 alarak bu değeri paylaşmış olacaksınız.

- Sakıncası ne?

Adam şirket olarak gelecek, bütün donanımı, bilgisiyle o gazı çıkarmaya çalışacak. Düzeneği kuracak, parasını da alacak, belli bir süre onu kullanacak, belli bir zaman sonra size devredecek. Artık ne kaldıysa bahtınıza. Bütün fırtına 64 milyarın sekizde biri, yani 8 milyar dolardır.

Olayı böyle gördüğünüz zaman durum değişmiş oluyor. Bir kere yapılması gereken TPAO’yu güçlü bir enerji şirketine dönüştürmektir. Üç arama gemisiyle dünya devleriyle rekabet edemezsiniz.

TEK KUYU AÇARAK REZERVİ TAHMİN EDEMEZSİNİZ

Hocam az önce “320 milyar metreküp de tartışılır” dediniz. Nesi tartışılır?

Tartışılır tabii. İlave çalışmalar yapmak lazım. Çünkü bir tane kuyu açarak rezervi tahmin etmek mümkün değil. Üretimi gerçekleştirmek için TPAO’nun şu anda bunu yapacak gücü de elemanı da bilgisi de yok. O zaman siz 2023’e kadar bunu nasıl yapacaksınız, kim yapıyor bunu? Herhangi bir şirket fizibilite yapmadan bu işe girmez. 30 milyar para bağlamaz.

- 2023 tarihi telaffuz edildiğinde seçim odaklı algılanıyor, ne dersiniz?

Hükümet köşeye sıkışmış vaziyette. Ekonomik olarak çok zor durumda. Şu anda borcu borçla çevirmek için faizleri yükseltse de dışarıdan borç bulmakta zorlanıyor. Elbette Mavi Vatan’ın, egemenlik haklarının korunması, Libya’yla anlaşma yapılması doğrudur. Ancak bunları yapabilmesi için güçlü olması lazım. Para bakımından sıkıntıya girdiğinde ne olacak?

O halde Türkiye’deki insanlara ümit vermek lazım. Aynı zamanda dışarıda Türkiye’ye yatırım yapacaklara da bir ümit vermek lazım. Ancak karşı tarafta kimse cahil değil. Bu olayları çok yakından takip ediyorlar...

- Piyasaların tepkisi de bunu gösterdi zaten...

Gayet tabii. Nitekim Cumhurbaşkanı konuşurken bir baktık dolar yükselmeye devam etti. Netice olarak karşı tarafı akılsız yerine koymayınız.

- Türkiye, Akdeniz’de farklı bir tavırla hareket ediyor. Ancak Karadeniz’i düşündüğümüzde bugüne kadar daha dengeleyici ve uzlaşma yanlısı bir konumdaydı. Bulunan bu kaynak bölge siyasetine gölge düşürür mü?

Karadeniz ile Akdeniz veya Ege arasındaki fark, Karadeniz’de biz münhasır ekonomik bölgelerimizi ilan etmiş durumdayız. Onun için bunun tartışmaya açılacak bir yanı yok.

ABD HER ZAMAN KARŞISINDA İYİ ÇOCUK İSTİYOR!

Hazine ve Maliye Bakanı’nın Türkiye’nin eksen değişikliği yaşayacağını söylemesi... Ne kastediyor Bakan Bayraktar? Eksen değişikliği deyince bizim aklımıza hep Asya’ya kaymak geliyor haliyle...

Eksen kaymasıyla kastedilen Türkiye’nin bağımsız hareket etmesi ve bu bağımsız harekette özellikle Çin ve Rusya ile işbirliği yapması. İngiltere de yapıyor bu işbirliğini, Avrupa da yapıyor, herkes yapıyor. Türkiye’den de geçecek bu yol, geçsin. Yalnız Çin’in değil, bizim de menfaatımıza olacak şekilde düzenlenmesi lazım.

- Diyelim eksen değişti, ABD ve AB ile ilişkiler açısından bunun bir bedeli olur mu?

Türkiye’nin AB ile işbirliği yapması bir mecburiyettir. Türkiye, aynı zamanda bir Avrupa ülkesidir. İstese de istemese de entegre olmuştur. En önemli ticari partnerimiz de Avrupa’dır. Bundan vaz mı geçeceğiz, hayır, devam edeceğiz. Ama bunun yanı sıra başka pazarlara da açılacağız. Eksen değişikliği buysa, bu işbirliğini artırmaktır, Türkiye’nin değişen dünya konjonktüründe kendine yer bulma teşebbüsü olarak değerlendirmek lazım.

- Öyle diyorsunuz ama S-400 ve F-35 meselesinde nasıl bir kriz yaşadığımız ortada... Belki diplomatik olarak yanlış hesaplar yapıldı ama Türkiye bir tercih yapmaya da zorlandı...

Doğru, kolay değildir. Ancak şunu söyleyebilirim: S-400 meselesinde Türkiye mecburdu.15 Temmuz olayı olmuştu. Bu durum karşısında Türkiye’nin hızlıca yüksekirtifa hava savunma sistemine ihtiyacı oldu. Türkiye, ABD vermeyince, Rusya’dan alma kararı verdi. F-35 projesinden çıkarılması yanlıştı. ABD her zaman karşısında iyi çocuk istiyor.

Devamı için TIKLAYIN