Şaban’dı Recep İvedik oldu, aslında Recep İvedik Yeni Türkiye’dir

Uzman Doktor Psikiyatr Ahmet Koyuncu, elde ettiği gişe başarısı kadar pek çok kesim tarafından da eleştiri alan Recep İvedik karakterini masaya yatırdı.

Bilindiği gibi Şaban, büyük sanatçı Sn. Kemal Sunal'ın canlandırdığı bir tiplemedir. Şaban filmleri, ülkemiz insanlarını ekrana sımsıkı bağlamış ve neredeyse 30-40 yıl boyunca ciddi reytingler almıştır. Hala almaya da devam etmektedir. Bu gün ise bu özelliği Recep İvedik serilerinde görmeye başladık. Aynen Şaban filmleri gibi sinema salonları hıncahınç doluyor ve filmleri kanallarda defalarca yüksek reytinglerle seyrediliyor. Peki yeni bir Şaban mı doğuyor? Gelin isterseniz bu sorunun yanıtını arayalım.

Şaban filmleri psikososyal açıdan değerlendirildiğinde, aslında bizi anlatmaktaydı. Ekranda seyrettiğimiz bizden biriydi. Kardeşimizdi, akrabamızdı, komşumuzdu, iş arkadaşımızdı, hatta Şaban bizdi. Seyreden kişinin kendisiydi. Çünkü insanlar Şaban'a baktıklarında kendilerini görmüşler ve onu izlemeye doyamamışlardır. Benzer şekilde Recep İvedik de bu gün Türk halkını yakalamıştır. Türk halkı, Recep İvedik'e baktığında kendisini görmese, o salonları hıncahınç doldurmazdı. Bu filmlerin dönemlerine damgasını vurmasının nedeni, o dönemde yaşayan halkı beyazperdeye yansıtabilmiş olmasıdır.

Şaban demişken, geçmişte hiç kimse Şaban karakterine benzediğini kabul etmez, hatta benzetilmek istemezdi. Hatta Şaban'a benzettiğiniz kişi, sizinle kavga bile edebilirdi. Bu gün de Recep İvedik'e benzettiğiniz kişi kavga etmekle kalmaz, kafanızı bile kırabilir. Çünkü en ağır küfrü ‘eşşoleşşek'' olan ve tokat atan Şaban'lar gitmiş, yerine envai çeşit küfür literatürüne sahip, Allah ne verdiyse patlatan Recep İvedik'ler gelmiştir.

TOPLUMU ANALİZ ETMİŞ

Dediğimiz gibi, Şaban bizdi. Peki özelliği neydi? Hem saftı, hem de küçük köylü kurnazıydı. Tıpkı şehre göç ile gelen insanlar gibi… Garibandı. Aslında hem şehrin kalabalığında gariban, hem de ilk fırsatta kaçak gecekonduyu dikip, her seçimde o gecekonduya bir kat daha çıkacak kadar da açıkgöz… Ama Şaban tıpkı 1970-80'lerin insanları gibi utanmasını bilir, büyüğünü küçüğünü bilirdi. Yaşlı insanlara ‘ana, nine'' gibi ifadeler kullanırdı. Recep İvedik 5'te filmin bir yerinde yaşlı bir teyzeye ‘Kocakarı'' denilebiliyor. Bir sahnede ise erkek arkadaşının memesini tutarak ‘Karılardan fazla'' diyerek aşağılayabiliyor. Bu tür cinsiyetçi ve homofobik espriler Şaban filmlerinde de mevcuttu. Ama bu kadar kaba bir üslupta değildi. Bu konuda ise, Sn. Şahan Gökbakar'ı %100 suçlamamak gereklidir. Çünkü bir sanatçı gözüyle toplumu analiz etmiş ve özellikle yeni gençlerdeki kaba üslubu ve kabalaşmayı beyaz perdeye aktarmıştır.

Utanç bir içgörü göstergesidir. Geçmişteki cahil de olsa utanmasını bilen Şaban'lar gitmiş, onların yerine bu gün ki diplomalı (!), utanma duygusu olmayan, içgörüsü olmayan, özür dilemeyi bilmeyen ve ona rağmen zeytinyağı gibi üstte kalabilmek için çabalayan kaba saba Recep İvedik'ler gelmiştir. Sn. Gökbakar sanıyorum ki bu değişimi görmüş ve filme aktarmıştır, diye düşünüyorum.

ŞABAN BİZDİ, HALKTI

Şaban'ı hatırlar mısınız? Şaban bazen kandırdığını düşünürken kandırıldığını fark edemeyen bir saflık, bazen ise dört açılan bir gözdü. Şaban, sabah işe giderken manavın tezgaha dizdiği bir meyve, bakkalın kapısının önüne bir şeker kavanozu, manavın kapısına koyduğu boncuklu sineklikti. Hatta işe giden bir memur, apartmanın önünde oturan bir kapıcı, caddeyi süpüren bir belediye işçisi, bazen geceleri mahalleyi koruyan bekçinin düdüğü idi. 1970 ve 80'li yılları hatırlayın, o dönemin okula giden öğrencilerin siyah önlüğünün beyaz yakası idi. Hatta Şaban, mahallenin güzel kızına zil zurna aşık olan gençti. Düğünlerde ise halayın başıydı. Salladığı mendil, dünyaya okunan meydandı. Saymakla bitmez, Şaban bizdi. Yani halktı. Yani 1950'lerden sonra cahil ve eğitimsiz, hatta kendi haline bırakılmış çoğunluktu. Köy enstitüleri kapatılmış, toprak reformu yapılmamış ve cahil kalan halk üreyerek hızla nüfusu artmış ve şehirlere taşmıştı. O günlerde milyonlarca Şaban köylerde ve şehirlerde yaşıyordu. O insanların ezilmişliklerini ve çaresizliklerini en güzel Şaban filmleri anlatıyordu ve onu izlemeye doyamıyorlardı. Katharsis sağlanıyordu.

Hatırlar mısınız? Şaban filmleri, Şaban'ın dişlerini göstererek kendine has gülmesi ile başlardı Recep İvedik filmi de kendine has gülmesi ve tokadı ile başlamaktadır. Tıpkı Şaban gibi mahallenin yersiz şakalar yapan kişisi, boş gezen boş kalfası… Recep İvedik, kaba davranışları ile Hanzo'yu, sakarlıkları ile ise Sakar Şakir'i hatırlatıyor. 1975 yılında çekilen Hanzo filmi, aslında cahil bırakılmış çoğunluğu anlatan bir filmdi. Filmdeki bilim insanları ve Profesör ‘O da bizim gibi bir insan'' diye ona sahip çıkıyor ve onu büyüteceklerini, konuşmayı, yemeyi içmeyi ve bir insan gibi yaşamayı öğretebileceklerini anlatıyordu. Çünkü o profesör bir öğretmendi. Öğretmenlerle bir toplum insan haline getirilebilirdi. Ama NATO'ya giren Türkiye, Köy Enstitülerini kapatmış, toprak reformunu yapamamıştı. Zengin daha zenginleşmiş, kendisine bir şey verilmeyen halk ise daha cahilleşmiş ve Hanzo'lara dönüşmüştü. En son olarak 1976'da Öğretmen okulları kapatılmış ve 12 Eylül Darbesi sonrası ise cenaze namazı kılınarak kabristana uğurlanmıştı.

12 Eylül darbesinden sonra getirilen serbest piyasa ekonomisi ile Türk insanının değer yapısı hızla erozyona uğramış ve dejenere hale gelmişti. Paranın imparator olduğu dönemde, bu bozulmayı önleyebilecek olan öğretmenler parasız ve itibarsız bırakılarak, sürülerek sistemde sesi çıkmayan köleler haline getirilmişti. Asıl konuşması gereken bilim insanları ve aydınlar ise YÖK sistemi ile üniversitelere hapsedilmiş ve konuşamaz hale getirilmişti.

Serbest piyasa ekonomisi ile bir anda ‘Çarıklı Milyonerler'' ortalığı doldurmuş ve onların borusu ötmüştü. Ben zenginleri severim diyenler başbakan olmuştu. Bu süreçte öğretmenlerini kaybeden Türk halkı, utanma duygusunu ve içgörüsünü tamamen kaybetmeye başlamıştı. Öğretmen ve bilim insanlar sustuğunda ise, eğitimi ve görgüsü ne olursa olsun, parası olanlar Hülya Avşar'ların ve en güzel mankenlerin yanında görülmeye başlanmıştı. Halk ise bunu özel Televole kanallarında yıllarca seyretmişti. Yıllar, medyaya yansıyan davranışlarına dikkat etmeyen Hülya Avşar, Mehmet Ali Erbil, Erman Toroğlu, Aziz Yıldırım ve Fatih Terim'lerle geçmiş, Kurtlar Vadisi ve Survivor seyretmiş olan nesil ise Recep İvedik olmuştur. Yeni Türkiye'yi inşa etmiştir. İşte bu değişimi, daha doğrusu bozulmayı ise en güzel Recep İvedik filmleri anlatmaktadır.

ROL MODEL OLDUĞUNU FARK ETMEYEN SİYASETÇİ KUŞAĞI

Bunun yanı sıra futbol ile yatıp kalkan Türk halkı Sn. Süleyman Seba gibi kulüp başkanlarını ve konuşmasında saygılı üslubunu bırakmayan teknik direktörlerini kaybetmiş, bunların yerine gündemi geren, agresif yapısı ile gündemi belirleyen Sn. Aziz Yıldırım gibi başkanlar, Sn. Fatih Terim gibi teknik direktörler gelmiştir. En kötüsü ise futbol maçlarını yorumlayarak, sporu meydan savaşına çeviren Sn. Erman Toroğlu gibi yorumcular gelmiştir. Twitter da tartıştığı öğrenciye ‘sonra bağırmayacaksın'' diyen Sn. Nihat Doğan'lar çıkmıştır.

Hatta 1980'lerden itibaren siyasetçiler bile değişmişti. Halasının bıyığı olsa ya da Küçük Turgut diyen Özal'lar, küfürleri basına yansıyan siyasetçiler, kutup ayısı polemiği yapanlar ve konuşması ile insanlara rol model olduğunu fark etmeyen bir siyasetçi kuşağı gelmişti. Sn. Özal vefatından önce ‘ben gidiyorum, ama benim gibi olan bir nesil geliyor' demişti. İşte o nesil zaman içerisinde evrilerek Recep İvedik'e dönmüştü.

Örneğin son dönemdeki Anayasa değişikliğinde mecliste birbirine saç baş giren ve birbirini ısırma iddiaları olan milletvekilleri ile, Recep İvedik 4'te arkadaşının bacağını ısıran Recep İvedik arasında ne fark vardır? Spor programlarına bakın. Özellikle Sn. Rasim Ozan Kütahyalı'nın, Sn. Ahmet Çakar'ın, hatta buz hokeyi sopası ile ekranda maç yorumlayan Sn. Erman Toroğlu'nun konuşma üslubuna ve yorumlarına… Masaya sürekli olarak yumruğunu vuran ve durumu şak diye çözeceği iddia edilen Sn. Aziz Yıldırım gibi kulüp başkanlarına bakın. Çok bilmiş üslubu ile konuşan sporcusu, teknik direktörü, takım yöneticileri ve spor yorumcularının yarattığı cehennemde büyüyen, Kurtlar Vadisi ve Survivor izleyen bir neslin olacağı kişi tabii ki Recep İvedik'tir.

Yani Recep İvedik toplumun geldiği son haldir. Yani YENİ TÜRKİYE'dir. Sokakların, kahvehanelerin, çarşının pazarın, AVM'lerin, hatta okulların bile Recep İvedik'lerle dolu olduğunu görmemek için kör olmak lazımdır diye düşünüyorum. Osmanlı dizi rüzgarına uyarak sakal bırakanların, azınlığına bu sakallar yakışırken, önemli bir kısmı Recep İvedik'e benzediğinin farkına bile varamamıştır.

Sonuç olarak halk bu filmleri tutmuştur. Bu durumu ‘Halk filme gidiyor, kendisini görüyor ve kendi ağlanacak haline gülüyor'' şeklinde yorumlamak yanlış olmaz. Ama bu konuda halkı da suçlamamak lazımdır. Bir toplumu eğitirseniz, çölü vahaya çevirirsiniz. Toplum eğitimli ise bir sorun olduğunda örgütlenerek hakkını arar. Eğer toplum cahilse ya da bizim toplumumuz gibi cahil bırakılmışsa; bir sorunlar karşılaştığında çözüm yolları tıkalı ise içgüdüsel olarak kendi içerisinden, kendisine benzeyen kendi kahramanını yaratır. Kendi sanatını, kendi müziğini (arabesk), hatta kendi sinemasını yaratır. Halk normal hayatta alamadığını ekran karşısında alır ve katarsis sağlanır.

Şaban'ın Recep İvedik'ten en önemli farkı ise; Şaban filmlerinde Şaban'ın güçlüler ve tiranlar karşısında bir Köroğlu duruşu vardır. Halkın kahramanı olan Şaban, halkın yumruğunu indirir, onu o hale getirenlerin ve aşağılayanların kafasına… İşte bu duruşu Recep İvedik' te pek görmek mümkün değildir. Örneğin Şaban kendisinin cahil olduğunu ve cahilliğin kötü bir şey olduğunu kabul eder. Ama Recep İvedik cahil olduğunu kabul etmez. Bunu bir meziyet gibi yansıtır. Ama Recep İvedik 5'te de eğitimlileri susturan, onların yerini alan ve onların ağzını bantlayan bir Recep İvedik vardır. Türkiye'nin son 20-30 yılına ne kadar çok benziyor…

RTÜK SINIFTA KALMIŞTIR

Filmler katharsisi sağlasa da, gerçek çözüm değildir. Filmde Recep İvedik kazanabilir, ama eğitimde, bilimde ve teknolojide geri kalmış bir ülkenin gerçek dünyada kazanması mümkün değildir. Filmde verilen birlik beraberlik mesajlarına bakıldığında işimiz Recep İvedik ve Pepe filmlerine kaldığı ise acı gerçektir.

Recep İvedik 5'in Şaban'a benzeyen diğer bir özelliği ise, ağzının bozuk olması, yani küfürbazlığı… Bizim babalarımız ‘Eşşoleşşek'' çok kullanırdı. Biz bu küfrü babalarımızdan öğrendik ve Şaban'da kendimizi seyrettik. Ama bizim çocuklarımız bu küfrü Şaban filmlerinden öğrenmiştir. Recep İvedik- 5 filminde en az 30 sahnede göt, bok, sıçmak, sokmak, geçirmek gibi sözcükler, nasıl geçirdim şeklinde el-kol hareketleri ve fotofiniş fotoğrafında ki başparmağını, işaret ve orta parmak arasına sokarak el hareketi… Bunları çocuklarına seyrettiren anne babalara söyleyecek bir söz bulamıyorum. İşte o çocuklar büyüdüğünde neyi yaratacaklar? Bir sonraki kuşağı… NEO-RECEP İVEDİK kuşağı…

En kötüsü ise bu filme çoluk çocuk gelmiş olan, salonların yarıdan fazlası çocuk ve ergen olan ve kahkahalarla gülen aileler… Bu filme +13 yaş sınırı koymayan RTÜK sınıfta kalmıştır. Bu görüntüler madem bu kadar normal; RTÜK üyelerine, halkı kalbinden yakalayan Sn. Şahan Gökbakar'ı 7-12 yaş arası kendi çocuğu ya da yeğeniyle, akrabasıyla Recep İvedik 5 filmine gitmesini ve o filmi beraber seyretmesini öneririm. Örneğin bir sahnede geçen ‘Yavşak Nurullah… Senin Kalıbına sıçayım…'' sahnesini…