Öykü Karayel'den ünlü olmak isteyenlere tavsiye

Ünlü oyuncu Öykü Karayel oyunculuk hayatıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Adana Film Festivali’nden en iyi senaryo ödülüyle dönen İşe Yarar Bir Şey adlı filmde ölümü elinde tutan bir hemşireyi canlandıran Öykü Karayel “Bir insanın hayatıyla ilgili bir kararı veriyor olmak epey tedirgin edici” diyor.

Sabah'tan Sonat Bahar'ın röportajı:

Ekranların sade, kendi halinde güzellerinden biri Öykü Karayel. Hali, tavrı, konuşması sakin. Ancak bir role büründüğünde farklı bir tarafını gösterenlerden. Belki de bu yüzden, televizyon dizilerinden sıyrılıp, sinemada boy gösterdiğinde daha da bir devleşiyor bu ufak tefek kız. Son olarak Pelin Esmer'in Barış Bıçakçı ile birlikte kaleme aldığı İşe Yarar Bir Şey isimli filmde Canan karakterinı canlandırdı. Film bu hafta vizyona girdi. Başak Köklükaya ve Yiğit Özşener'in de yer aldığı film, adete bir şiir tadında... 24. Uluslararası Adana Film Festivali Ulusal Yarışması'nda Pelin Esmer ve Barış Bıçakçı'ya En İyi Senaryo, Başak Köklükaya'ya En İyi Kadın Oyuncu ve Gökhan Tiryaki'ye En İyi Görüntü Yönetmeni ödüllerini kazandıran film, bir gece trende yolları kesişen iki kadının "Gel beni öldür" diyen bir adama doğru uzanan yolculuklarını konu alıyor. Biz de film vesilesiyle Öykü Karayel ile buluştuk. Filmi ve kendisini konuştuk:

- Pelin Esmer ismini duyunca mutlaka bu filmde yer almak istemişsiniz. Neden?
- Filmlerini çok sevdiğim bir yönetmendi. Bu filmden önce bir fırsat olmuştu, çok çalışmak istemiştim ama bir takım sebepler yüzünden çalışamamıştık. Tanıştıktan sonra beraber iş yaparken de iyi anlaşacağımızı ve bir oyuncu olarak bir yönetmenden beklediğim her şeye sahip olduğunu biliyordum zaten.

- Tren yolculuklarını sever misiniz? Trenlerin insanları daha duygusal yapan, düşünmeye iten bir yanı olduğunu düşünüyor musunuz?
- Gerçek bir tren yolculuğuyla beni tanıştıran Pelin (Esmer) oldu. Beraber Ankara'ya gidip geldik. Yataklı vagondaki kompartımanlarımızda seyahat ettik gece boyu. Filmden önce trenle sadece Eskişehir'e gitmiştim, onun dışında şehir içinde çok kullanırdım. Gerçekten de garların ve trenlerin insanda yarattığı bir hissiyat var ve o hissi bilenler, filmi izledikten sonra aynı duyguyla ayrılacaklar salondan. Pelin ve Barış Bıçakçı bu filmi, Ankara'nın ve trenlerin kendilerinde şairane duygular uyandırdığı insanlara, yalnız olmadıklarını göstermek için yazmışlar gibi geliyor bana.

- Bu film için saçlarınızı değiştirmişsiniz. Saç renginizi değiştirmiş miydiniz daha önce?
- Sadece bir yaz uçlarını boyatmıştım saçımın o hoşuma gitmişti, sıkıldığımda kestirebileceğim kadar bir şeydi. Filmde epey sarı bir balyaj yapıldı. Bittikten sonra kapatmak için uğraştım biraz. Ama bir film için tipimin değişmesi hoşuma gidiyor.

- Oyuncu olmaya özenen bir karakteri canlandırıyorsunuz. Siz oyuncu olmaya özenen biri miydiniz?
- Ben çocukken 'oyuncu' benim için tiyatrocuydu. Sürekli oyun izlerdik. Ve evet, sahnede olanlara, iyi oyunculara çok özenirdim. Yanlış anlaşılmasın ama televizyon dünyası daha başka bir dünya gibi gelirdi bana. Sanki bana, çevreme çok uzak bir dünya gibi. İyi oyunlara, oyunculara, tiyatro ekiplerine, onların içinde yer almaya özenirdim ben daha çok.

20 SAYFALIK BİR SAHNE ÇEKTİK

- Bol dialoglu, az mekanlı ve az karakterli bir film. Zor mudur böyle işlerde rol almak? Ya da hareketli ya da aksiyonlu işlere göre daha çetrefilli midir?
- Hepsinin zorluğu ayrı tabii. Ama bu filmde sanki bir tiyatro oyununu bütün gün arka arkaya oynuyor gibiydik. Sahne başlıyordu bitene kadar çekiyorduk. Genelde filmlerde böyle oluyor ama bizim kesmeden neredeyse yarım saat süren, yirmi sayfalık bir sahnemiz vardı. Fiziksel bir zorluğu yoktu fakat kuvvetli konsantrasyon gerektiren bir sahneydi. Filmlerde rol almayı seviyorum. Çünkü bir tiyatro oyunundaki gibi başı sonu belli olan, hikaye içinde tutarlı bir karakteri oynuyorsunuz. Dizilerle kıyaslayınca mükemmel bir lüks bu.

- Oyuncu olmaya özenen bu karakterin motivasyonu, ünlü olmak, röportajlar vermek. Sizin motivasyonunuz ne?
- Oyun oynamak tek motivasyonum. Keyif aldığım şeyi yapıyor olmak... Tabii her şeyin bir bedeli var. Bu meslek beraberinde istemediğim bir sürü paketle birlikte geliyor ama keyif aldığım tarafı daha ağır bastığı sürece oyunculuk yapmaya devam edeceğim.

- Ünlü olmak için oyuncu olmaya çalışan filmdeki gibi arkadaşlara ne söylemek istersiniz?
- Başarılar.

- Karakteriniz bir insanın hayatını elinde tutuyor. Birinin hayatını elinde tutmak nasıl bir histir sizce? - Aşırı tedirgin edici bir şey olsa gerek. - Filmde "Gel, beni öldür" diyen bir adam var, sizce bir tercih mi bu?
- Fazla parametreleri olan bir tercih bu. Ama neticede bir insanın hayatını sonlandırmak isteyip istememesi onun seçimi olmalı sanırım.

ŞİİRDE İNSANI BESLEYEN BİR ŞEY VAR

- Şiir sizin hayatınızın neresinde duruyor?
- Çocukken bir tek Nazım'ı bilirdim. Annem sayesinde... Konservatuvar başlarında da bütün Türk şairleriyle tanışmış oldum. Bizim okulda sahne sınavlarında şiir okumak zorunluydu, oradan da not alırdık. Şiirde insanı besleyen iyileştiren bir şey var. Bana öyle geliyor ki şiir seven biri gerçekten kötü olamaz . Belki fazla romantik bakıyorum ama şiir tam da bunu yapıyor işet insana.

- Günümüzde bir şairi besleyecek gerekli duygusal ortam var mı?
- İnsan var olduğu sürece evet.

- Resime de ilginiz olduğunu duydum kuşlardan. Nasıl resimler yapıyorsunuz? Bunları sergilemeyi düşünüyor musunuz?
- Öyle sergileyecek bir şekilde resim yapmıyorum asla. O kadar ciddi değil resme olan ilgim. Arada bir şeyler çizmeyi, boyamayı seviyorum sadece. Onu da senede bir iki defa yapıyorum.

- Bu kadar kendi halinde olup, kendi hayatının sadeliğinde yaşayıp, bu kadar göz önünde bir meslek yapıyor olmak size nasıl hissettiriyor?
- Çok düşünmemeye çalışıyorum bunu. Sıkıcı yanları var, güzel tarafları da vardır herhalde, yaşıyorum işte.