Elif Doğan: Henüz gerçek aşkı yaşamadım

Aşk Tesadüfleri Sever 2 filminde rol alan Elif Doğan'dan Posta gazetesine samimi açıklamalar...

‘Aşk Tesadüfleri Sever 2’ de,ilk sinema filminizde başroldesiniz. Nasıl gelişti, nasıl bir deneyim oldu sizin için?

Tam ‘Zengin Ve Yoksul’ dizim bitmişti, yaza giriyorduk. Senaryo hiç beklemediğim bir anda geldi ve bir dönem hikayesi olması çok heyecanlandırdı. Senaryoyu okur okumaz Sema rolünü çok sevdim ve onu başkasına vermeyeceğimi hissettim.

Bir oyuncu için kendini televizyon ekranında izlemekle beyaz perdede izlemek arasında nasıl bir fark var?

Ben kendimi televizyonda izlerken çok özeleştiri yapıyorum. Başak burcuyum, mükemmeliyetçiyim. Ama filmimizi şu ana kadar beş ya da altı kere izlemişimdir. Her seferinde de hüngür hüngür ağladım. Sanırım tamamen dışına çıktım. Beni hüzne boğan bir hikayesi var, onun da etkisi olabilir.

Henüz izleme fırsatı bulamayanlar için nasıl anlatırsınız filminizi?

Bu bir ‘imkansız aşk’ mı? İmkansız aşk değil, hatta bence hiçbir aşk imkansız değil. Tabii ki kendi içinde zorlukları, açmazları olan hüzünlü bir hikaye ama umut ışığı hep var. Hatta ona tutunarak film bittiğinde bence herkes “Evet ya, hâlâ her şey mümkün” deyip devam edebilir. Çünkü insanları masumiyetin varlığına inandıracak bir hikayesi var.

ÇABUK ELDE EDİLEN ŞEY ÇOK KOLAY KAYBEDİLEBİLİR

Buna inanmaya neden ihtiyacımız var sizce?

Çünkü zaman ilerledikçe her şey gibi aşk da onu yaşama ve yorumlama şeklimiz de değişiyor. Düşünün, insanların mektuplaştığı zamanları… O bile büyük bir zahmetmiş meğer. Mektubu yazmak, pulunu yapıştırmak, zarflayıp göndermek… Şimdi her şey çok kolay ve çabuk ulaşılır. Halbuki bir şeyin çabuk elde edilebilir olması çok çabuk da elden gidebileceği anlamına geliyor bence.

Filmin aşk hakkında yeni bir önermesi, söylediği yeni bir söz var mı?

Aşk sevmekten vazgeçmemektir. Ben kaderciyim. Eğer biri sizin kaderinizse ve yollarınız bir kez kesiştiyse ve sizin dışınızda nedenler yüzünden ayrılmak zorunda kaldıysanız, mutlaka yollarınızın yeniden birleşeceğine inanıyorum. Bir yandan da başımıza gelen her şeyin bir amaca hizmet ettiğini, her deneyimin oradan bir şey öğrenmemiz için yaşandığını düşünüyorum. Özetle şu an hayatınızdan çıkan birinin gerçek aşkınız olduğuna inanıyorsanız, bence mutlaka tekrar bir araya geleceksiniz.

Sema nasıl bir karakter? Nasıl bir aşık?

Sema çok cesur bir kadın. 17 yaşında, memur bir ailenin çocuğu. Şöyle bir cümlesi var sevdiği insana “18’ime bastığım gün kaçabiliriz.” Bu kadar net ve gözü kara. Çünkü deli gibi aşık... Tabii ki o dönemin şartlarıyla beslenen bir aşk ama sonsuz yani ve bunu ikisi de çok net hissediyor. Günümüzde ise çok aşık olduğunu düşünse bile kimse kimse için fedakarlık yapmak istemiyor.

ROMANTİK BİR İNSAN DEĞİLİM KARİYER VE İŞ ODAKLAYIM

Siz yapar mısınız çok aşık olsanız?

Ben çok romantik bir insan değilim, o yüzden muhtemelen ben de yapmam. Bir de gururluyumdur. Hiç geri adım atmam. Zaten Sema’da bu anlamda kendimle ilgili bir boşluk yakaladım. Onun yaptıklarına bakıp “Elif bunları yapamazdı” dedim.

Siz nelerin peşinden gidersiniz?

Ben daha çok iş ve kariyer odaklıyım. Çok inandığım bir işin sonuna kadar uğraşırım. Çok hırslı olduğumu düşünmüyorum ama karşımda kadersel ağ olarak düşündüğüm, benim noktam olduğuna inandığım bir durum varsa o şeyin peşinden giderim işte.

Aşk size ne ifade ediyor?

Gerçek aşkın bir tane olduğuna, bir kez yaşandığına inanıyorum. Belki de zaten henüz gerçek aşkı yaşamadığım için romantik olmadığımı düşünüyorum.

Baya ruh eşine inanıyorsunuz…

Kesinlikle! Çok nostaljik bir ruhum var. Aşkın, sevginin en üst seviyesi olduğuna ve kesinlikle karşılıklı olduğuna inanıyorum. Tek taraflı olan hiçbir şeyin gerçek olmadığını düşünüyorum. Henüz yaşamadığım için, söyleyeceklerim bunlar.

NORMAL OLAN BİRÇOK ŞEY TÜRKİYE’DE TABU OLARAK GÖRÜLÜYOR

Tesadüflerin bir aşk hikayesine yön verecek kadar belirleyici olduğunu düşünüyor musunuz?

Biz tesadüf diyoruz onlara ama bence o tesadüfler de kadersel döngüye hizmet eden yaşanmışlıklar… Yaşadığımız her şey bizi bir yola itiyor, bir yere götürüyor.

Filmin diğer başrol oyuncusu Nesrin Cavadzade “Türkiye’de kendini rahat bırakan çok cesur bir güzellik yok” dedi...

Maalesef ki hak veriyorum. Tabii ki çalışmak istediğiniz alana göre değişiyor. Mesela televizyon gibi bir mecradaysanız, bazı şeyleri yapmamanız gerektiği için direkt kısıtlanıyorsunuz. Sinema biraz daha özgür bir alan sunuyor ama orada da benzer şeyler oluyor.

‘Bazı şeyleri yapmamanızın gerekmesi’ ne demek?

Güzel soru. Bir kere kabul edelim, RTÜK diye bir gerçek var. Hayatın normal akışında var olan bir sürü detayı veremiyoruz. Bu, bir süre sonra “Şunu da yapmasak olur mu? Olur, e hadi yapmayalım o zaman” durumuna dönüyor. Halbuki yapılsa belki orada hem oyuncuyu hem hikayeyi başka bir şekilde tetikleyecek ve etkileyecek. Ama gelinen nokta bu maalesef. Biraz ‘sanat, sanat için midir, sanat, toplum için midir’ durumu yani.

İNANMADIĞIM İŞİN İÇİNDE YER ALMAM

Bence sanat, sanat içindir…

Bence de kesinlikle öyle. O yüzden de zaten kişisel olarak Elif’in fikrine, sağduyusuna sadık kalamadığımbir durumda işimi yapmış gibi hissedemiyorum. O takdirde kendime de aykırı gelmiş, inanmadığım bir şeyi yapmış oluyorum. Kendimceolamıyorsam iş yapmış olmak için yapmanın manası yok ki… Bu yüzden zaten sanat, sanat içindir ve çok şahsidir. Benim yaptığımın herkese aynı şeyi ifade etmesi gerekmiyor.

Siz kendinizi cesur buluyor musunuz?

En cesur hissettiğim konu kendime sadık kalarak ilerliyor olmam. Genel akıma ayak uyduracağım diye inanmadığım bir işin içinde yer almıyorum. Ama aşk konusunda da kendimi korkak buluyorum mesela. Günümüzün tüketme hızı beni gerçekten ürkütüyor. Bu konuda kendimi daha eski ruh olarak niteliyorum. O akışa kapılıp kendimi üzmektense dikkatli ve temkinli olmayı tercih ediyorum.

Bir oyuncuya “Eşcinsel bir karakteri oynar mısın, şunu yapar mısın?” gibi sorular sorulması ne hissettiriyor?

Bu algı, üretimi kısıtlayan bir şey değil mi? Çok tuhaf! Zaten yaptığımız iş kendimizin dışında bir şey çıkarıyor olmak. Ben bir kadın- erkek ilişkisini çıkarıyorsam kadın- kadın ilişkisini de çıkarabilmeliyim tabii ki. Ama Türkiye’de normal olması gereken bir sürü konu tabu olarak niteleniyor.

NORMAL OLAN BİRÇOK ŞEY TÜRKİYE’DE TABU OLARAK GÖRÜLÜYOR

Tesadüflerin bir aşk hikayesine yön verecek kadar belirleyici olduğunu düşünüyor musunuz?

Biz tesadüf diyoruz onlara ama bence o tesadüfler de kadersel döngüye hizmet eden yaşanmışlıklar… Yaşadığımız her şey bizi bir yola itiyor, bir yere götürüyor.

Filmin diğer başrol oyuncusu Nesrin Cavadzade “Türkiye’de kendini rahat bırakan çok cesur bir güzellik yok” dedi...

Maalesef ki hak veriyorum. Tabii ki çalışmak istediğiniz alana göre değişiyor. Mesela televizyon gibi bir mecradaysanız, bazı şeyleri yapmamanız gerektiği için direkt kısıtlanıyorsunuz. Sinema biraz daha özgür bir alan sunuyor ama orada da benzer şeyler oluyor.

‘Bazı şeyleri yapmamanızın gerekmesi’ ne demek?

Güzel soru. Bir kere kabul edelim, RTÜK diye bir gerçek var. Hayatın normal akışında var olan bir sürü detayı veremiyoruz. Bu, bir süre sonra “Şunu da yapmasak olur mu? Olur, e hadi yapmayalım o zaman” durumuna dönüyor. Halbuki yapılsa belki orada hem oyuncuyu hem hikayeyi başka bir şekilde tetikleyecek ve etkileyecek. Ama gelinen nokta bu maalesef. Biraz ‘sanat, sanat için midir, sanat, toplum için midir’ durumu yani.

İNANMADIĞIM İŞİN İÇİNDE YER ALMAM

Bence sanat, sanat içindir…

Bence de kesinlikle öyle. O yüzden de zaten kişisel olarak Elif’in fikrine, sağduyusuna sadık kalamadığımbir durumda işimi yapmış gibi hissedemiyorum. O takdirde kendime de aykırı gelmiş, inanmadığım bir şeyi yapmış oluyorum. Kendimceolamıyorsam iş yapmış olmak için yapmanın manası yok ki… Bu yüzden zaten sanat, sanat içindir ve çok şahsidir. Benim yaptığımın herkese aynı şeyi ifade etmesi gerekmiyor.

Siz kendinizi cesur buluyor musunuz?

En cesur hissettiğim konu kendime sadık kalarak ilerliyor olmam. Genel akıma ayak uyduracağım diye inanmadığım bir işin içinde yer almıyorum. Ama aşk konusunda da kendimi korkak buluyorum mesela. Günümüzün tüketme hızı beni gerçekten ürkütüyor. Bu konuda kendimi daha eski ruh olarak niteliyorum. O akışa kapılıp kendimi üzmektense dikkatli ve temkinli olmayı tercih ediyorum.

Bir oyuncuya “Eşcinsel bir karakteri oynar mısın, şunu yapar mısın?” gibi sorular sorulması ne hissettiriyor?

Bu algı, üretimi kısıtlayan bir şey değil mi? Çok tuhaf! Zaten yaptığımız iş kendimizin dışında bir şey çıkarıyor olmak. Ben bir kadın- erkek ilişkisini çıkarıyorsam kadın- kadın ilişkisini de çıkarabilmeliyim tabii ki. Ama Türkiye’de normal olması gereken bir sürü konu tabu olarak niteleniyor.

(Posta - Oya Çınar)