Annem çaktırmadan prezervatifleri delerdi!

Ayşe Arman, ünlü oyuncu Hatice Aslan'la bilinmeyenleri konuştu. Hatice Aslan, kendisinden 19 yaş küçük erkek arkadaşı hakkında bakın neler anlattı..

Ben senin gördüğün şeyi yaşamıyorum

Sadece çok iyi bir oyuncu değil. Çok doğal. Çok akıllı. Çok farkında. Ve taş... Yaşın bir önemi yok. Ama taş. Bir sürü 30’luğu, 40’lığı cebinden çıkarır.


Hatice Aslan yeni filmi ’Vücut’u ve kendisinden 19 yaş küçük Kenan Ece’yle ilişkisini anlattı
Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Üç Maymun’ filmiyle hayatımıza girdi. Oysa Hatice Aslan, yılların deneyimli Devlet Tiyatrosu oyuncusuydu. Şimdi de nefis bir filmle bizi yeniden selamlayacak: ‘Vücut’. 4 Mayıs’ta gösterime giriyor. Film, bize vücutlarımızı haddinden fazla önemsediğimiz gerçeğini gözümüze sokuyor. Yani içimizle değil, ambalajla alakalıyız. Yüzeyseliz. Sığız. Filmde izleyeceğimiz hiçbir karakter, bizim gördüğümüz şeyi yaşamıyor. Bir porno yıldızını canlandıran Hatice Aslan da. Onu yakalamışken kendisinden 19 yaş küçük sevgilisi Kenan Ece’yle ilişkisini de sordum. Onunla da yaşadığı da bizim gördüğümüz şey değil. Çok daha derin, çok daha sevgi dolu...


*  Hayata, Malatya-Sivas ekseninde başlamak sana nasıl özellikler kattı?
- Anlama… Ben halden anlarım. Kimseyi ötekileştirmem. Sonsuz bir empati duygum var. Sivas’ta doğdum. Ev hanımı Rahime ve Devlet Demir Yolları’nda memur Halife’nin kızı olarak. Dokuz çocuklu bir ailenin altı numarasıyım.

*  Dokuz çocuk ha! Niye o kadar çok yapmışlar?
- Annem çocuk delisi. Bütün hayali, kalabalık bir aileymiş. Çok çocuğu olsun diye, babama çaktırmadan prezervatifleri delermiş. Babam, “Aldıralım” dediği zaman da, “Ölürüm de aldırmam!” diye direnirmiş.

*  Bu kadar çok kardeş nasıl bir duygu?
- Müthiş. Karnaval gibi bir çocukluk yaşadım. Babam varlıklı değildi ama bir şekilde hepimiz adam olduk. Aramızda öğretmen var, subay var, ticaretle uğraşan var, bizim sektörde çalışan var. Boş yok.

*  Annene babana hayırlı bir evlat mısın?
- Sadece anneme, babama, kardeşlerime değil, herkese hayırlıyım. Benim yanımda bir sıkıntı konuşulduğu zaman, o sıkıntıyı kendime dert edinirim, “Yapabileceğim bir şey var mı?” derim. Bu, biraz da taşralı olmaktan kaynaklanıyor. Yaşasın taşralılık!

*  Hayatının ne kadarı Sivas’ta geçti?
- Liseyi bitirinceye kadar ailemleydim…

*  Sonra?


- Sonra Ankara. Ablalarımdan biri Ankara’ya gelin gitmişti, ben de kapağı onun yanına attım. Konservatuvar yılları. Çünkü eve görücüler gelmeye başlamıştı,
ben de evlenmek istemiyordum.

*  Aklında oyuncu olmak mı vardı?
- Yok aslında. Ben, hayatla birlikte aktım. Babamın Grundig teybi vardı, doğum günlerimizde açar, sesimizi kaydederdi. Kimimiz şarkı söylüyor, kimimiz hikâye anlatıyor, kimimiz taklit yapıyor. Babam da sürekli, “Hatice kızımın sesi çok güzel, ben onu konservatuvara yollayacağım” diyordu. Kafamda konservatuvar fikri yer etmiş ama aslında her şey kendiliğinden gelişti. Bazı ailelerde, “Bu konuyu konuşmamız lazım. Ailece toplanalım” gibi şeyler vardır ya, bizde olmadı, ittirmece, zorlamaca, manipülasyon yok, her şey içgüdüseldi. Biraz da Anadolu’ya özgü bir şey bu, kalbinin sesini dinlersin.

*  E peki konservatuvar?
-  Ablamın kayınbiraderinin bir arkadaşı, “Seni konservatuvara alalım, sesin güzelmiş” dedi. Başvurdum. “Pazartesi sınav var. Ama müzik bölümü doldu, tiyatro bölümüne öğrenci alıyoruz” dediler, elime de Hamlet ve Cimri’yi verdiler, “Beğendiğin parçaları seç.” Hocalar da sıkı hocalar! Mahir Canova, Cüneyt Gökçer, Bozkurt Kuruç, Asuman Korat, Semih Sergen, Sait Sökmen, Cihan Ünal. Beni kabul ettiler. Cebeci Konservatuvarı’nın son yıllarıydı, iyi bir eğitim aldığımı düşünüyorum.

*  İnsanları, etrafı, dedikoduları, nasihatleri takmayan bir halin, bir duruşun var. “Kim ne derse desin, ben bildiğimi okurum” der gibi...
- Böyle bir his geçirebiliyorsam, ne mutlu! Evet, hep keyif aldığım şeyleri yaptım. Matematikten hiç hoşlanmadım ama sporla aram iyiydi, atletizm yaptım. Sokaklarda oynayan, özgür bir çocuktum.

*  İlk büyük aşkını ne zaman yaşadın?
- Lisede. Gözlüklü, kıvırcık saçlı bir çocuk. Tabii ki platonikti. Fen dersinde laboratuvarda yan yana oturuyorduk, kokusuna bayılıyordum, adını gizli gizli duvarlara yazıyordum. Hâlâ görüşürüz. Hiçbir zaman da, “Biliyor musun, ben sana aşıktım” demedim.

*  Neden?
- Bilmem, her şey gibi hayat da akıp gidiyor, o hisler geçiyor, yerine yenileri geliyor.

*  Konservatuvar yılları peki? Netice de taşradan gelmiş bir kızdın. Kültür şoku yaşamadın mı?
- Yaşamaz olur muyum? Yatılıydım, saat altıdan sonra, okulda, bambaşka bir hayat başlıyordu. Kızlı erkekliydik. Her kaloriferin üzerinde bir kız bir erkek kucak kucağa oturuyor, öpüşüyordu! Alışmam zaman aldı. Bir de en küçük kardeşim dokuz numara Mehtap, elime doğdu. Çocuğum gibiydi, onu çok özlüyordum. Ama alıştım. Bir de mesleğimi çok sevdim.

*  Ve sonra evlendin…
- Evet. Erken evlendim. Hakkı son sınıftaydı. Enteresandır, Hakkı’nın da kokusundan etkilendim. Hayatıma giren bütün erkeklerin kokusundan etkilendim.

*  Ve 24 yaşında, annelik statüsüne sıçradın. Oğlun Ekin’i bu kadar erken doğurduğun için hiç pişmanlık duydun mu?
- Hayır, hiç! Anlamıyorsun ki zorluğunu, birlikte büyüyorsun. Aslında altı çocuk yapmayı hayal ediyordum, keşke mümkün olabilseydi, ben de annem gibi çok çocuk seviyorum. Bir de Ekin’de şanslıydım, kardeşlerim ona, ‘Gülen Bebek’ ismini takmıştı, kolay bir çocuktu. Hakkı da çok destekti, hiç problem olmadı büyümesi. İkimiz de İzmir Devlet Tiyatrosu’nda çalışıyorduk. Çocuk oyunları, müzikaller… Çok çalışkandık, ikimiz de işimize aşkla bağlıydık. Yılların nasıl geçtiğini anlamadık.

*  Nasıl tarif edersin anne- oğul ilişkinizi?
- Ekin’le çocukluğundan beri her şeyi paylaştım. Hiçbir şeyi gizlemedim. Hiçbir şeyi kısmadım. “Alamam, yapamam, edemem” demedim. O da halden anlayan bir çocuk oldu. Beni hiç zorlamadı. Otorite denen şeyi, saygıyla sağlamaya çalıştım. Benim oğluma saygım var, onun da bana. Benim için o, ‘Ekin Abi’. Danıştığım, aklına fikrine güvendiğim biri. Çok da yetenekli. Mimar Sinan’da grafik tasarımı okuyor, takı tasarımı yapıyor ve iyi bir ressam. İyi bir sevgili. Kız arkadaşı öyle söylüyor. İki buçuk yıldır sevgisiyle yaşıyor. Yemek yapar, evini temizler, bir kadına nasıl davranacağını bilir, sevgi doludur.

*  Ne güzel anlattın oğlunu. Ona duyduğun da aşk…
- Valla, ben çocuğuna tutkun, onunla yapışık yaşayan bir anne olmadım. Korktum öyle biri olmaktan. Ekin benden ayrıldığı zaman, beni çok özlemesin istedim. Bağımsız olabilsin. O yüzden işime de gittim, turneme de çıktım…

*  İlk evliliğin ne kadar sürdü?
- 12... İkinci evliliğimse sekiz yıl. Toplam 20 yıl evliydim anlayacağın. Ekin, 16 yaşındayken Renan’la ayrıldık.

*  Esas kahramanlar, sen ve oğlunsun öyle mi? Her şey ikinizin etrafında mı dönüyor?
- Hayır. Benim hayatım benim, oğlumunki oğlumun. Benim hikâyem, Hatice’nin üzerine kurulu. Ekin de hayatımın bir parçası, onun sevgilisi de, eski kocalarım da, sevgilim de, işim de…
BEN HEP AYNI HATİCE’YİM
*  Biz seni ‘Üç Maymun’dan sonra tanıdık. Oysa ondan önce bir sürü tiyatro oyunu ve dizi var. Hiç durmadan üretmişsin…
- Evet. Şuursuzca, bilinçsizce ama müthiş bir istekle çalıştım. Hep çalıştım. Şikayetçi değilim.

*  Hayatında, ‘Üç Maymun öncesi’ ve ‘Üç Maymun sonrası’ diye kategorik bir ayrım yapıyor musun?
- Ben yapmıyorum ama insanlar yapıyor. 46 yaşında, ‘Üç Maymun’la birden parladığımı düşünüyorlar oysa ben hep aynı Hatice’yim.

*  Üç Maymun’da rol alman konusunda borçlu olduğunu düşündüğün biri var mı?
- Annemin uğuruna çok inanırım. O, yanımdaydı. Annem, gittiği her yeri yeşertir. Nuri Bilge Ceylan’la da tanışmamız ilginç. Görüşmeye çağırdı ama ben gidemiyorum…

*  Niye?
- Çünkü annemin sağlık durumu o dönem iyi değildi, şekeri vardı, ona üzüldüğüm için alerjik reaksiyon gösterdi vücudum. Kızamık çıkarmış gibiydim, boynuma kadar her tarafım kıpkırmızı. “Bu halde gelemem” dedim. Gerçekten korkunç görünüyordum. Bir hafta sonra boyunlu kazakla gittim. Üç kere görüştük, sonra da filmi çektik.

*  Film şahaneydi ama Türk seyircisinin filmi seyretmekten kaçması sinirini bozdu mu?
- Hiç bozmadı. Bu, bir zevk meselesi. Herkesin sevdiği yemekler, sevdiği filmler farklıdır…
GENÇ KIZLAR BANA HATÇE TEYZE DİYOR KENAN’LA BİRLİKTE OLDUĞUM İÇİN GICIK OLUYORLAR
*  İki günahın var şu sıralar: Biri; hayattan keyif alıyorsun, eğleniyorsun. Diğeri; genç bir sevgilin var, onunla mutlusun…
- (Gülüyor) Evet, mutluyum, hayattan da keyif alıyorum. Bunun tuhaf karşılanmasına da şaşırıyorum. Bizde şöyle bir şey var: Biri ağladığı zaman, “Bir şey mi var? Yardımcı olabilir miyim?” diye yanına gidiyoruz ama biri kahkahalarla gülüyorsa, ters ters bakıyoruz.

*  Sevgilin Kenan Ece ile kaç yaş fark var aranızda?
- 19... Ben 50’yim, o 31.

*  “Neden bunun tersi olduğunda haber olmuyor da, kadın büyük olunca haber oluyor” diyor musun?
- Demiyorum. Çünkü her şeyin, kadın olduğumuz için başımıza geldiğini biliyorum. Biz garip bir şekilde kalıplara takılıyoruz,  “Aaaa aralarında amma yaş farkı var!” diyoruz. İyi de bunlar ne yaşıyor, gerçekten birbirlerini seviyorlar mı, ona bakmıyoruz…

*  Yine de hiç tereddüt etmedin mi? “Yaşı, oğluma yakın” demedin mi?
- Demedim. Herhangi bir kurgum, planım da yoktu, böyle gelişti. Herkes yorum yapıyor, bir şeylere bağlıyor. Kimi “Oedipus kompleksi” diyor, kimi “Elektra kompleksi.” Oysa yüreğimin sesini dinledim, hayata direnmeden aktım, yaşadım, yaşıyorum. Nedir insanların yaşla bu kadar alıp veremediği onu da anlamıyorum. Neden hayatı olduğu gibi yaşamıyoruz?

*  Sevgili senin için ne ifade ediyor?
- Özlediğim, kokusunu sevdiğim, beraber olmaktan çok zevk aldığım bir erkek.

*  Nasıl başladı ilişkiniz?
- ‘Masumlar’ dizisinde tanıştık. İrlanda’dan gelmiş bir oyuncuydu. Bir gün bir şey yaşayabileceğimiz aklıma bile gelmedi, zaten o dönem başka biriyle birlikteydim. Aradan zaman geçti, yine bir dizide yine bir araya geldik. Kenan Dubai’de doğmuş, Avusturya Lisesi’nde okumuş, ardından Amerika’ya ve İrlanda’ya gitmiş. Ve bir şekilde hayat bizi buluşturdu.

*  O daha önce evlenmiş mi?
 - Hayır. Genç kızların sevgilisi bekar bir erkek. Zaten genç kızlar bana gıcık oluyor, “Hatçe Teyze” diyorlar. Ben de gülüyorum.

*  Ailen peki? Onlar ne tepki gösteriyor?
-  İnsanlar genelde telefonu “İyi günler” diye kapatır ya, babam, “Mutlu ol yavrum” der. Sevdiklerim ilişkimizi hiçbir şekilde sorgulamadı.

*  Ondan çocuk yapmayı ister miydin?
- Kenan ile yaşıt olsaydık çoktan evlenmiştik…

*  E şimdi de sen yaşa takıyorsun! Madem yaş önemli değil neden evlenmiyorsunuz?
- Şu anda çok mutluyuz ve tadını çıkarmaya kararlıyız. Ama mantığımız da devrede. Evlenmeyi gerektirecek bir durum yok.

*  Oğlunla sevgilin bir araya geliyor mu?
- Ara ara. Ama kaynaşma, aile olma gibi bir durum yok. Plan da yok. Denk gelirse oluyoruz.

*  Kenan Ece için, “Hatice’nin genç sevgilisi” diye yazılıp çizilmesine takıyor musun?
- Kimin hoşuna gider, bilmem kimin karısı, kocası ya da sevgilisi diye anılmak. Kenan bundan daha fazlası. Birçok yeteneği olan, hoş bir oyuncu.

*  Sabahları evde böyle bir adamla uyandığında ne hissediyorsun?
- Ne hissedeceğim? İçim açılıyor! Onun güzel suratına bakmak büyük keyif…

*  Allah korusun, “Ayrılırsak, ben daha fazla yara alırım” diye düşünüyor musun?
- Birbirimizi çok sevdiğimiz için, ikimiz de acı çekeriz. Sonuçta, ayrılık dediğin şey acı verir. Ama hayat nereye götürür, inan bilmiyoruz. Aşkımız sonunda bitecek. Bunu biliyoruz. Her şey bitiyor çünkü. Doğada da denge diye bir şey de var. Ama dostluğumuz ömür boyu sürer o ayrı mesele…

*  Bir ara ayrıldığınızı okudum…
- Atıp tutuyorlar. Magazin dünyası böyle bir şey, Kenan’ın yanında başka birini görürlerse, mutlaka beni aldatıyordur, zaten ondan yaşlıyım, başka türlüsü mümkün değil! Oysa bu adamın yurtdışında arkadaşları var, bağlantıları var. Hiçbir şey göründüğü gibi değil. Ve ben onların gördüğü şeyi yaşamıyorum! Ama gel de inandır…

HEPİMİZİN DERDİ BEDENİMİZ
*  Gelelim yeni filme…
- 4 Mayıs’ta gösterime girecek, çok heyecanlıyım. Yine çok inandığım bir proje. Adı ‘Vücut’. Farklı farklı karakterler ve hikâyeler,  hepsi bir yerde bağlanıyor. Bütün karakterler de aslında aynı şeyi söylüyor: “Ben senin gördüğünü yaşamıyorum!”

*  Güzelmiş! Adı niye ‘Vücut’?
- Çünkü hepimizin o da ya da bu şekilde bedeniyle bir derdi var. İçimizden çok bedenimizle ilgiliyiz. Filmde Leyla karakteriyim. Bir porno oyuncusunu canlandırıyorum. Bu da, insanın bedenini kullanabileceği en üst nokta. Hayatım, bir şeklide İzzet karakteriyle buluşuyor. İzzet’in de ‘vücut’la derdi var. Annesi çok kiloluymuş, babası da hep annesini aşağılamış, o da buna tanık olmuş. Filmdeki bütün karakterler çok etkileyici. Leyla’nın ablası da öyle. İki çocuk büyütmüş bir ev kadını. Çocukları iyi yetişsin diye çok çabalamış. Ama bir türlü kocasının gözüne giremiyor, kocası sürekli onu Leyla ile kıyaslıyor. “Sen kendine neden hiç bakmıyorsun, bak Leyla ne güzel bakmış!” diyor.
Herkesin derdi başka.

Ayşe Arman / Hürriyet