KONDA: AK Parti'nin oyunda ciddi erime var ama...

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, AK Parti’nin oyunda ciddi erimeler olduğunu değerlendirdi.

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın T24’e verdiği söyleşinin birinci bölümü dün yayımlandı.

Bekir Ağırdır, söyleşinin seçim barajına yoğunlaşan ilk bölümünde Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) barajı geçeceğini söylemiş, MHP ve İyi Parti’nin yüzde 10’un altında kalabileceğine şu sözlerle işaret etmişti:

AK Parti son iki üç yıldır çok ciddi bir milliyetçi söyleme sarıldı ve dolayısıyla o milliyetçi söylem, hele ABD’yle, AB’yle, Almanya’yla itiş kakıştaki, PKK, PYD meselesi falan gibi insanların şoven duygularına, şoven ezberlerine de cevap veren bir dil benimsedi belli bir kesim açısından. O yüzden gerçekten “milliyetçiyim” diyen ya da kendine “ülkücüyüm” camiada o dil bir karşılık buluyorsa ki buluyor, böyle bir çözülme ve o camianın da AK Parti içinde konsolide olma ihtimali de var.

Eğer MHP ve İyi Parti de yeni bir milliyetçilik yorumu getiremezlerse, bırak toplumun diğer kesimlerine açılmayı, hem açılamadılar, hem de açılamadıkları gibi milliyetçi söylemden de yeni bir söylem, yeni bir politika geliştiremediler. Bu olursa AK Parti hepsini konsolide edebilir ve ikisi de barajın altında kalabilir. Bu ihtimal öyle çok düşük bir ihtimal de değil.

Söyleşinin AK Parti’ye yoğunlaşan ikinci bölümünde “AK Parti’nin çekirdek oyunda ve tabanında ciddi bir erime var ve ciddi eleştirel bir pozisyon var. İki, buna rağmen AK Parti’den çözülen insanlar ne İyi Parti, ne CHP, ne MHP. Yeni bir partiye de meyletmiş değiller” tespitinde bulunuyor.

AK Parti’nin gelecek dönemde Atatürk’e vurgu yapacağı yönündeki haberleri de değerlendiren Bekir Ağırdır, “Atatürk’e sahip çıkmak, Atatürkçü olmak gibi bir meselelerinin olduğunu da sanmıyorum. Burada hedef zaten ‘Atatürkçüyüm’ diyen insanlara da ‘bizden korkmayın, biz de Atatürkçüyüz’ demek de değil” diyor.

“Geleceğe olan umudumuz ve inancımız sarsılıyor” diyen Bekir Ağırdır, “Ülkenin yarıdan fazlası, yüzde 60’a yakını neredeyse hemen önümüzdeki 3 ayda çok ciddi ekonomik kriz ya da siyasi kriz bekliyor. Ya da ülkede her yüz adamın 70’inden fazlası eğitim sisteminden ümidini kesmiş, ‘İmkanım olsa çocuğumu başka yere gönderirim okutmaya’ diyor” yorumunda bulunuyor.

Toplumsal hayattaki gerileme dikkat çeken Ağırdır, “Türkiye insanının ortak yaşama iradesi zayıflıyor ve giderek siyaset marifetiyle bunu çözebileceğimize olan umut ve inanç zayıflıyor. Ortak yaşam iradesini zayıflatan şey de bu umudun ve inancın azalıyor olması” diyor. Bekir Ağırdır, “lümpenleşmenin çoğaldığını” söyleyerek “Şabanlar Recep İvedikleşiyor” benzetmesi yapıyor.

Bekir Ağırdır’ın T24’e yaptığı değerlendirmelerin ikinci bölümü şöyle:

- “AK Parti’nin gelecek dönemde Atatürk’e yakınlaşacağı” iddialarını nasıl okumak lazım?

Yakınlaşma olduğunu sanmıyorum. Seçim kampanyasını başlattı Tayyip Bey diyorum ya, birkaç katmanda bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bir uyum yasaları ve seçim sistemi üzerine gayet ince hesapların yapılıyor olduğu açık. Nedir o hesap, hangi yol haritasını benimseyecekler bilmiyoruz ama medyaya yansıyan tartışmaların bir kısmı aslında kamuoyu tepkisini ölçmek için açılmış tartışmalar. AK Parti’nin siyaset tarzını biliyoruz, hep böyle oluyor çünkü. O işin bir tarafı. İki, belediye başkanlarını ve örgütte il başkanlarını, ilçe başkanlarını değiştirmek. Yani vitrinde bir düzenleme yapmaya çalışıyor AK Parti. Üçüncü bir şey daha yapıyor. Bir imaj yenileme, arınma hamlesi yapıyor. Ne o hamlenin unsurları, Melih Gökçek gibi çok tartışmalı, karşı tarafın da çok büyük tepkisini çeken, hem seçimlerinde hile var mıydı, yok muydu, vardı yoktu demiyorum ama bu konuda yoğun tartışmalar olmuştu, Ankara’daki bütün tasarrufları da yoğun tartışmaların gündemi olmuş bir belediye başkanını, aynı şeyler Kadir Topbaş için de söylenebilir, alarak olası risk alanlarını azaltıyor. Yoksa kendi başına sayısal olarak 16 Nisan’daki referandumda belediye başkanı başarısız oldu demek çok da doğru değil. Çünkü onu bilmiyoruz, kimse bilmiyor. AK Parti ve MHP’nin toplamda yüzde 60-61’den başladı oy, 51’de bitti. 10 puanlık o eksilmenin ne kadarı AK Parti’den, ne kadar MHP’den onu da bilen yok. Yani o belediye başkanlarına görevi bırakın derken, o sayı olduğunu sanmıyorum.

“Erdoğan olası riskleri yok ediyor”


- Erdoğan her zaman kazanmak için oynayan bir siyasetçi. Melih Gökçek ve Kadir Topbaş gibi çok uzun yıllar birlikte çalıştığı belediye başkanlarını hangi motivasyonla görevden almış olabilir?

Olası riskleri yok etmek diyorum ben. İlla böyledir demiyorum. Dışarıdan gördüğüm bu. Kimisi için FETÖ’cülük, kimisi için yolsuzluk, kimisi için metal yorgunluğu denen şey. Hangi belediye başkanı için hangi dürtü ağırlıklıdır bilmiyorum. Ama hepsine birden bütün olarak baktığınız zaman, ya da en azından Ankara, İstanbul, Bursa ve Balıkesir’e baktığımda ben ülke seçmeninin neredeyse üçte biri. Sadece bizim KONDA araştırmaları üzerinden söyleyeyim, AK Parti’nin potansiyel oyundan eksi olmuş 16 Nisan’da 3-4 puan mertebesinde. Sadece bu olamaz diyorum. Ama hangisi için yolsuzluk tartışmasıydı, hangisi için FETÖ’yle ilişkisiydi, hangisi için yorgunluk meselesiydi onu bilmiyorum ama şunu düşünüyorum. Eğer diyelim seçimler yaklaştıkça Gökçek’le ilgili çok fazla yolsuzluk dosyaları ortaya çıkacaksa bu hem yerel seçim, hem cumhurbaşkanlığı seçiminde AK Parti için olası bir risk alanıdır. Bu anlamda bir mıntıka temizliği yapmak da olabilir. Bir yandan daha güçlü, temiz yüzleri ortaya çıkarmak. Ama öyle bakınca da yeni atananların güçlü olup olmadığı tartışmalı. İsimlerini ben bile bilmiyorum mesela. Demek ki güçlü isim meselesi değil. Ama bir yandan da kadroların yanı sıra asıl söylemde değişiklik var. Nedir o? Kentlerle ilgili öz eleştiri. “Bu büyük kuleleri biz yaptırdık” gibi. Her ne kadar onları bile CHP’ye atan, 25 yıl öncesine atıfta bulunan cümleleri duyuyor olsak da… Sonuçta bir yerde özeleştiri de denebilir. Nitekim peşinden Tayyip Bey onu söyledikten sonra Çevre Bakanı veya İçişleri Bakanı “kentlere ihanet ettik” demesi vesaire.

Ya da 29 Ekim, 10 Kasım, Atatürk meselesi… Burada bir fikri değişiklikten beslenerek bunlar söyleniyor değil benim kanımca. Böyle bir Atatürk’e sahip çıkmak, Atatürkçü olmak gibi bir meselelerinin olduğunu da sanmıyorum. Burada hedef zaten “Atatürkçüyüm” diyen insanlara da “bizden korkmayın, biz de Atatürkçüyüz” demek de değil. Tayyip Bey ve AK Parti şu tecrübeye sahip. Böyle diyerek Atatürkçüyüm diyen kesimin oyunu yeniden kazanmak gibi bir ihtimalleri yok zaten. Dolayısıyla söylenen şey, kendi tabanında şimdiye kadar AK Parti’ye oy vermiş olan, ülkenin yüzde 40’ı 50’si arasındaki bir kümede, yani 18 ila 22 milyon seçmenin içinde giderek AK Parti’nin son uygulamalarıyla eleştiri dozu yükselmekte olan, çekirdek oyunda çözülme dediğimiz kesimlere “gitmeyin” dedirtmenin, başka yerlere kaçmanın engeli için bunlar yapılıyor. Yoksa, Atatürkçü olan, kent meramı olan çevreci örgütlerde çalışan, yeşil meramı olanların da gönüllerini fethedelim, oylarını alalım gibi bir çaba olduğunu sanmıyorum. Nitekim zaten Atatürk’e saygı sözünün arkasından söylenen cümlelere bakarsan seçmen kümelerine hitap yok. Sorun alanı gibi görünen alanları sahiplenmek var. Şöyle bir yere geliyor.

Bizim ülkemizde böyle bir laf var ya “bu ülkeye komünizm gelecekse biz getiririz” demek. Onu söyleyen adam Marksizm’in ya da komünizmin ne olduğunu bildiği için söylemiyor ama başka bir şey kastediyor. Burada da bahsedilen başka bir şey. Tartışma yanlış bir yerden yürüyor. Yoksa AK Parti’nin yeniden Atatürkçülüğü keşfetmesi, Atatürkçü olması söz konusu değil. Böyle bir şey beklemek gerçekçi de değil zaten. Dolayısıyla bütün bunlar, hem yüzleri değiştirmek, hem sözlerine özeleştiri dozu olan bir şeyler eklemek, bir arınma süreci ve 2019’da yeni bir imaj. Aramızdaki sorunlu alanlardan çekiliyoruz, daha ülkenin ortak alanlarına da sahip çıkıyoruz. İşte çevreydi, Atatürk’tü vesaire. Aramızdaki yorulmuş yüzleri veya FETÖ’ye ve yolsuzluğa bulaşmış  yüzleri de temizledik. Daha temiz yüzümüz var, yeni, temiz bir dilimiz var gibi yeni bir seçim kampanyasının işaretleri bunlar bence. Yoksa böyle fikri bir değişiklik söz konusu değil.

“2019’a kadar böyle gider”
- Atatürk meselesiyle ilgili sorunlu alanı sahiplenme dediniz ama Kürt meselesiyle ilgili tam tersi yapıldı.

Aynen öyle. Çünkü özü itibariyle AK Parti şunu görmemiz lazım. 2002’deki AK Parti başka, 2007’deki AK Parti başka, 2011’deki AK Parti başka, 2017’deki AK Parti başka. 2017’deki AK Parti’nin bugün bütün savunduklarına, söylediklerine baktığınız zaman, son derece merkeziyetçi, son derece devletçi, hayatın bütün detaylarını, stadyumun isminden, TEOG sınavının ne gün yapılacağına kadar Ankara’dan ve mümkün olan en dar kadroların karar verebildiği, her türlü soruna tek tipten yaklaşan ve bir yerde de keyfiyetçi, hukuku bile yeri geldiğinde OHAL kararnameleri sayesinde kendince kullanabilen bir hükümran parti ve hükümet etme tarzı. Dolayısıyla bu tanımın içinden baktığınız  zaman, başka konjonktürel meseleler olsa da, Kürt meselesine de böyle bir yerden bakıyor. “Kürt meselesi yoktur ama Kürt vatandaşlarımın bazı dertleri vardır.” Bunu da yeni söylemiyorlar nitekim, 5 senedir söylüyorlar. Dolayısıyla yargıda da “Evet, yargıda bazı kripto FETÖ’cüler nedeniyle işini doğru yapmayan yargıçlar vardır ama yargının meselesi yoktur” demeye geliyor bu. Halbuki tam tersi. Ben de diyorum ki ülkenin baştan aşağı yargıyı yeniden yapılandırması, devleti yeniden inşa etmesi, hukuku yeniden tanımlaması, eğitim sistemini, sağlık sistemini yeniden kurması diye bir meselemiz var. Bütün bunlar yokmuş gibi davranarak seçime gidiliyor ve o zaman sadece AK Parti’yi değil, buradan baktığım için muhalif dahil herkesi eleştiriyorum. Siyaset bu değil, başka şeyleri tartışmamız lazım. Ama AK Parti hem böyle Atatürk gibi yeni alanları sahiplenmeye çalışırken CHP’yi sürekli olarak savunmada bırakacak kadar saldırgan ve de gerçeklikle ilgisi olmayan ve çoğu zaman da CHP’nin de düştüğü tartışma alanları açıyor. Son tartışmaları duyduğum, “İnönü Atatürk’ü zehirledi mi?” biri demiş AK Partili biri. Ya da işte Adalet Yürüyüşü’nden sonraki tartışmalar falan gibi. Dolayısıyla tartışmayı hep burada tutmak siyaset değil. Ama ne yazık ki 2019’a kadar da böyle gideceği anlaşılıyor.

“Şabanlar Recep İvedikleşiyor”
- Belediye başkanlarıyla ilgili “Milli irade diyorsunuz ama milletin iradesine saygı göstermiyorsunuz” eleştirileri var. Bu eleştiri AK Parti seçmeninde de var mı?

Şöyle bakalım meseleye. Siyasi tutum, davranış ve tercihler üzerinden baktığın zaman ülke üç parçaya bölünmüş halde. Farklı üç parça, farklı katmanlarda. Bir tanesi ülkenin geleceğine dair tahayyüllerde üçe bölünmüşlük var. 16 Nisan referandumunda “hayır” oylarının ağırlıklı olarak çıktığı seküler hayat tarzının olduğu, metropolleşmiş hayatın geçerli olduğu coğrafyadaki biz tahayyülü ve ülkenin yarınına dair tahayyül ile Kürtlerde de hayır olmasına rağmen oradaki hayır ve yeni bir Türkiye tahayyülü aynı şey değil. Hayır derken ikisinin dürtüsü de farklı. Bir de ortada olan AK Parti çekirdeği bile denebilecek bir coğrafyadaki ya da muhafazakâr, mütedeyyin kesimdeki yarına dair tahayyül de başka. Bir böyle üçlülük var. Bir başka üçlülük, siyasi tercihler meselesinde var. Bir taraf, ülkede üçte bir gibi AK Parti tabanı gibi bir küme var. Bir üçte bir gibi diğer partilerin içinde olduğu bir küme var. Ve bir de hala bu siyasi kutuplaşmanın dışında durmaya çalışan, illa kendini yandaş ya da karşıt diye bir pozisyonda tanımlamamaya çalışan da bir üçte bir var. Üçte iki dediğimiz iki kümenin yandaş veya karşıt pozisyonlar belli. Üçte bir AK Partiliye giderseniz OHAL’de yapılanlar da, akademisyenlerin atılması da, Kuleli’nin kapatılması da, belediye başkanlarının görevden atılması da doğrudur. Karşıt muhalif partilerin çekirdeklerine giderseniz de bütün uygulamalar yanlıştır. Bu aklıselim üçte birin ne diyor olacağı bütün hikayeyi belirliyor. Benim gözlediğim şey şudur; bir, Türkiye insanının ortak yaşama iradesi zayıflıyor ve giderek siyaset marifetiyle bunu çözebileceğimize olan umut ve inanç zayıflıyor. Ortak yaşam iradesini zayıflatan şey de bu umudun ve inancın azalıyor olması. Evet, insanlara sorduğunuz zaman bir parti tercihi söylüyor elbette ama bir yarısı da ya bu var olan partilerle bu iş çözülmez diyor, ya da bu sorunlar çözülemez diye kadere teslimiyet var. Bu oran 2007 – 2011 arasına baktığımızda neredeyse dörtte birlere dönmüştü. Yeni parti lazım diyenler veya umutsuz olanlar. Onların da çoğunluğu muhalif kesimdendi, CHP’yi ya da MHP’yi yetersiz görenler.

Şimdi toplam seçmenin yarısı bu noktada, hatta yarıyı geçen biçimde. Hatta ülkenin yarıyı geçen insanı için gelecek korkusu şu an baş gailesi, derdi. Ya da ülkenin yarıdan fazlası, yüzde 60’a yakını neredeyse hemen önümüzdeki 3 ayda çok ciddi ekonomik kriz ya da siyasi kriz bekliyor. Ya da ülkede her yüz adamın 70’inden fazlası eğitim sisteminden ümidini kesmiş, “İmkanım olsa çocuğumu başka yere gönderirim okutmaya” diyor. Hangi veriye bakarsan bak, geleceğe olan umudumuz ve inancımız sarsılıyor ve hukukun üstünlüğüne olan inancın düşüklüğü, demokrasiye olan inancın düşüklüğü birbirine eklenince giderek umutsuz, umutsuz olduğu için de sadece kendini kurtarmaya çabalayan, bireysel hayatındaki sorunlara odaklanan ve o sorunları çözmek için de legal-illegal, formel-informel sorunları çözme çabası gayreti öne çıkan bir başka toplumsal ruh hali  oluşuyor önümüzde. Bunun en önemli sonuçlarından bir tanesi, evet ortak yaşama iradesinin zayıflamasıdır. Ama ikinci bir şey daha var, bu psikolojik iklim, bu toplumun ruh hali lümpenleşmeyi çoğaltıyor. Lümpenleşmeden benim kastettiğim şey Şaban’ın Recep İvedikleşmesi. Yani emniyet şeridine girenler trafikte çoğalıyor, kırmızı ışığı dinlemeden geçenler çoğalıyor. Otobüslerde, minibüslerde yaşlıya, engelliye yer vermeyi bırak, aksine bir de itip kakanlar çoğalıyor. Tanımadığı kadına sokakta tokat atmaya kalkan, sözlü sarkıntılığı, tacizi bırak, fiziki şiddete vardıranlar çoğalıyor. Hukuku hiç iplemeden, “vergi vermeden her türlü işi yapabilirim” diyenler çoğalıyor. Sokaklarda otopark mafyasına bakın. 10 sene öncesiyle aynı şeyi konuşmadığımız açık. Herhangi bir pazara gidin, fiyatlara, tartılara bakın, anlarsınız ne olduğunu.

Asıl bu aşınma hali çoğalıyor ve bu lümpenleşmeyi eğer siyasette korkuyla besliyorsan, “öcüler geliyor, ülkemizi elimizden alacak, inancımızı elimizden alacak, yaşam tarzımızı elimizden alacak, özgürlüklerimizi elimizden alacak” diyerek siyaset bu lümpenleşmeyi korkuyla besliyorsanız birbirimize sarmamıza az kaldı demektir. Asıl tehlikeli olan ruh hali de budur. Ve beni ilgilendiren ve İyi Parti’yi de doğru mu yapıyor, yanlış mı yapıyor diye ölçüt tuttuğum şey bu sorunlara bakışımdır. Eğer İyi Parti’nin bu sorunlara bir cevabı yoksa, hangi kadroyu oraya listeye koyduğunun önemi yok, ya da yeni belediye başkanının Balıkesir’de kim olduğunun bu sorunlara cevabı yoksa o ismin kim olduğunun da önemi yok, ne için değiştirildiğinin de önemi yok. Asıl meselemiz bu.

 “Metropollerde muhalifler AK Partililerden daha fazla”
- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun referandumdan sonra bir söylemi vardı. Yüzde 48,6’lık blokunu koruyabilmeliyiz” diye. Koruyabildi mi CHP?

Bir şekliyle geçerliliği var. Yüzde 50 – 50 diyorum ben, 49-51’in bir önemi yok. Karpuz gibi ikiye bölünmüş bir toplumsal yapı, siyasi tercih. Bugün bu yapı sürüyor mu, az önce söylediğim gibi üçte birer kısımlar olduğu yerde duruyor, ortadaki insanlar ızdırap çekiyor. Şimdi buradan baktığın zaman ve siyasi tercihler üzerinden baktığın zaman Saadet Partisi hâlâ muhalif pozisyonunu sürdürdüğüne göre ya da İyi Parti muhalif pozisyonunu sürdürdüğüne göre demek ki o 51-49’luk evet hayır blokları oyun o tartışma üzerinden yürüyecekse hâlâ bir yerde duruyorlar. Ama bu oyunun çıkışı yok. 49-51’in yer değiştirdiğini düşünelim. Cumhurbaşkanlığı seçimini bu 49’luk blok öyle bir aday buldu ki 51 oldu. Eğer bu sözünü ettiğimiz sorunlara bir çözüm anahtarı, bir vaadi, bir ütopyası yoksa, bu gerilim sürecek demektir. Onun için mesele isimler üzerinden tartışma değil ama evet kağıt üzerinde bu bloklar duruyor. Ama mesele zaten bu bloklaşmayı bozmak.

- Referandumda üç büyük ilde de hayır çıkmıştı. Bu illerde seçmen eğiliminde değişiklik var mı?

Sadece Ankara, İstanbul, İzmir de değil. Metropolleşmenin daha yoğun yaşandığı, Hatay’la Trakya’yla İstanbul arasında bir bantta, metropolleşmenin daha yoğun yaşandığı, gündelik hayat pratiklerinin daha geleneksellikten çıktığı, yeni hayatın ritmine uydurmanın daha yoğun olduğu, muhafazakarlığın da bir biçimde kendine yeni ifade biçimleri ürettiği ve aynı zamanda kendi ekonomik aktörleri ve kendi ekonomik dinamizmi devlet olmadan da hayatını sürdürebilecek kadar yetişmiş, büyümüş coğrafya içinde evet, muhalif kanat diyelim AK Parti’den daha fazla. Ama bu sadece isim, aday değişiklikleriyle değiştirilebilir mi, veya muhalefet hiçbir şey yapmadan yine diyelim 2014 seçiminde yaptığı hataları, aday tespitlerinde veya söylemlerinde yaptığı hataları sürdürürek hâlâ aynı biçimde durur mu, orası belli değil. Yani onun için isimlerle tartışmak yeterli değil. Böyle anlatıyor olmamın sebebi şu. O tercihleri üreten şey sadece adaylar ve partiler değildi. O tercihleri üreten şey bu hayat tarzları, yeni hayata adapte olmak, olmamak, metropolleşmek, ekonomik dinamizmi yeterince güçlü olmak olmamak. Yani Kırşehir’deki bir insan için bütün çevreci gailelerden önce devletin orada bir yatırım yapması ve o yatırımın getirilerinin o insanın evine sokağına değmesi. Ama istihdam diye ama gelir diye. İstanbul’da, ya da Bursa’da, ya da İzmir’de devletin yatırımı olmadan da dinamizmi var bu aktörlerin. Ama Kırşehir’deki insanın devlete bakışı ve bekleyişi kalkınmayı tanımlaması ve oradan ürettiği ihtiyaç ve taleple İstanbul’daki bir insanın ürettiği ihtiyaç ve talep aynı şey değil. Dolayısıyla sadece AK Partili aday diye İstanbul’daki adayla Kırşehir’deki adayın aynı profilde olması aynı şey ifade etmiyor insanlar için. O yüzden daha toplumsal, kültürel, ekonomik bir yerden bakmamız lazım. Siyasi tercihler sadece siyasetten üremiyor çünkü.

- AK Parti artık karşılayamıyor mu bu ihtiyaç ve talepleri?

Bu yeni koyduğu adaylarla bunu karşılayabilecek mi? Öyle değil. Kentlere dair bu dinamizmin farkında olduğu için kendi özeleştirisini yapıyor. Her ne kadar CHP’ye topu atarak bir dil kullanıyor olsa da.

“AK Parti yüz oy alıyorsa gençlerde bu 50’ye düşüyor”
- Prof. Sencer Ayata T24’te yazdı, son dönemde AK Parti’nin genç seçmenlerdeki oy oranı toplam oy oranının altında kaldı. AK Parti gençler tarafından eskimiş, yönetemeyen ve otoriter bir parti olarak mı görülüyor?

Evet, çünkü dindar ya da muhafazakâr kesimlerin, siyasal İslam hareketinden gelen, o hareketten beslenen, siyaseti orada gören, yapan insanların çocuklarının bile bugün gündelik hayatın içinde daha çoğulcu, Batılı anlamda özgürlükçü olmasalar bile daha çoğulcu bir hayatın içinde olduklarını sanıyorum. Gündelik hayatlarında yaşadıkları çoğulculukla evde ve AK Parti’de kendi liderlerinden ya da anne babalarından duydukları tekçi, bugünkü hakim olan tekçi söylem arasında bir çelişki olduğunu sanıyorum. Dolayısıyla sadece ülkenin genel gençleri değil, kendi tabanının gençlerine bile bir cevap üretemiyor. Bir yarılma var. Türkiye genelinde AK Parti 100 alıyorsa gençlerde bu oran 50’ye kadar düşüyor. O insanlar aynı zamanda Wikipedia yasağını da anlamıyor. Gündelik hayattaki bütün ahlaki referansların dini söylem üzerinden kurulmasını da anlamıyor ve onaylamıyor. Çünkü kendileri gündelik hayatta daha çoğulcu yaşamın içindeler. O yüzden o gençlere, kendi tabanının gençlerine bile bir cevap üretemiyor. Verdiği cevap son derece tekçi, ataerkil bir otoriteyi savunan, ahlakçılığı savunan, insan hakları meselesine bile, ya da kadın meselesine bile tümüyle ahlakçı bir perspektiften bakan bir bakış, halbuki karşısında olan hayat daha çoğulcu. Bütün farklılıklarıyla birlikte yaşadıkları bir hayat. Dolayısıyla ne Wikipedia yasağını, ne de her şeyi sadece dini söylemin ahlakçı referansları üzerinden anlamlandırmayı da doğru bulmuyorlar ve itirazları var. Belki bu itirazı geleneksel soldan beslenen ailelerin çocukları kadar protest bir yerde yapmıyor olabilirler. Ya da Gezi’de gördüğümüz gibi eylemlilik içinde olmayabilirler ama referandumda ve hatta 2015 seçimlerinde gördüğümüz giderek bu gençlerin AK Parti’de bir cevap bulamadıkları.

“AK Parti’nin çekirdek oyunda ciddi erime var”
- Bu pazar sandığa gidilse ne olur?

Cumhurbaşkanlığına dair bir şey söyleyemem. Niçin söyleyemem, çünkü Tayyip Bey’in dışında aday bilmiyoruz. Bir de Meral Hanım’ın bu konudaki niyetini biliyoruz. Onun dışındaki adayları bilmediğimiz için, adayları belli olmayan bir seçimin anket sonuçlarının şimdiden doğru olacağını söylemek doğru değil. O yüzden İyi Parti’nin sayılarıyla ilgili tereddütüm de o. Teknik olarak da doğru değil. Ama siyasi tercihlerin akışı üzerinden şunu söylemek mümkün. Üç şey. Bir AK Parti’nin çekirdek oyunda ve tabanında ciddi bir erime var ve ciddi eleştirel bir pozisyon var. İki, buna rağmen AK Parti’den çözülen insanlar ne İyi Parti, ne CHP, ne MHP. Yeni bir partiye de meyletmiş değiller. Eğer bu tablo böyle devam ederse, yani o siyasetten umudunu kesme sözünü söylememin bir sebebi var. Bu böyle devam ederse rol dağılımında yani birinci parti, ikinci parti, üçüncü parti diye sıralamada çok önemli değişiklikler gösterecek bir emare yok. O emniyet şeridine arabayı çeken insanlar ki ülkenin üçte biri, şu anda en büyük parti. AK Parti’nin çekirdek oyundan daha fazla. Böyle bir tuhaflık olduğu için, parti listesi koyuyorsunuz ve siyasi tercihini soruyorsunuz, üçte birden fazla insan “bunlardan hiçbiri” diyorsa bunu istatistik olarak “kararsızları dağıtınca şu oluyor, bu oluyor” demek doğru değil. Çünkü böylesine büyük bir küme istatistik olarak bölünebilir, hesaplanabilir bir küme değil. Bu insanların nereye meyledeceğini, yani AK Parti’den kopmaya devam eder mi, geri mi döner, ya da başka bir partiye gidecek olsaydı şu ana kadar giderdi. Demek ki var olan aktörler içinde de bir cevap üretemiyor kendine. Dolayısıyla bu tereddüt devam eder mi, yoksa AK Parti’ye ya da var olan birilerine mi gider, ya da başka bir enerji mi üretir, bunu kestirmek mümkün değil. Dolayısıyla istatistiklerde kararsızları dağıtınca şu oluyor demek doğru değil. O nedenle biz 3-5 aydır araştırmalarımızda kararsızları dağıtarak bir hesaplama yapmıyoruz ve aynen de böyle yazıyoruz. Üçte bir oranında kararsız olan kitle, istatistik orantıyla, düz mantıkla hesaplamaya dahil bir büyüklük değildir. Ama şunu görüyoruz, birinci parti, ikinci parti, üçüncü parti sıralaması değişmiyor çok ama oy oranlarında ciddi değişiklik var. AK Parti’den çözülme var ama başka bir partiye de gidiyor değil.

(T24)