AB Komisyonu'ndan tarihin en sert raporu! Türkiye'ye ağır eleştiriler

AB Komisyonu, her yıl düzenli olarak yayımladığı İlerleme Raporu'nu açıkladı.

AB Komisyonu, geçen yıl hariç 1998’den bu yana her yıl düzenli olarak yayımladığı İlerleme Raporu’nu açıkladı. İsim değişikliğine gidilerek “Türkiye Ülke Raporu” olarak adlandırılmaya başlanan belgede Türkiye’ye insan hakları ihlalleri ve OHAL uygulamaları konusunda eleştiriler getirildi. “Tarihin en sert raporu” olarak ifade edilen metinde “Olağanüstü halde, hükümetin olağan yasama sürecinde ilerlemesi gereken konuları da kanun hükmünde kararnameyle düzenleme yoluna gitmesiyle, parlamentonun yasama gücü olarak anahtar fonksiyonu kısıtlandı. Ülkedeki kötüye giden siyasi sürtüşmeleri ışığında, Meclis’teki siyasi partilerin diyalog kurma alanı daraldı” ifadeleri yer aldı.

t24.com.tr'den Gonca Tokyol'un çevirisine göre 16 Nisan’da gerçekleştirilen Anayasa referandumuna ilişkin “Referandumun kendisi de olağanüstü halin yarattığı kapsamlı negatif etki, seçim çalışması yapan iki taraf için ‘eşit olmayan mücadele alanı’ oluşturması ve seçimlerin saygınlığı için gereken kuralların altının oyulması bağlamında da ciddi kaygılar yarattı” değerlendirmesinin yer aldığı metinde OHAL’in zaman kaybetmeden kaldırılması çağrısı yapıldı. Raporda “Gazeteciler, insan hakları savunucuları, yazarlar ya da sosyal medya kullanıcılarına yönelik ceza davaları, basın kartlarının iptali ve çok sayıda medya organının kapatılması ya da yönetimine hükümet vekillerinin atanması ciddi kaygılar yarattı” denildi.

Türkiye’ye “iyi komşuluk ilişkileri kurma” çağrısında bulunulan metinde “AB üyesi birkaç ülkeyle ikili ilişkiler, saldırgan ve kabul edilemez retorikleri de kapsayan şekilde geriledi. Avrupa Konseyi, iki Yunan askeri de dahil olmak üzere AB vatandaşlarının Türkiye’de devam eden şekilde gözaltına alınması konusunda da ciddi kaygılarını dile getirdi; bu konuların çözümü için üye devletlerle olumlu çözümler bulunması çağrısı yaptı” ifadelerine yer verildi.

İşte AB İlerleme Raporu’nun tam metni:

“15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından, hükümet tarafından darbe girişiminden sorumlu olduğu belirtilerek terör örgütü olarak nitelendirilen Gülen hareketini dağıtmak ve aynı zamanda da Türkiye’deki tekrar eden saldırılar karşısında terörle mücadeleyi desteklemek amacıyla ilan edilen ve hala yürürlükte olan olağanüstü hal (OHAL) Türkiye için travmatik bir dönem.

Darbeyi hızlıca ve güçlüce kınayan AB, ülkenin demokratik kurumlarına yönelik tam desteğini tekrarlarken, Türkiye’nin böyle ciddi bir tehdit karşısında çabuk ve orantılı meşru adımlarını da tanımıştır. Bununla birlikte, geniş kapsamlı işten çıkarmalar, gözaltılar ve tutuklamalar, darbe girişiminden bu yana, OHAL kapsamında atılan adımların geniş kapsamı ve orantılılığı konusunda ciddi kaygılar doğurmuştur. Türkiye, herhangi bir gecikme olmaksızın olağanüstü hali kaldırmalıdır.

“İfade özgürlüğü kısıtlandı”

Ciddi eksiklikler, olağanüstü hal kapsamında ilan edilen 31 kararı da etkiledi. Bunlar, parlamento tarafından özenli ve etkili bir incelemeye tabii tutulmadı. Binaenaleyh, bu kararlar yargı incelemesine açık değildi ve hiçbiri Anayasa Mahkemesi kararlarının konusu olmadı. Bu acil durum kararları, içinde ifade özgürlüğü, toplanma hakkı ve özgürlüğü gibi bazı sivil ve politik hakları kısıtladı. Aynı zamanda yasamada bazı anahtar kısımlarda değişikliğe sebep oldular ve bunların etkileri olağanüstü halin kaldırılmasından sonra da devam edecek.

“OHAL tedbirlerinden hukuksuz bir şekilde etkilenenler için hâlâ etkili ve açık bir çözüme ihtiyaç var”

Olağanüstü halin ilan edilmesinden bu yana 150 bin kişi gözaltına alındı, 78 bini tutuklandı ve 110 bin kamu çalışanı görevden alınırken; yetkililere göre bunların 40 bini, 3 bin 600’ü KHK’yla olmak üzere göreve iade edildi.

Olağanüstü Hal Komisyonu, operasyonal hale geldi ve toplamda 107 binden fazla başvuruyu kabul etti. Bu komisyon, ancak 2017 Aralık’ta karar almaya başladı ve şu ana kadar sadece birkaç başvurucunun zararının tazmin edilmesi yönünde karar verdi. Kararları, yargı denetimine tabii. Olağanüstü hal tedbirlerinden hukuksuz bir şekilde etkilenenler için hâlâ etkili ve açık bir çözüme ihtiyaç vardır.

OHAL Komisyonu’nun yanı sıra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi açısından da Türkiye’nin iç hukuk yollarının etkinliğini sağlama kapasitesi yaşanan birkaç talihsiz örnekle sarsıldı.

“Yürütmeden gelen açıklamalar mahkeme kararlarını etkiledi”
Bir örnekte, alt mahkeme Anayasa Mahkemesi’nin emsal teşkil edebilecek bir davayla ilgili olarak aldığı kararı uygulamayı reddetti, devamında ise AYM’nin savunuculardan biriyle ilgili verdiği karar alt mahkeme tarafından uygulandı. Farklı durumlarda da mahkemelerin aralarında insan hakları savunucularının da bulunduğu önde gelen sanıklarla ilgili aldığı lehte kararlar başka ya da kimi zaman aynı mahkeme tarafından bozuldu. Bazı olaylarda bu durum, yürütmeden gelen açıklamalardan sonra yaşandı.

“OHAL gecikme olmaksızın kaldırmalıdır”
Avrupa Komisyonu ve organları tarafından Türkiye’ye yöneltilen anahtar öneriler, Türkiye tarafından daha gündeme alınmadı. Görevi kötüye kullanma iddiaları şeffaf prosedürler tarafından ve bireysel düzeyde incelenmeli. Ceza hukukunda sorumluluğun şahsiliği ancak güçler ayrılığına tam saygı, tam bağımsız yargı ve her bireyin adil yargılanma hakkının sağlanmasıyla kurulabilir. Türkiye, olağanüstü hali gecikme olmaksızın kaldırmalıdır.

Referandum eleştirisi

Politik kriter açısından, Nisan 2017’de Türkiye’de başkanlık sistemini sunan anayasal değişiklikleri oylayan ve yakın çoğunlukla kabul edilen bir referandum gerçekleştirildi. Venedik Komisyonu, yasa değişikliklerinin yasama ve yargı ayrımını tehlikeye atmasının yanı sıra, yeterli kontrollere ve dengelere sahip olmadığı değerlendirmesinde bulundu. Referandumun kendisi de olağanüstü halin yarattığı kapsamlı negatif etki, seçim çalışması yapan iki taraf için ‘eşit olmayan mücadele alanı’ oluşturması ve seçimlerin saygınlığı için gereken kuralların altının oyulması bağlamında da ciddi kaygılar yarattı.

“Parlamentonun gücü ve fonksiyonu kısıtlandı”
Olağanüstü halde, hükümetin olağan yasama sürecinde ilerlemesi gereken konuları da kanun hükmünde kararnameyle düzenleme yoluna gitmesiyle, parlamentonun yasama gücü olarak anahtar fonksiyonu kısıtlandı. Ülkedeki kötüye giden siyasi sürtüşmeleri ışığında, Meclis’teki siyasi partilerin diyalog kurma alanı daraldı. Mayıs 2016’da yasama dokunulmazlığının kaldırılmasıyla birlikte çok sayıda HDP milletvekili tutuklandı ve 6 tanesinin milletvekilliği düşürüldü.

“Cumhurbaşkanı’nın gücü KHK’lar ile arttı”
Cumhurbaşkanının yürütme rolü, KHK’larla çeşitli güçlerin cumhurbaşkanına transfer edilmesinin ardından arttı. Yerel yöneticileri ve seçilmiş temsilcilerin yerine kayyım atanması, yerel demokrasinin önemli bir şekilde zayıflamasına sebep oldu.

Sivil toplum, çok sayıda aktivistin tutuklanması, eylemler ve diğer mitinglere yönelik, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına da sebep oln tekrar eden yasaklar ışında artan bir baskıyla karşı karşıya kaldı. Çoğu hak temelli kurum olağanüstü hal önlemleri kapsamında kapatıldı ve bu kararlara yönelik etkili bir yasal çözüm hala mümkün değil.

“Askeri ve istihbarat servislerinin parlamentoya hesap verme zorunluluğu hâlâ yeterlilikten uzak”
Hükümet, sivil-asker ilişkilerini yöneten yasal çerçeveyi revize etti ve yürütmenin ordu karşısındaki yetkilerini belirgin şekilde artırdı. Böylece sivillerin gözetimi güçlendirildi. Yasadaki değişikliklerin bir parçası olarak, yüksek askeri mahkemeler kaldırıldı. Askeri ve istihbarat servislerinin parlamentoya hesap verme zorunluluğu hâlâ yeterlilikten uzak.

“Barışçıl ve sürdürülebilir bir çözüm için gereken saygın bir siyasi süreç konusunda yeni bir gelişme olmadı”
Güneydoğudaki durum, ülke için hala en hayati mücadelelerden biri olmaya devam ediyor. Ağırlaşan güvenlik durumu, kısmen kırsal alanlara kaydı. Hükümetin, AB’nin terörle ilişkisi bulunan kişiler, gruplar ve kurumlar listesinde yer almaya devam eden PKK’nın tekrar eden vahşi eylemlerine yönelik güvenlik operasyonlarına dair taahhütü bölgedeki durumu belirleyen bir etken olmaya devam ett. Hükümetin terörle mücadele için meşru bir hakkı olsa da, aynı zamanda insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, temel özgürlüklere ve gücün orantılı kullanımına saygıyı sağlamak konusunda da sorumluluk sahibi. Hükümetin zarar gören alanlardaki yeniden inşa planı, güneydoğuda binlerce konutun yapılmasıyla sonuçlandı ancak şimdiye kadar sadece az sayıda yerinden edilmiş insana tazminat sağlandı. Barışçıl ve sürdürülebilir bir çözüm için gereken saygın bir siyasi süreç oluşturulması yönünde yeni bir gelişme olmadı.

Türkiye, kamu yönetimi reformu konusunda kısmen hazırlıklıydı, daha açık bir yönetim ve e-hükümetin kullanılması konusunda güçlü bağlılık gösterdiler. Bununla birlikte, kamu hizmetleri ve insan kaynakları yönetimi ile yönetsel hukuk ve tazminat talep etme hakkı konusunda yönetimlerin hesap verebilirliği yönünde ciddi geri gidişler oldu. Geniş kapsamlı işten çıkarmalar için şeffaf ve etkili bir çözüme yönelik ihtiyaç devam ediyor.

Türkiye’nin hukuk sistemi, hazırlıkların erken bir aşamasında. Son bir yılda ciddi gerilemeler yaşandı, özellikle de yargının bağımsızlığı hususunda. Hakimler Savcılar Kurulu’nu kontrol eden anayasal değişiklikler yürürlüğe girdi ve bu kurulun yürütmeden bağımsızlığının daha da altını oydu. HSK, geniş kapsamlı uzaklaştırmalar ve hakimler ile savcıların transferlerine dahil olmaya devam etti. Hakimler ile savcıların işe alınması ve terfilerinin objektifliği, liyakate dayalılığı ve önceden belirlenen kriterler konusundaki konusunda ki kaygılara dair herhangi bir adım atılmadı.

“KHK’lar ile insan hakları ve temel hakların altı oyuldu”
Türkiye’nin yasal çerçevesi, insan hakları ve temel haklara saygıya yönelik genel garantileri içeriyor, ancak KHK’larla altı oyuldu. Türkiye’nin hazırlıkların erken bir aşamasında olduğu ifade özgürlüğü konusundaki ciddi geriye gidişler devam etti. Olağanüstü hal kapsamında atılan adımların kapsamı, zamanla birlikte medyada ve akademideki eleştirel seslere yönelik olarak, orantılılık prensipleriyle çelişen şekilde genişletildi. Gazeteciler, insan hakları savunucuları, yazarlar ya da sosyal medya kullanıcılarına yönelik ceza davaları, basın kartlarının iptali ve çok sayıda medya organının kapatılması ya da yönetimine hükümet vekillerinin atanması ciddi kaygılar yarattı. Bu durumların çoğunluğu, ulusal güvenlik tedbirleri ve terörle mücadele başlıklarında yasanın seçici ve geçici uygulamasına dayanıyor. İnternet Yasası ve genel yasal çerçeve, yürütmenin online içerikleri mahkeme kararı olmaksızın engellemesine izin vermeye devam ediyor. Toplantı ve örgütlenme özgürlükleri, usule ait haklar ve mülkiyet hakkı alanlarında ciddi geriye gidişler oldu. Toplantı özgürlüğü, hem yasada hem de pratikte geniş şekilde kısıtlanmaya devam ediyor. Olağanüstü hal kapsamında alınan tedbirler, tutukluları istismardan koruyan elzem koruyucuları ortadan kaldırdı, böylece kötü muamele ve işkence iddialarının arttığı bir dönemde cezasızlık riskini doğurdu. Geçici yasalar, savunma hakkı da dahil olmak üzere usule ait haklara ek kısıtlamalar getirdi. Hakların uygulanması, insan hakları ve özgürlüklerinden sorumlu kamu kurumlarının kısıtlı yetkisi ve bağımsız yargının kısıtlılığı sebebiyle engellendi. Aşırı yoksulluk ve temel gerekliliklere erişimin eksikliği, Türkiye’deki Roman konutlarında devam ediyor. Hassas gruplar ve azınlık gruplarına mensup kişilerin hakları, yeterli şekilde korunmalı. Cinsiyet temelli şiddet, ayrımcılık, azınlıklara yönelik nefret dili, nefret suçu ve LGBTİ kişilere yönelik şiddet hâlâ ciddi kaygı konuları olmaya devam ediyor.

“Yolsuzlukla mücadele konusunda ilerleme elde edilmedi”
Türkiye, yolsuzlukla mücadeleye yönelik bazı hazırlıklar yaptı ancak herhangi bir ilerleme elde edilmedi. Yasal ve kurumsal çerçevenin uluslararası standartlara uyum konusunda ilerlemeye ihtiyacı var ve yürütmenin yüksek profilli yolsuzluk davalarındaki soruşturma ve kovuşturmaya yönelik usule aykırı müdahalesine izin vermeye devam ediyor. Türkiye’nin yolsuzluk davalarındaki kovuşturma ve hüküm verme karnesi hâlâ zayıf, özellikle de yüksek profilli davalarda. Kamu organlarında hesap verme mecburiyeti ve şeffaflığı desteklemek konusunda hiçbir gelişme gösterilmedi. Yolsuzlukla kapsamlı mücadele için geniş kapsamlı, partiler arası bir konsensusa ve siyasi niyete ihtiyaç duyuluyor. Türkiye’nin Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu’nun tavsiyelerini neredeyse tümünü yerine getirmesi gerekiyor. Yolsuzluk hala birçok alanda yaygın olmaya ve ciddi bir problem yaratmaya devam ediyor. Yolsuzluk algısı da aynı şekilde yüksek.

Türkiye, organize suçlarla mücadele konusunda bazı hazırlık düzeylerine erişti ve yeni bir stratejinin kabul edilmesi ile kurumsal kapasitenin artırılması konusunda bir ilerleme kaydedildi. Türkiye’nin siber suç, müsadere ve tanık koruma konularında yasaları geliştirmesi lazım. Veri koruma yasası var ancak Avrupa standartlarıyla aynı noktada değil. Mali soruşturmalar gereken şekillerde kullanılmamaya devam ediyor. Terörle mücadelede, terörün finansmanı konusunda kapsamlı bir yasal çerçeve var. Hem cezai hem de terör karşıtı yasaların AİHM içtihatlarıyla uyumlu hale getirilmesi gerekiyor. Orantılılık prensibinin pratikte de gözetilmesi gerekiyor.

“Türkiye göç ve sığınma politikaları konusunda büyük ilerleme kaydetti”

Türkiye göç ve sığınma politikaları konusunda büyük ilerleme kaydetti ve Mart 2016’da imzalanan AB-Türkiye anlaşmasının uygulanması konusundaki bağlılığını devam ediyor. Vize Serbestisi Yol Haritası’nın uygulanması konusunda, şubat ayının başında Türkiye Avrupa Komisyonu’na gerekli 7 başlığı nasıl yerine getirmeyi planladığı konusunda bir plan sundu. Komisyon, Türkiye’nin tekliflerini değerlendiriyor ve Türk mevkidaşlarıyla ilerideki istişareleri takip edecek.

“Kıbrıs Cumhuriyeti’yle ikili ilişkilerin normalleştirilmesinde hiçbir ilerleme olmadı”

Bölgesel işbirliği başlığında, üye devletlerle uluslararası sorumluluklar ve ilişkiler konusunda, Türkiye Kıbrıs’taki iki topluluğun liderleri arasındaki görüşmelere ve BM Genel Sekreteri ile özel danışmanının çabalarına desteğini sundu. Kıbrıs konusunda, Ocak 2017’de Cenevre’de gerçekleştirilen konferans bir anlaşmaya varılmadan sonlandı. Türkiye, Katma Protokol’un ayrımcı olmayan ve kapsamlı uygulanmasını sağlamak konusundaki sorumluluklarını hâlâ yerine getirmedi ve Kıbrıs’a doğrudan ulaşım ağlarının kısıtlanması da dahil olmak üzere malların serbest dolaşımı konusundaki engelleri kaldırmadı. Kıbrıs Cumhuriyeti’yle ikili ilişkilerin normalleştirilmesi sürecinde hiçbir ilerleme olmadı. Avrupa Birliği Konseyi tarafından kabul edilen ve Avrupa Konseyi tarafından Aralık 2006’da desteklenen Türkiye’yle ilgili çıkarımlar geçerliliklerini koruyor. Bunlar, Türkiye Katma Protokol’ü tam olarak uygulamadığı sürece, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yönelik kısıtlamalarıyla ilgili olarak 8 başlıkta müzakerelerin açılmamasını ve hiçbir başlığın geçici olarak kapanmamasını şart koyuyor.

“AB üyesi birkaç ülkeyle ikili ilişkiler, saldırgan ve kabul edilemez retorikleri de kapsayan şekilde geriledi”

Göç konusunda Yunanistan ve Bulgaristan’la iş birliği yoğunlaştı. Bununla birlikte Ege Denizi ve Batı Akdeniz’deki gerilimler iyi komşuluk ilişkileri yaratmıyor ve bölgesel istikrar ile güvenliği zedeledi. AB üyesi birkaç ülkeyle ikili ilişkiler, saldırgan ve kabul edilemez retorikleri de kapsayan şekilde geriledi. Mart 2018’de, Avrupa Konseyi Türkiye’nin Batı Akdeniz ve Ege Denizi’ndeki yasadışı eylemlerini güçlü şekilde kınadı ve Türkiye’ye uluslararası hukuk ve iyi komşuluk ilişkilerine bağlılığına saygı duyma; AB üyesi tüm ülkelerle ikili ilişkilerini normalleştirme çağrısı yaptı. Avrupa Konseyi, iki Yunan askeri de dahil olmak üzere AB vatandaşlarının Türkiye’de devam eden şekilde gözaltına alınması konusunda da ciddi kaygılarını dile getirdi; bu konuların çözümü için üye devletlerle olumlu çözümler bulunması çağrısı yaptı.

Türkiye’nin komşularla iyi ilişkiler, uluslararası anlaşmalar ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne uygun şekilde çatışmaların barışçıl çözümlerine ulaşma konusunda kesin suretle bağlılık göstermesi gerekiyor. Bu bağlamda AB, ciddi endişelerini dile getirmekte ve Türkiye’yi herhangi bir üye devlete yönelik herhangi bir tehdit ve doğrudan eylemde bulunmaktan, iyi komşuluk ilişkilerine ve anlaşmazlıkların barışçıl çözümlerine zarar veren eylemler gerçekleştirmek ve gerilim yaratmaktan kaçınma konusunda uyarmaktadır.”