Ah, Habertürk Geri Geldi
Sabah Cem TV'de yaptığım programlarda en rutin işlerden bir Gazete Turu. Çünkü bizim gibi "kravatlı bir programda" yayında okunan bütün gazeteler birbirine benziyor. Mesela, Bulvar Gazetesi'ni almıyoruz, o saatte programı seyretmesi tehlikesi bulunan 18 yaşından ufaklar için uygunsuz.
POSTA Gazetesi bence Türkiye'de yayınlanan en yararlı gazete, o olmasaydı basurlarım hala sorun yaratmaya devam edecek, kronik akciğer kanserime iyi gelen 3 sihirli yiyeceği asla keşfedemeyecektim. Ama başsayfanın en santimetrekaresi RTÜK'den bir ihtar, iki de tekdir abi.
Hele o Prof Dr Haydar Dümen'e gelen cinsel hayatla ilgili sorular var ki, ya çok değerli hocamla kafa buluyorlar, ya da Türkiye'de hakkaten hayatında kadın cinsiyle uzaktan dahi temas kurmamış çok insanoğlu var ya. "Şişme bebekle temas kurdum, hamile kalır mı?" Sorusunu ciddiye almak mümkün mü?
Beni keyiflendiren tek gazete Habertürk. Çünkü, bir gün gazetecilik tarihine geçecek bir bomba patlatıyor, ertesi gün de öyle magazin bir haber yapıyor ki, okurken, koltuğu ıslatmamak için dudaklarımdan kan geliyor. Mesela Perşembe günü başlıktan bir alıntı:
"Şemdin Sakık, mektubunda bir gün özgürlüğüne kavuşursa, Muş'a bir genelev inşa etmeyi planladığını belirterek şunları yazdı: "Nerede mi? Babamız öldükten sonra, senin, Sırrı'nın, Görgü ve Haluk'un hukuku yanıltarak üzerinize geçirdiğiniz dört yol arsasında yaparız. Gerçi on yedi daire karşılığında kooperatife verdiğinizi duydum, ama olsun, üç beş dairesini birleştirir öyle işletmeye açarız. Kadınlar mı? Senin ve Sırrı'nın bütün yosmalarını çalıştırabiliriz. Haluk'un ise .....sını çalıştırmayı düşünüyorum. Güzel bir fikir, değil mi? Dikkat edersen senin ve Sırrı'nın sevgilisi demedim, yosma diyorum. Çünkü ikinizin sevgisi yok ki, sevgilisi olsun. Siz her şeye kullanma temelinde bakarsınız."
Şemdin Sakık, mektubunda, "Büyük ağabeyimiz Haluk'a da kasadarlık görevi veririz, birazını çalar ama en azından eli biraz tutumludur. Bana gelince, ben fakirin tekiyim, hiçbir yeteneğim gelişmedi, ancak sizin bu iş yerinize müşteri olabilirim, ne de olsa daha elim kadın eline değmedi." diye yazdı."
Şimdi gülermisin, ağlarmısın. Ama, Eski Habertürk böyle bir yerdi ya. Toprağı bol olsun, Rahmetli Ufuk Güldemir sayesinde Türk basınında eşi benzeri bulunmayan bir vaka, tatlı bir bahar rüzgarıydı.
Yeni yönetimin de değişik bir kadroyla aynı, kimseyi takmayan, gündemi hakim politik-sosyal anlayışa ya da "political correctness" çizgisine göre değil, sabah uyandığında kafasında hangi şeytanlar yatıyorsa, ona göre belirleyen anlayışına sahip çıkmasını isterim.
Mesela, Sn Güldemir'in kar fırtınası takıntısı vardı. Kar yağdı mı, başka konuda yayın istemezdi. Bir, iki, baygınlık geldi ya. Kar bu, yayında ne konuşacaksın insanlarla? Bir gün çok sıkıldım. Trakya Tarım Kooperatifleri Birliği Başkanı, Ziraat Odaları, Minibüscüler Odası, solunum yolları enfeksiyonları uzmanı doktorlarından başlayarak 20'den fazla konuk ayarlayarak "kar konusunu" enine boyuna inceledim. Sanırım Orhan Pamuk "Kar" romanını o programdan esinlenip yazdı.
Rahlmetli de olsa, kimseye yalakalık yapmadım, şimdi de yapmayacağım. Sn Ufuk Güldemir'le mizacımız hiç barışmadı. Ama ben iyi patronun kıymetini bilirim, o da benim gibi mahalle delilerinin. Üç buçuk sene Habertürk'de sabah programlarını yaptım. Sn Güldemir emirlerini başkaları vasıtasıyla bana iletir, ben de onlaır eksiksiz uygulardım. Çok kafam bozulursa, tatile çıkardım. Zaten emirler genelde "hergeleye söyleyin, biraz daha azsın/biraz frene bassın" şeklinde olurdu. Habertürk'ün talihsiz gazete denemesinde de köşe yazarı oldum. Bir gün de kimsenin gelip bana "bunu niye yazdın?" diye sorduğunu duymadım.
Bir kez ikaz edildim. O da eski RTÜK Başkanı Sn Karaca'nın "ismini hatırlamamam" yüzünden. Hergün nedense, programın bir yerinde konu döner dolaşır Sn Karaca'ya gelir, ben de ismini unutur, yanlışlıkla, "Sn Ceylan" "Sn Oğlak", "Sn Geyik" derdim, yayın arkadaşlarım düzeltirdi. Ardından ihtarlar yağmaya başladı. Sebepler "Halkı isyana teşvik", "Etnik kin ve ayrımcılığa teşvik". Rahmetli, "biraz ara verelim" demiş. Uyduk, ama ne alakası var ya? En fazla halkı toynaklı ve boynuzlu av hayvanlarına gülmeye teşvik etmiş olabilirim ki o da RTÜK suçu olmasa gerek.
Bir seferinde de Konya Aslanları Derneği tarafından mahkemeye verildik. Bir sabah gazete okuyorum, Konya'da toplu köpek itlafı yapılmış. Bendeniz söylemesi ayıp köpekleri çok severim. Yolda uyuz köpek görsem ağlarım. Çok sinirlendim. O yüzden kendimden geçip "Hani benim 50 gram pastırmam, Konyalı'dan başkasına bastırmam" şarkısına başlamışım farkında olmadan. Konyalı'lara hakaretten ifademiz alındı. Polis de dayanamayıp gülüyor, çünkü o Yozgatlı'ydı galiba. Neyse, savcı yargılanmamıza gerek görmedi. Ceza olarak ekranda bir kaç hafta yerel şarkılar söylememem istendi.
Bir de Mor ve Ötesi Grubu Habertürk için "Ne habersin ne de Türk'sün" diye parça yapmıştı. Göya protest rockçu olacaklar. Çünkü Rahmetli'yle benim anlaştığımız bir tek konu vardı. İkimiz de Türkiye'nn ABD'nin yanında Irak'ta savaşa girmesini savunuyorduk. Bu da bizi Amerikan menfaatlerine satılmış bir kanal yapıyordu herhalde. Mor ve Ötesi o kanalda aylarca para almadan çalıştığımızı, CIA'nin genelde çeki postaya vermeyi unuttuğunu bilmiyordu tabii. Sonra Mor ve Ötesi gidip TRT parasıyla Euro-vizyon'da yarışmakta hiç bir sakınca görmedi. Samanyolu TV için de "Hep en sağdan gidersin, F Tipi borusunu ötersin" filan diye beste yapmadı.
Aman boşverin, herkesin kamplara bölündüğü bir ortamda ortalarda gezen bir yayın görmek güzel.
Hep orda kal Habertürk


