Kraliçe Elizabeth ile Feride Çetin'in hayali gerçek oldu

Uzun bir sure ekranlara ara veren Feride Çetin, Kumbaracı50’de sahnelenen III. Richard’ta Kraliçe Elizabeth rolüyle ilgili konuştu.

Eklenme: 16 Nisan 2018 23:14 - Güncelleme: 16 Nisan 2018 23:28

Uzun bir sure ekranlara ara veren Feride Çetin, Kumbaracı50’de sahnelenen III. Richard’ta Kraliçe Elizabeth’i canladırıyor. Vatan gazetesinden Kerem Akyıldız, oyunculuğun yanı sıra roman da yazan Çetin ile tiyatro ve edebiyatın ışığında, hayatı konuştu.

İşte o röportaj:

Uzun süredir sizi ekranlarda ve beyazperdede göremedik. Bu süreçte neler yaptınız?

Beyazperdede her yıl en az bir filmde yer almaya devam ediyorum. Televizyonda ise son iki yıldır karşıma hep aceleye getirilmiş işler çıktı. Ben de dışarıyı aydınlatmak için önce içimdeki zenginlikleri keşfettiğim böyle bir dönemde ziyadesiyle sinema, tiyatro ve edebiyata odaklanmayı tercih ettim.

Fas’ta Tanca’da kaldım bir süre, sırt çantamla Kuzey Afrika’yı turladım tek başıma. New York’ta sinema eğitimime devam ettim. Tiyatro tecrübemi arttırma peşine düştüm. Bilhassa beyazcamı özlemek, malzeme biriktirmek için de yararlı oldu. Bundan sonra da ayrıksı karakterlerle seyirciyi şaşırtmak derdindeyim.

III. Richard oyununda Kraliçe Elizabeth rolünde oynuyorsunuz. Oynadığınız karakterden bahsedebilir misiniz?

Kraliçe Elizabeth, nam’ı diğer Elizabeth Woodville 15. Yüzyılda yaşamış gerçek bir karakter. Shakespeare 3. Richard oyununu yazarken kraliçenin York hanedanına girmeden önce yediği naneleri de göz önünde bulundurmuş. Haris, ihtiraslı ve iktidar tutkunu bir kadın yaratmış. Devlet gibi kadın dediklerimizden. Stratejik hareket ediyor, kocasının ölümü ile gücünü devretmekten ürküyor. Diğer yandan çocukları olan bir anne, onları yitirme korkusu kontrolünü kaybetmesine neden oluyor. Giderek histerik bir kadına dönüşüyor.

Zor muydu Kraliçe Elizabeth’i oynamak?

Elizabeth’i oyanamaktan ziyade her şeyi sıfırlayıp yeniden bebek adımları atmayı hatırlamak güçtü. Altıdan Sonra Tiyatro’nun evi Kumbaracı50 çatısında sahne almak yıllardır düşlediğim şeydi.

Ben zoru seviyorum

Hayat çocukluk ve ölüm arasına sıkışmıştır, fikrinden hareketle bu iki döneme hapsolmuş karakterleri anlattım Duyulur Dünyanın Şakası kitabımda. Toprağın altına bakmamak için gülmek gerekir, diyorlar. Fantastik sosu bol öyküler bunlar. Toplumun hemen her kesiminden, trajik olsa da, gülerek bakmayı seçen insanları konu alıyor. Hepimiz kanatlarımızın olduğu masum çocukluk yıllarımızın anıları ile yaşıyoruz. Öykü ile kısa zamanda vurucu sonuç yakalamalısınız ve oldukça maharet istiyor. Ben de zoru seviyorum.

Hikaye anlatıcısı olarak doğdum

Hangisi daha zor: oyunculuk mu yazar olmak mı?

Yazmak ve oynamak öğrenilebilir şeyler, upuzun yolculuk. Tren yolculuğu gibi durakları da yok. Bir ırmak gibi akıp denize varmayı umuyorum. Ama yazar ya da oyuncu olmak öğrenilebilir mi, işte ondan emin değilim. Hikaye anlatıcısı olarak doğduğumu hep biliyordum. Sadece içimdeki teşhirciyi özgür kılmak zamanımı aldı. İşler yolunda gitmese de, bir romantik olarak, yüreğimden gelen sesin “Sen yazmayı ve oynamayı ayırmadan bir bütünsün”, diyerek bana şevk verdiğine inanıyorum.

Geleceğe yönelik planlarınız neler?

Oynamaya ve yazmaya devam!