Toprağın Ritminde Yaşam: Torlak Çiftliği

İddialı yazmak önce inanmayı sonra cesareti gerektirir. İzmir Seferihisar’daki Torlak Çiftliği bunu fazlasıyla hak ediyor. Çünkü orada aceleye getirilmeyen, toprağın ağır ritminde olabildiğince sağlıklı bir hayat döngüsü var.

Eklenme: 03 Eylül 2016 12:57 - Güncelleme: 03 Eylül 2016 13:49

Orada günümüz dünyası insanını içten içe kemiren, “Daha çok para için, daha hırslı olmalıyım!” denilen düşünce yapısı yerle bir edilip, mütevazı bir üretim gerçekleştiriliyor. Tabiatın kendi tadında geleneksel lezzetler bu çiftlikte hayat buluyor.

Çiftliğin sahibi Armağan Portakal ile “televizyonda haber,” deyince akla gelen isimlerden eşi Fatih Portakal. Portakal çifti, “Bir hayaldi, ama gerçeğe dönüştü,” diyor genç, toy anlamına gelen Torlak Çiftliği için…

Armağan Hanım, “Profesyonel iş hayatımı noktalamalıyım artık,” deyip hırs dünyasını terk etme cesaretini gösteren bir kadın. Hem orada yaşıyor hem basit ve gösterişten uzak anne eli lezzetinde kısıtlı üretim gerçekleştiriyor. Armağan Hanım’a, “Neden kısıtlı üretim yapıyorsunuz?” diye sorulduğunda cevap tıpkı yaşayışı gibi sade, “Toprağın ritminde üretmek önemli,” diyor.

Toprağın ritminde üretim önce Portakal ailesi içinmiş. Zeytin, reçel, bal, salça,  enginar, turşu ev ve yakın çevre için yapılmış. Maalesef iki kişinin bildiği sır olmaktan çıkıyor. Duyan bu kez, “ben de isterim,” demeye başlamış Armağan Hanım’dan.

2016 yılı aslında ilk üretim ve paylaşım yılı… Sofraların temel lezzetleri arasında başköşede yer alan zeytin Torlak Çiftliği’nin içindeki ağaçlardan toplanıp tatlandırılıyor. Kesinlikle dışarıdan zeytin alınmıyor. Nedeni ne mi? Armağan Portakal, “Ben masama koyduğum zeytinin geçmişini biliyorum. Çünkü yazında, kışında, baharında ve güzünde ben bakıyorum. İçim rahat, yediğimi de arkadaşlarıma ve isteyenlere gönderiyorum,” diyerek sebebini anlatıyor. Bal da öyle, çiftlikteki iki kovandan ne çıkarsa…

Lokomotif ürün zeytin ve Ege’nin lezzeti enginar…

Çiftlikte enginar üretilmiyor. Sakız enginarının alındığı yer Urla. Tohum F1’den değil, Ata’dan gelenlerden. Çilek reçelinin meyvesi Osmanlı olarak tabir edilenden; minik ve lezzetli… Alındığı yer İzmir Menemen’deki Emiralem kasabası. Şeftali Bursa’dan, “1 Ağustos şeftalisi,” denilenden. Vişne Antalya Korkuteli’nden… Kullanılan şeker şeker pancarından imal edilenden…  

Reçellerde kesinlikle glikoz kullanılmıyor. Salça, sosu, püresi ve kurutulmuşu Manisa domatesinden üretiliyor. Hepsi geleneksel usulde yapılıp güneşte pişirilerek, büyük küçük tane ayırımı yapılmadan meyvesi az oldu çok oldu pazarlığına girmeden yemeğe hazır hale getiriliyor.

Üretimin yapıldığı yer ise basit ve sade. Fakat imrenilecek derecede temiz. Kadın elinin değdiği belli… Çiftlik içinde yeşil metal çitlerle izole edilmiş bir alan düşünün, tavuk ya da köpekler giremiyor. Ön tarafı bostan olarak kullanılıyor. Yaşayanların mevsimlik ihtiyacını karşılayacak ata tohumundan zirai ilaçsız sebzeler yetiştiriliyor. Armağan Hanım, “Tanıyanlar telefon açarak yetiştirdiğimiz sebzelerden istiyorlar. Tanımayanlar internet adresinden görüp ‘sipariş verebilir miyiz?’ diye soruyorlar. Göndermek mümkün olmuyor tabi,” diyor. İhtiyacın fazlası ilçedeki esnaf lokantasına veriliyor. Özellikle kabak ve patlıcan tadıyla efsane olmuş durumda.

Gelelim lezzeti kim veriyor konusuna? Armağan Portakal değil. Tadın mimarı ablası Nurdan Hanım.  Çiftlikteki herkes ona, “lezzet şefi,” diyor. Meyvelerin alınmasından ayıklanmasına, şekerinin, limonunun, tuzunun miktarından güneşte pişme süresine kadar o karar veriyor. O gelmeden karıştırma yapılmıyor. Annesinden görüp öğrendiği geleneksel lezzet tarzının birebir aynısı uyguluyor. Kararsız kaldığı durumlarda annesini arayıp destek alıyor. Lakin Nurdan Hanım biraz evhamlı yapıya sahip. Son kavanoz yenip bitene kadar uyku olmuyor ona! Üretim alanında üç kadın bulunuyor: Armağan Hanım, lezzet şefi ablası Nurdan Hanım ve en büyük abla Asuman Hanım; üç kız kardeş birlikte üretim yapıyorlar. Yabancı içeriye alınmıyor.

Anne ve ablalar, Armağan Hanım’ın sağ koluysa, sol kol da çiftliğin demirbaşı Yener. Her şeye yetişiyor ve elinden her iş geliyor. Bostanın bakımı, zeytinlerin gözetimi, lezzetlerin paketlenmesi, tavuk ve köpeklerin beslenmesi, arılarla yakın temas onun sorumluluğunda.

Torlak Çiftliği’nde doğala yakın bir yaşam ile emek yoğunluklu sadece geleneksel tarzda üretim yapılıyor. “Duyulsun, çok sipariş gelsin,” diye bir üretim artışı planlaması düşünülmüyor. Fiziki şartlar içinde ne kadar mümkün oluyorsa, üretim o kadar yapılıyor. Bu yüzden sipariş edilip gönderilen geçmişin unutulan lezzetleri toprağın ritminde ve kendi tadında hayat buluyor.

Armağan Portakal’ın Torlak Çiftliği’nin serüvenini www.torlakciftligi.com sayfasından takip edebilirsiniz…