Savcı’dan şiddet gören kadına soru: Bu manyakları..

Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı Temsilcisi Zühal Güreli, toplumsal cinsiyete dayalı önyargıların kadına yine suçlayıcı yaklaşım olarak sergilendiğini söyledi.

Eklenme: 07 Temmuz 2019 17:29 - Güncelleme: 07 Temmuz 2019 17:36

(Hülya Karabağlı - Türkiye Gündemi Özel Haber)

TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) bünyesinde oluşturulan İstanbul Sözleşmesi'nin Etkin Uygulanması ve İzlenmesi Alt Komisyonu’nda şiddet mağdurlarına, hukuki, psikolojik, sosyal ve sığınak desteği veren kadın örgütü Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı Temsilcisi Zühal Güreli, toplumsal cinsiyete dayalı önyargıların kadına yine suçlayıcı yaklaşım olarak sergilendiğini söyledi.

Kendisine şikayet için başvuran şiddet mağduru kadına “Nereden buluyorsunuz bu manyakları” diyen savcı örneğini anlatan Güreli, “Sözde kadının tarafında ama bizler mi buluyoruz peki, manyakları? Hayır. Burada sistematik bir şey var. Burada sistematik bir şiddet var. Dolayısıyla ben bir kadın olarak gidip bir manyağı buluyorsam, bir sürü kadın mı manyağı buluyor” diye konuştu. Güreli,  şiddetin kadın ve erkeğin eşit olmamasından kaynaklandığına dikkat çekti.

 Alt komisyon toplantısında, hiçbir bahanenin kadına şiddet uygulanmasını gerekli veya mazur gösteremeyeceğini söyleyen, sığınma evlerinden, uygulamalardaki aksaklıkları gündeme getiren Mor Çatı Vakfı temsilcisi Zühal Güreli’nin açıklamalarından bazı bölümler şöyle:

MOR ÇATI KADIN SIĞINMA VAKFI TEMSİLCİSİ ZÜHAL GÜRELİ:

Kadınlar, kadın olduğu için şiddete maruz kalıyorlar dedik ya çünkü şiddetin bir bahanesi olamaz, hiçbir bahane bir kadına şiddet uygulanmasını gerekli veya mazur gösteremez. Dolayısıyla kadınlar destek almak istediklerinde bunu bilmek onları çok rahatlatıyor çünkü her zaman onlar suçlanmış oluyorlar, her zaman onlar kendilerinde bir kusur, bir problem olduğunu düşünerek aslında müracaat ediyorlar ve uzun yıllar da dayanıyorlar aslında şiddete gerek çocukları için olabilir gerek çaresiz ve yalnız hissettikleri için olabilir. 

"Neden şiddete uğradın?” yaklaşımıyla da onları suçlayacak, onları yargılayacak bir yaklaşım olmaması gerekiyor".

Dolayısıyla hep onlar kusurlu olmuş oluyorlar, şiddetin sebebi de yine onlar oluyor. Dolayısıyla bir kadın polis görevlisine ya da savcıya, hâkime ya da bir kadın örgütüne –fark etmez- başvurduğu zaman kesinlikle “Neden şiddete uğradın?” yaklaşımıyla da onları suçlayacak, onları yargılayacak bir yaklaşım olmaması gerekiyor. Dolayısıyla burada hepimizin vereceği öneriler aslında buna dayalı öneriler oluyor. Yani kadınları yargılamadan, suçlamadan ve onlara destek verebilecek, onları birey olarak, bağımsız bir hayat kurabilmeleri için destekleyecek mekanizmalar oluşturmak esasında, temel amaç bu. Şiddetin bahanesi olamaz ve kadınlar, bu şiddeti hak etmiyorlar.

Yani eğer ki kadın-erkek eşitliğini zedeleyecek, buna inanmayan, kadının ailenin bir parçası olduğunu ifade eden ve kadın ile erkeğin asla eşit olamayacağını ifade eden söylemler duyuyorsak eğer bunun sonucunda tabii ki de polis bunun ihmal edilebilir bir şey olduğunu düşünebiliyor ya da görevini ihmal etmekte bir beis görmüyor çünkü bunu aslında politik söylemlerde duymuş oluyor ve bunun bir yaptırımı olmadığını da görebiliyor. Bunlar kadınların destek almasını çok fazla engelleyen şeyler çünkü kadın, polise gittiğinde korkutuluyor bazen, “Sen sığınağa gideceksin, orada çıktıktan sonra ne yapacaksın?” Bazen yanlış bilgi veriliyor, caydırıcı bilgi veriliyor, “Sığınağa seni alırız ama çocuğunu götüremezsin.” diyorlar. Oysaki böyle bir uygulama yok. Bazen de hiçbir şekilde bilgilendirilmiyor kadınlar. Oysaki İstanbul Sözleşmesi’ne göre bu bir haktır, bilgilendirilmesi gerekir kadınların.

"Nereden buluyorsunuz bu manyakları"

Aynı şekilde, toplumsal cinsiyete dayalı önyargılar yani kadını suçlayan, şiddete maruz kaldığı için yine kadını suçlayan yaklaşımlar şu şekilde de tezahür edebiliyor: Kadın gitmiş, şikâyette bulunuyor, “Nereden buluyorsunuz bu manyakları?” diyor mesela savcı, şiddet uygulayan fail için. Yani sözde kadının tarafında ama bizler mi buluyoruz peki, manyakları? Hayır. Burada sistematik bir şey var. Burada sistematik bir şiddet var. Dolayısıyla ben bir kadın olarak gidip bir manyağı buluyorsam, bir sürü kadın mı manya ğı buluyor?

Bu manyaklık değil; bunu görmüş oluyoruz esasında. Bu sistematik bir erkek şiddeti. Tam da kadın ve erkeğin eşit olmamasından kaynaklı bir şiddet. Bu sistematik… “Sistematik” lafını da aslında boş kullanmıyorum, altını doldurmak lazım. Nasıl dolduruyoruz? Verileri toplayarak, kadınlardan ediğimiz verileri toplayarak, İstanbul Sözleşmesi’nin işte GREVIO raporunda da var.

Kadına yönelik erkek şiddetini görünür kılmak istiyorsak, bununla mücadele ettiğimizin resmini sunmak istiyorsak bu verilerin tutulması ve paylaşılması gerekiyor, başka türlü bunu görünür kılamayız.

“100 binden fazla nüfusu olan her belediyenin sığınak açmak yükümlülüğü var ama!”

Dediğim gibi, pek çok kadın aslında devlet sığınağına gitmiş oluyor ve çok kısa süre içerisinde çıkmış oluyorlar devlet sığınağından çünkü desteklenmediklerini ya da o koşulların onların kalabilmesine uygun olmadığını söylüyorlar. Çünkü devlet sığınakları az sayıda. Belediyelerin sığınakları var dedik ya… Her 100 binden fazla nüfusu olan her belediyenin sığınak açmak yükümlülüğü var esasında ama bu yükümlülük konusunda belediyelere baskı yapılmıyor görüyoruz ki. Her belediyenin dolayısıyla yok sığınağı.

Devlet sığınakları keza yetersiz, yatak kapasitesi ve sayıları yetersiz. Kadınlar çok fazla kalabalık sığınaklarda kalıyorlar. Özellikle ilk kabul birimi çok sıkıntılı. İlk kabul biriminde kadınlar bir iki hafta falan bekletilip, istasyon oluyor bu sığınaklar, sonrasında sığınağa yönlendiriliyorlar fakat ilk kabul birimlerindeki o bekleme süresi uzatılıyor.

“  Kadınların telefonları ellerinden alınıyor, cezalandırılıyor gibin muamele ediliyor”

Yani bir kadın gerçekten cezalandırılıyor gibi muamele ediliyor. Orada, uzatılan o süreçte bir kere aşırı baskıcı bir zihniyetle kadınların telefonları ellerinden alınıyor, kadınların dışarı çıkması engelleniyor, iş görüşmesi ya da küçük, 3 yaşındaki çocuk ile bir kadın odada tıkılı kalıyor örneğin. Yani o çocuğu zapt etmek mümkün değil. Kadın tabii ki evine geri dönmek ister. Ya da kötü muamele, cinsiyetçi yaklaşımlar…

Bunları yine kadınlar yapıyor, evet, ama dediğim gibi, bu yaklaşım değiştirilme niyetiyle orada düzeltilmeye çalışılmalı sığınak çalışanlarında ve diğer kamu görevlilerinde tabii ki.

İlk kabul biriminden sığınağa gidiyor, yine aynı şekilde kısıtlamalar söz konusu. Yani bir kadının çalışma saatlerine uygun olmayan bir vakitte dönmesi bekleniyor örneğin. Kadın çalıştığında, diyelim ki yedi de çıkması gerekiyor ama beşte sığınakta olması gerekiyor. Yani bunlar çok büyük sıkıntıl ar.

Bunun yanı sıra, standart kesinlikle yok. Her ilden farklı şeyle duyuyoruz. Bir il içerisinde farklı sığınaklardan farklı şeyler duyuyoruz. Bunlar standarda oturtulması lazım. Kadınlar bize sığınaklarla ilgili bilgi almak istediklerinde artık hiçbir şey diyemiyoruz yani her yerde farklı uygulamalar olabiliyor ama sonuçta, can güvenliği riskiniz için gidin, buralar önemli mekanizmalar demek zorunda kalıyoruz. Ama artık şuna da şahit oluyoruz ki: Kadınlar diyelim ki bir devlet kurumunu -ki bu ne olabilir? ŞÖMİN olabilir, 183 olabilir- sığınaklarla ilgili aradığında artık açık açık söylüyorlar: “Dışarı çıkamazsın. Telefonunu kullanamazsın. Bazen psikotik kadınlarla birlikte kalmak zorunda kalırsın.

Bunları baştan kabul ediyorsan gel.” Bunlar bile açık açık söyleniyor artık. Hiçbir şekilde kadınları teşvik eden bir yaklaşım değil bu tabii ki. Hatta caydırıcı bir şey.

“ TC numarası olmayan kadınlar Sığınma evine alınmıyor”

Bunlar, tabii, TC vatandaşlarının yaşadığı sıkıntılar. Yabancı uyruklu kadınlar alınmıyor bile. Eğer ki bir kadının sığınağa ihtiyacı varsa, biz bu konuda mesela büyük sıkıntı yaşıyoruz. Zaten küçük bir sığınağımız var. Bir kere TC no.suolmayan kadınlar alınmıyor sığınağa, bir kere bunu söylemiş olayım.

İl koordinasyon toplantısında şöyle bir karar alındı aslında İstanbul’da ama bu yayınlanmadı, uygulamaya konulmadı diye biliyorum ben: Bu TC numarasız kimliksiz kadınlar ilk kabul birimine alınsın, ne olursa olsun sokakta bırakılmasın. İvedilikle o kadına destek olunmalı ve bu çok güzel bir öneri en azından ama dediğim gibi, bu eylem planı yayınlanma adı diye biliyorum.

“ TC numarası olan da giremiyor”  

Bunun yanı sıra, bir kadının TC no.su var yine giremiyor, darp, cebir raporu bekleniyor o kadından. Darp, cebir raporu da nedir? İşte, ben fiziksel şiddete maruz kaldım, gideyim hemen darp raporu alayım ki kanıtlayayım. Ama 6284’e göre delil beklenmez. Yani ben bir TC vatandaşı olarak psikolojik şiddete, ekonomik şiddete ya da cinsel şiddete -yani bunlar görünür olmayabilir diye bunları söylüyorum- maruz kalmış olabilirim ve sığınağa gitmek istiyor olabilirim örneğin. O zaman benden darp raporu istenmez.

Ama yabancı uyruklu kadınlardan isteniyor. Eğer ki bir kadın kendi ülkesinde şiddete maruz kalmış ve buraya kaçmak zorunda kalmışsa örneğin -ki böyle bir başvurumuz vardı bizim, tecavüz sonrasında yani yürüyerek İstanbul’a kadar gelen bir kadın başvuranımız var örneğin; inanılmaz bir hikâye- dolayısıyla bu kadından da Türkiye şiddet görmesi bekleniyor, aynı zamanda akut şiddet görmesi bekleniyor, darp raporunu göstermesi gerekiyor.

ŞÖMİN’ler, tek kapı sistemi dedik… Tek kapı sistemi olara k maalesef destek vermiyorlar, kadınların muhakkak polise gitmesi gerekiyor. Öncelikle polisle muhatap olması gerekiyor. ŞÖMİN kabul etmiyor doğrudan. Polisten çekinen kadınlar olabiliyor, “Ben polise gitmek istemiyorum.”, “Ben polise düşmedim daha.” falan diyen kadınlar oluyor. Dolayısıyla aslında doğrudan ŞÖMİN’den destek alamıyorlar.

ŞÖMİN’in hukuki ve psikolojik destek anlamında da, biliyorsunuz, sosyal destek anlamında da danışma merkezi olarak destek veriyor olması gerekir.Yani sadece sığınak değil, bir kadının sadece sığınak desteğine ihtiyacı olmayabilir ama ŞÖMİN bunu da vermiyor. Bir kere çoğu ilde ulaşılmıyor bile telefon numaralarına. 7/24 destek vermesi gerekirken –böyle söyleniyorgündüz dahi ulaşılamıyor telefonlarına.

Bunun yanı sıra, psikolojik destek verilmiyor. Şöyle bir karmaşayla karşılaştık bu sene verdiğimiz atölyelerden: Psikolojik destek verilmiyor kadınlara ama psikologlar istihdam ediliyor. Psikologlar sosyal çalışma yapıyor, orada bir sınır karmaşası oluyor ama psikolojik deste k vermiyorlar.

Çocukların okula kaydı yapılmıyor. Bu da çok caydırıcı bir şey. Zaten kadınlar ilk aradıklarında “Çocuğum okulundan geri kalmaz değil mi?” diye arıyor, “Kaydı yapılır değil mi?” diyorlar. Biz de çocuk bir sene kaybetsin,önemli olan can güvenliğiniz demek zorunda kalıyoruz en kötü ihtimalle. Çünkü kadınlar o kadar evden çıkmakta zorlanıyorlar ki aslında. Çoğu zaten ölümü bile göze alarak yaşıyor. Dolayısıyla onların destek almasını engelleyecek bütün düşünceler üzerine, bütün korkular üzerine çalışmak gerekiyor.

Okul kaydı, kreş desteği. Kreş desteği de maalesef yeterli değil. Ücretsiz verilmesi gerekiyor kadınlara. Özellikle 3 ve 2 yaş altı kreş desteği çok az.Bunun üzerindeki kreş destekleriyse zaten iş saatleriyle uyumlu değil, kadınlaryine çalışamıyorlar çünkü, bu sebeple. Çok iyi örnekler duyuyoruz, sığınaklarda kreşler olabiliyor ama çoğunlukla sığınaklarda kreş yoktur, kadının bırakması gerekiyor yani çocuğun bakımından kadınlar sorumludur.

Yani oradaki yaşam düzenine göre, oradaki ortak yaşamı düzenlemek adına çalışanlar kısıtlayıcı, baskıcı kurallar koyabiliyorlar. Kadınlar Mor Çatıya geldiğinde şunu söylüyorlar bize: “Ben zaten evde şiddet görüyordum, ben zaten adımımı dışarıya atamıyordum, burada da aynı koşullarda yaşayacaksam niye kalayım burada?” diyor örneğin.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin benimsenmesi şu anlamda da çok önemli: “Bir kadın sadece bir erkeğin himayesinde ya da bir erkeğe itaat ederek yaşamalı.” gibi bir geleneksel görüşe sahibiz değil mi bu toplumda? Çünkü ataerkil sistem söz konusu. Fakat bakıyoruz ki kadınlar ailesinden destek alamıyor, kendi evlilik hayatında zaten şiddete maruz kalıyor. Dolayısıyla, bir kadının yalnız yaşamak için, yalnız yaşamanın koşullarını yaratabilmesi için aslında teşvik edilmesi gerekiyor ve bunun için de o önyargılardan arınmış olmak gerekiyor.

Kadının bir birey olarak bağımsız bir hayat kurabileceği algısının söz konusu olması gerekiyor sonuç itibarıyla.

Az personel var, yatak kapasitesi az, bir de 12 yaşından büyük erkek çocuklarının alınmaması meselesi var tabii ki. Aslında yasalara göre, 12 yaşından büyük erkek çocuğu olan kadınlar evet sığınağa gidemiyor, sığınağa alınmıyor olabilir ama onlara ev tahsis edilmeli çocuğuyla birlikte. Ama ne oluyor? Kadınlar, 12 yaşından büyük çocuğunun sığınağa alınmayacağını ve kendisinden ayrılacağını duyduğunda sığınağa gitm ekten vazgeçiyorlar. Çünkü zaten o kadın, o çocuk o yaşa gelene kadar sırf onun için şiddete maruz kalıyor, sırf onun etkilenmemesi için o evlilik içerisinde kalmış oluyor. Dolayısıyla çocuklarını bırakmak istemiyorlar.

(Hülya Karabağlı - Türkiye Gündemi Özel Haber)