Abone Ol

Necmettin Erbakan'a neden mücahit deniliyordu?

Necmettin Erbakan'a neden mücahit deniliyordu? Ölümünün 5. yılında Necmettin Erbakan'ın portresi...

Necmettin Erbakan'a neden mücahit deniliyordu?

A Haber'in derlediği bilgiler şöyle...

Hoca, Mücahit ya da profesör...

85 yıllık ömrünün yarısından fazlasını siyasetin tam orta yerinde geçiren o lidere asla sadece ismiyle hitap edilmedi...

Üniversitede Necmettin değil "Erbakan Hoca" derdi arkadaşları ona...

Kıbrıs harekatını öyle hararetle savunmuştu ki milleti "mücahit" diye çağırmıştı onu yıllar boyu...

Makine mühendisiydi...

Hem de Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli mühendislerdendi... Profesör Necmettin Erbakan'dı o...

Ama dahası var...

Milli Görüş'ün lideriydi...

En önemlisi de milletin adamıydı...

Ve hep öyle kaldı...

Erbakan Hoca 29 Ekim 1926'da, yani Cumhuriyet henüz 3 yaşındayken geldi dünyaya...

Babası Mehmet Sabri Bey oğlu doğduğunda Sinop'ta görevliydi...

Çocukluğu, babasının görevi nedeniyle kent kent gezerek geçti...

İlkokula Kayseri'de başladı, Trabzon'da bitirdi...

Ve 1937....

İstanbul yılları...

İstanbul Erkek Lisesi'ni kazanmıştı Erbakan...

Okulun hem orta bölümünü hem de lisesini birincilikle bitirdi...

Mühendis olmak istiyordu...

Oldu da...

İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde birinciliklerini sürdürdü...

Aynı yıllarda bir süre sonra siyaset sahnesindeki en büyük rakibi olacak iki isim, Turgut Özal ve Süleyman Demirel de yine o okulun öğrencileri arasındaydı...

Aklında pek siyaset yoktu Erbakan Hoca'nın...

Sadece namazını kılıyor sohbetlerde arkadaşlarına milletin ne denli değerli olduğunu anlatıyor, vakit kalırsa da dersini çalışıyordu...

Erbakan Hoca, doktorasını o üniversitede tamamladı... Sonra burs kazanıp Almanya'ya gitti. Türkiye'ye döner dönmez de ülkenin ilk yerli motorunu üretti.

Ama kariyeri 40'lı yaşlarının hemen başında aldığı profesör ünvanı ile değişti bir anda..

1967 yılında Odalar ve Borsalar Birliğinin Genel Başkanı oldu...

Siyasete yakın değildi pek ama, günün koşulları onu ister istemez siyasetin içine çekiyordu...

Odalar Borsalar Birliği Başkanlığı döneminde İstanbul sermayesine karşı Anadolu sermayesini destekleyen çıkışlarıyla dikkatleri üzerine çekti..

Bu genç mühendisi halk da tanıyordu artık ve milli değerleri savunan dilinden Allah'ın adı düşmeyen o ismi tanıdıkça daha çok seviyordu...

1969'da siyasete girmeye karar verdi... Kendine Adalet Partisi'ni yakın görüyordu... Partiye başvurdu Konya vekili olmak istediğini söyledi ama hiç ummadığı bir tepki aldı...

Üniversiteden arkadaşı Süleyman Demirel o'nu reddetti..

Kolay öfkelenen biri değildi Erbakan hele pes eden biri hiç değildi...

Üzülmüştü sadece...

Bağımsız vekil olmaya karar verdi ve büyük farkla kazandı...

Artık siyaset sahnesindeydi... Yaklaşık 50 yıl boyunca o sahnede bir yıldız gibi parlayacaktı...

Konya'nın bağımsız vekili Erbakan Hoca 1970 yılında 17 arkadaşıyla birlikte Milli Nizam Partisi'ni kurdu.

Amacı adı üzerinde milli bir nizam yani bir milli düzen sağlamaktı partinin...

Milli Görüş fikri yavaş yavaş temellerine oturuyordu yani...

Ama bunu dillendirmek dahi cuntanın dikkatini üzerine çekmek için yeterliydi...

12 Mart muhtırasından kısa süre sonra, Profesör Erbakan liderliğindeki Milli Nizam Partisi "laikliğe aykırı çalışmalar yürüttüğü" iddiasıyla kapatıldı...

Erbakan pes etmedi.. Hatta siyasi yaşamı boyunca kuracağı neredeyse bütün partiler ayın gerekçeyle kapanacaktı, ama o hiç pes etmeyecek, hep milli görüşü anlatacaktı...

Profesör Erbakan 1973 seçimlerine bu kez Milli Selamet Partisi'ni kurarak girdi ve yüzde 12 oy aldı...

Erbakan Hoca'nın iktidar yürüyüşü başlamıştı artık...

Seçimin ertesinde kurulan CHP - MSP koalisyon hükümetinin başbakan yardımcısı oldu.

Tam da Kıbrıs harekâtı günleriydi...

Erbakan Hoca harekatı hararetle savunuyordu...

Mücahit ismi o yıllarda ona verildi...

Kalan yılları krizle geçti Türkiye'nin...

Hükümetler sık sık düşüyor...

Yenileri kuruluyordu...

Millet neredeyse her yıl yeniden sandığa gidiyordu ve Erbakan'lı Milli Selamet Partisi istikrarın simgesiydi...

1975, 1977 ve 1979 seçimlerinin ardından kurulan her hükümette o da vardı..

Ama yeni bir darbe de yoldaydı...

12 Eylül'ün karanlığında en büyük baskılardan biri de onun üzerinde kuruldu...

Erbakan Hoca darbeden sonra İzmir'de uzun süre gözaltında tutuldu sonra tutuklandı...

9 ay cezaevinde kaldı... Cunta onun siyaset yapmasına da 10 yıl boyunca yasak getirmişti...

Siyaset yasağı 1987'de sona erdi Erbakan'ın...

Profesör Necmettin Erbakan yasaklı olduğu dönemde dersine iyi çalışmıştı...

1984 seçiminde Milli Görüş fikri Şanlıurfa ve Van belediyeleri ile model olmuştu Türkiye'ye...

Erbakan Hoca hakkındaki yasak kalktığı an Refah Partisi'ni kurdu ve o refah siyaset tarihini yeniden yazdı...

Önce yerel seçim vardı...

Parti bir önceki seçimde belediye başkanlığını aldığı Şanlıurfa ve Van'daki koltuğunu sağlamlaştırdı...

Ek olarak Kahramanmaraş, Sivas ve Konya da yine Refah Partisi'ne geçti...

Büyük kentler de yoldaydı...

1994'te Refah Partisi Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerini de kazandı...

Bir devrimdi bu ve artık yeni bir dönem başlamıştı...

Düne kadar ezilen-yasaklanan ve baskıyla siyasetin dışına itilenler iktidara yürüyordu...

1995 Genel Seçim'inde tam bir Refah Partisi fırtınası koptu...

Erbakan Hoca birincilikle çıktı sandıktan...

İşte bu vesayet için çok önemli bir sorundu ve cumhurbaşkanlığı koltuğunda artık vesayetin temsilciliğine soyunan biri vardı...

Süleyman Demirel hükümet kurma görevini seçimin lideri Profesör Erbakan'a değil, seçimin ikincisine yani "kızım" dediği Tansu Çiller'e verdi..

DYP-ANAP hükümeti kuruldu ama köşk müdahalesiyle kurulan o koalisyonun ömrü sadece birkaç ay sürebildi...

Millet artık Refah'ı istiyordu ve köşk milyonların o çağrısına karşı daha fazla kayıtsız kalamazdı...

Profesör Erbakan 28 Haziran 1996 günü başbakan oldu ve tam da dediği gibi ülkeye refahı getirdi...

İlk iş işçiye memura zam yaptı... 28 Şubat belgeselinde kullanmıştık.

Türkiye'yi sadece 1 yıl içinde yüzde 7 buçuk gibi rekor bir büyüme oranına taşıdı Erbakan'lı Refah Partisi...

Aynı günlerde Refah'lı belediyeler de devrimlere imza atıyordu...

İstanbul'un çöp dağlar yıkılıyor, çekilmez kokusuyla milleti bezdiren Haliç'te balıklar yüzüyor, Ankara'nın nefes almaya imkan tanımayan havası tezimleniyordu...

Refah millete iyi gelmişti... Aynı dönemde Türkiye Erbakan Hoca'nın milli duruşlarına da tanık oluyordu sık ve elbette bir de eşsiz hitabetine...

Aynı yıllarda dış politikada da radikal adımlar ardı ardına atıldı... Erbakan Hoca, batı aklının G8'lerine karşı, Müslümanları ülkeleri bir araya getirmeye kararlıydı...

Yani dünyaya kafa tutuyordu... Milli bir duruştu bu ve bu duruş yeni bir darbe için yeterli nedendi...

"Laiklik elden gidiyor" sloganları çok geçmeden atılmaya başlandı...

Medya başroldeydi... Aczmendiler, sahte şeyhler ve bin bir türlü provokasyon ardı ardına sahnelendi...

Başroldeki medyaya, iş dünyası, üniversiteler, sendikalar ve asker de destek verdi...

Artık başörtüsü kullanan veya namaz kılan herkes hedefti... Kur'an okumak yasaktı...

28 Şubat süreci Türkiye'nin maneviyatına büyük yaralar açtı vesayet geri dönmüştü...

Hedefteki Refah Partisi çok geçmeden kapatıldı ve partiyi kapatan mahkeme Profesör Erbakan'a 5 yıllık yeni bir siyaset yasağı daha getirdi...

Ancak Erbakan Hoca bir devlet adamıydı... İstese o gün ayağa kalkar bağırır, davası uğruna dikleşebilirdi...

Yapmadı... Dikleşmeden dik durmanın ne demek olduğunu herkese anlattı...

Bildiğiniz gibi Anayasa Mahkememiz partimiz kapattı.. Bize düşen sakin olmak..

Tüm bu baskılar karşısında vazgeçebilirdi de Erbakan Hoca...

Ama vazgeçecek bir lider değildi o...

Ardında yürüyen milyonların umuduydu...

O güne dek sırf İslam dediği için sırf milletim dediği için hep baskıya uğramıştı hiç vazgeçmemişti...

Evet yasaklıydı belki ama yasak engel değildi...

Yıllar boyu bir nakış gibi işlediği "milli görüş" fikrini, sadece cunta ve vesayet öyle istedi diye, siyaset sahnesinden silmeyi asla düşünmüyordu...

Refah'ın devamı olarak Fazilet Partisi kuruldu...

Bir sonraki seçimde Meclis'e girmeyi başardı...

Ama o parti bu kez de başörtüsü üzerinden hedef olacaktı...

Ve bir tevafuk...

Günlerden 27 Şubat'tı...

Yıl 2011'di...

28 Şubat darbesinin tam 14 yıl sonrasıydı...

Mücahid, profesör doktor, Necmettin Erbakan Hoca; solunum ve kalp yetmezliği teşhisleriyle kaldırıldığı hastanede o sabah Hak'ka yürüdü...

1 Mart 2011 salı günü ise İstanbul'daki Fatih Camii o güne dek görmediği kadar büyük bir kalabalığı gördü...

Milyonlarca kişi vardı Fatih'te...

Cumhurbaşkanı Meclis Başkanı Başbakan, Genel Başkanlar, Bakanlar, Milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin mensupları, Büyükelçiler, Belediye başkanları hatta tam 60 ülkeden cemaat ve hareket liderleri yan yanaydı...

Kolay kolay kimseye nasib olmaz bunca sevgi...

Ne oyla ölçülür ne de başka bir sayıyla...

Ama o'na nasib oldu....

Hocayı yani mücahit Erbakan ismiyle simgeleşen Türk siyaset tarihinin en renkli simasını o gün milyonlar uğurladı...