Massive Attack konserinde Tuğba Günal ve Birhan Erkutlu'nun fotoğraflarına yer verdi

Massive Attack’ın Meksika konseri sırasında, sahneye yansıttığı dünya çapındaki doğa savunucularının fotoğraflarının arasında, Antalya'nın Alakır Vadisi'nde yaşayan ve doğa aktivistleri olan Tuğba Günal ve Birhan Erkutlu çiftine de yer verildi.

Eklenme: 14 Nisan 2019 21:12 - Güncelleme: 14 Nisan 2019 21:16

2014 yılında İstanbul'da bir konser veren Massive Attack, sahnede 301 madencinin hayatını kaybettiği Soma faciasını ve Gezi Parkı eylemlerine göndermede bulunmuştu. Grup, 'İnertia Creeps' şarkısı esnasında sahnedeki dev ekranda, Gezi'de hayatını kaybedenlerin isimlerine yer verirken, Soma için de ekranda 'Soma'dakileri unutma', 'Katilleri hâlâ dışarıda' yazısı belirmişti.

Alakır’da HES’lere karşı mücadelenin sembolü haline gelen Günal ve Erkutlu’nun için ağustos ayında İngiliz The Guardian gazetesinde bir makale yayımlanmıştı. Gazetede iki doğa savunucusu için şu satırlara yer verilmişti:

Birhan Erkutlu ve Tuğba Günal her şeyden kaçmak için Antalya’nın ormanlarına yerleşti. Kapitalizmden, tüketim kültüründen, sosyal medyadan, internetten ve hatta elektrikten uzak, doğal ve huzurlu bir hayat istediler. Ancak kaderin onlar için sunduğu başka planlar vardı.

On dört yılın ardından iki sanatçı, nehirleri ve ağaçları bir dizi hidroelektrik santralden (HES) korumak için yürütülen kampanyanın sembollerinden. Twitter ve Facebook paylaşımları yüzlerce takipçinin dikkatini çekiyor. Suistimalleri ifşa etmek için drone kullanıyorlar. Ve yeni bir koruma alanının başarılı bir şekilde yaratılması için tehditlerin, uyarı ateşlerinin ve hasmane siyasi kültürün üstesinden geldiler.

“İstemeden koruyucu olduk” diyen Erkutlu şöyle devam ediyor: “Ancak şimdi dünya genelinde bunu kaç kişinin yaptığını görüyoruz. Ufkumuzu açtı. Sorunlarımız belki Amazon veya diğer yerlere kıyasla küçük, ancak tehditler aynı, mahkemeler aynı.”

İstanbul’dan yaşam savunuculuğuna

Çiftin yüksek teknolojili yaşam savunuculuğu kazara. Sanatçılar birbirini gençliklerinden beri tanıyor. 2004 yılında İstanbul’un zengin mahallelerini terk ederek Alakır Vadisi’nde elektriksiz, telefonsuz ve internetsiz bir ev kurdular. Hedef alternatif bir yaşam biçiminin olanaklarını keşfetmek, tüketim kültürüne maruz kalmaktansa ondan kaçmaktı.

Ancak beş yıl sonra ağaçlık evlerinin yakınlarında buldozerlerin ve elektrikli testerelerin sesini duyduklarında bu kültür onların tekrar yakasına yapıştı.

Kürce HES enerji şirketi, altı hidroelektrik barajın inşası için Alakır Nehri boyunca uzanan bölgeyi yıkıyordu.

Erkutlu, “Onları durdurmak için her şeyi yapmaya karar verdik” diyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Burada kuşların civcivleri yetiştirdiğini gördük. Sincap ve tilkiler de keza öyle. Bir süre sonra ailemiz gibi oldular. Biri sizin evinize geldiğinde ve onları öldürmeye başladığında onları durdurmaya çalışmak normal bir reflekstir.”

Onlar bu durum karşısında tutumunu değiştirdi. Soyutlanma ve tamamıyla kendine yeterlilik prensipini terk ederek projeye karşı yasal mücadele başlatmak için arkadaşlarından bağış istediler. Hatta farkındalık ve fon yaratmak için resim yaptılar, albüm yayınladılar ve sokak sanatı sergilediler. En etkini ise kamuoyunu harekete geçirmek için sosyal medyayı kullanmaları ve yıkımın fotoğraflarını paylaşmaları oldu.

Bu yöntemlerini tepkiler izledi. Yerel topluluktan bazıları, onlara iş ve vergi geliri getirecek şirkete karşı çıktıkları için sırtını çevirdi, ziyaretçileri tehdit edildi. Tehditler davalara taşındı. Polis, tekrar tekrar onları sorguya çağırdı, evlerinin hemen dışında silahlar ateşlendi.

Bu esnada Türkiye’deki siyasi iklim de çevre savunuculuğuna daha düşmanca haline geliyordu. 2013 yılında İstanbul’daki Gezi Parkı’ndaki ağaçları kurtarmak için yapılan küçük eylem, yüz binleri Taksim Meydanı’na taşıyan ülke genelindeki hükümet karşıtı gösterilere evrildi. Sonrasında, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan imar projesinin karşısında olanların hain olduğunu söyledi.

Riskleri vurgulamak gerekirse Antalya’da geçtiğimiz sene maden karşıtı iki kampanyacı, Aysin ve Ali Büyüknohutçu, mermer şirketine karşı milat niteliğindeki davayı kazandıktan sonra 10 Mayıs 2017 tarihinde evlerinde vuruldu. Fail, saldırıyı gerçekleştirmek için şirket patronundan para aldığını söyledi, ancak bunu hakime söyleyemeden cezaevinde ölü bulundu. Ceza infaz koruma memurları intihar dedi, dava kapandı.

Erkutlu “Bu şoke ediciydi” diyor ve ekliyor: “Çevre savunucularına, ‘öldürülebilirsiniz ve kimse ceza almaz’ yönünde bir mesajdı.”

Alternatif yaşam biçimleri, gazetecileri tutuklama anlamında en kötü rekora sahip olan Türkiye’nin medyasında daha önceden az yer bulan bu gelişme sorununa dikkat çekti.

“O zamana dek çevre hakkında az gazetecilik vardı” diyen Günal, şöyle devam ediyor:

“Bazı gazetecileri davet ettik ve yüzde 50’si çevre hakkında olduğu sürece yaşamımız hakkında yazabileceklerini söyledik. Anlaşmamız buydu. Bu ince bir çizgi. Öldürülmek istemiyoruz… Hükümet tarafından tutuklanmak istemiyoruz, ama çevreyi savunmak istiyoruz.”

“Biz yapabiliyorsak herkes yapabilir”

Çift, arsalarının çevresindeki toprakların çoğunun şirket tarafından satın alındığını, aralarında birkaç yüz yıllık meşelerin de olduğu birçok ağacın kesildiğini, ana su kaynağı olan yeraltı kaynağının rotasından saptırıldığını söylüyor.

Şirket ise barajın ekonomik gelişme için gerekli olduğunu iddia ediyor. Ancak iki sanatçı; bilim insanları, avukatlar ve diğer çevreci gruplar ile işbirliğine giderek santralin kapasitesinin beşte birinde üretim yaptığını, tek bir orta ölçekli alışveriş merkezinin elektriğine yetecek kadar üretim yaptığını ortaya koydu.

Günal “Hidroelektrik karşıtı olarak bilinmek istemiyoruz” diyor ancak iklim için alternatiflere ihtiyaç olduğunu da belirtiyor.

Bunu da göstermek için evlerine güneş paneli taktılar. Fotovoltaik enerji, çevre düzenlemesi ihlallerini ifşa etmek için kullandıkları dronelarla devriye yapmalarını sağladı. Sonuç olarak şirket, iki adet yüklü ceza aldı. Bir kez daha alırlarsa lisansları askıya alınabilir.

“Teknolojiden uzaklaşarak başladık ve şimdi dijital aktivist olmamız ironik” diyor Erkutlu.

Çift, şimdi Amazon ve Borneo’daki yerli gruplarla, Almanya’daki Hambach Ormanı’nda açık ocak madenciliğine karşı çıkan ağaç evlerindeki topluluklarla, Britanya’da hidrolik kırılma karşıtlarıyla ve ABD ile Kanada’daki boru hattı karşıtlarıyla sosyal medya üzerinden bağlantılı halde.

Günal, “İlk başta fark etmedik ama bu küresel bir şey” diyor ve ekliyor: “Çevreyi korumak istiyorsanız terörist gibi muamele görüyorsunuz. Bu artık her yerde.”

Ancak onların mücadelesi umutsuz değil. Kampanyaları için verilen halk desteği, Alakır Nehri kaynağında koruma alanı kurulmasına ve iki barajın kaldırılmasına neden oldu. Çift, çevresel farkındalık sahibi kentlilerin şehir dışına taşınması gerektiğini söylüyor. Erkutlu, sözlerini şöyle tamamlıyor:

“Biz burada olmasaydık hiçbiri olmazdı. Bizim yaptığımızı yapan ne kadar çok insan olursa o kadar alan korunacaktır. Yerel halk çok eğitimli değil ve çok korkuyorlar. Ancak yasayı biliyorsanız mücadele edebilirsiniz. Biz sadece İstanbul’dan iki insanız. Biz yapabiliyorsak herkes yapabilir.”