Abone Ol

Diyanetin cemaat raporu tarikatları neden rahatsız etti?

Aydınlık'ın yayınlamış olduğu 'Diyanet’in Cemaat Raporu' tarikatlar tarafından tartışılıp, bu grupların iktidarın kendilerine yönelik tavrından rahatsızlığını dile getirerek 'yurtlarımıza talebe gelmiyor' dedikleri iddia edildi.

Diyanetin cemaat raporu tarikatları neden rahatsız etti?

Aydınlık, dört bölüm olarak yayımladığı Diyanet’in Tarikat Raporu'nun cemaat ve tarikatlarda tedirginlik yarattığını yazdı. Ayrıca yayın organlarında yayımlanan yazılarda rapordan duyulan rahatsızlıklar diye belirtiği haberini ''Diyanetin raporuna karşı tarikat-liberal ittifakı'' başlığıyla şöyle aktardı:

YENİ ASYACILAR: İFTİRA

Yeni Asya gazetesinin Genel Yayın yönetmeni Kazım Güleçyüz dün, “Diyanet’ten açıklama bekliyoruz” başlıklı bir yazdı. “AKP ile siyaset tuzağına düşürülen cemaatler, “Diyanet raporu” kılıfıyla servis edilen bu jurnal belgesiyle hedefe konuluyor” diyen Güleçyüz rapordaki bilgileri ‘iftira’ olarak niteledi: “Önsözünde Din İşleri Yüksek Kurulu koordinasyonuyla hazırlandığı belirtilen ve bütün cemaatleri hedef alan “rapor”da, Yeni Asya’nın siyasî tercihi, haddini çok aşan müstehzi ifadelerle eleştirilirken son dönemin bayat ve bayağı iftirası da tekrarlanıyor. Ama kim yaptıysa altında kalacağı son derece pespaye ve aşağılık iftiralar bunlar. “(...)İşin bir başka garip tarafı, bu “rapor”un Perinçek’in gazetesinde dizi yazı olarak yayınlanıyor olması ve yine o kişinin yayınevi tarafından kitaplaştırılması. O gazete ve yayınevi ne zamandan beri Diyanet’e çalışıyor?! Diyanet’in, hem kendi adı kullanılarak servis edilen bu ‘rapor’ müsveddesi, hem de bu iftiranamenin Perinçek’e ait yayın organlarında bu şekilde değerlendirilmesi hakkında daha fazla gecikmeden bir açıklama yapması artık kesin bir ‘farz’ oldu. Bekliyoruz. Ve diliyoruz ki, Diyanet’in adını da lekeleyen ‘rapor’ adı altındaki bu hezeyanname, hazırlanış ve servis ediliş maksadının tam tersi bir uyanışa ve cemaatlerin kendilerine kurulan tuzaklardan kurtulup aslî hizmetleri ekseninde toparlanmalarına vesile olsun.”

Türkiye’deki cemaat-tarikat haritasını gözler önüne seren ve tehlikelerine dikkat çeken rapor, aylar önce hazırlandı. Kaynak Yayınları raporu kitaplaştırdı, Aydınlık’ın da kitaptan çarpıcı kesitleri geçen dört günde yayımlamasıyla kamuoyuna duyurulmuş oldu. Ancak rapor bir süredir tarikat ve camaatçilerin gündeminde... Her nasılsa Diyanet’in raporda ‘gizlilikle’ işaret ettiği tarikat ve cemaatler, rapora hakim, rahatsızlıklarını bir süredir dile getiriyorlar. Raporun nasıl ortalıkta dolaştırıldığı ise bilinmiyor.

Yeni Asya’da 17 Nisan’da yayımlanan imzasız başyazıda da rapor hedef alınarak “Raporun sahipsiz kalması hasebiyle -şimdilik- raporda cemaatimiz, gazetemiz ve Risale-i Nurlar’la ilgili görüş ve değerlendirmelerin, diğer cemaat ve dinî gruplara yaklaşım tarzının devletçi bir refleksi yansıttığını söylemekle yetinelim” denilmişti.

‘HEDEF GÖZDEN DÜŞÜRMEKTİ, OLDU’

FETÖ’nün de zemini olan, Yazıcılar, Okuyucular, Meşveret gibi grupların çıktığı Nurcuların öne çıkan isimlerinden Prof. Dr. Ahmet Akgündüz ise rapora karşı kitap yazdı.

“Risale-i Nur’a İtirazlar ve Cevapları: Derin Diyanet Raporuna Reddiye” adlı kitabını geçen ay basın toplantısıyla duyuran Akgündüz, Diyanet’in yaklaşımı nedeniyle cemaat yurtlarına ilginin azaldığını belirterek şunları söyledi:

“Keşke böyle bir rapor akademik bir manada hazırlansaydı. Yani bütün cemaatleri tarif eden... Ama hedef şu: Bütün cemaatleri gözden düşürmek. Birkaç gün önce çok önemli bir cemaatin ileri gelen ismiyle görüştüm. Aynen şöyle söyledi: ‘Cemaatlerden uzaklaştırılan gençler maalesef kızlarla beraber her türlü gayr-ı meşru şeyi yapabilecekleri, gece ne zaman gelecekleri bile kontrol edilmeyen yurtlara yönlendirildiler.’ Şu anda Nur cemaatinin medreseleri dahil, bütün cemaatlerin yurtlarında ciddi bir talebe azalması var. Yani acıdır ki bu rapor gayesine ulaştı. Bunu da özellikle söyleyeyim. Çok üzücü bir şey bu.”

Yazıdığı kitabın ‘Risale-i Nur’un bir müdafaanamesi’ olduğunu söyleyen Akgündüz “Netice itibariyle hazırladığımız bu kitabın ehemmiyeti şuradan geliyor. Burada yer alan itirazlarda bir kurum ya da kişi hedef alınmamıştır. Gerek Diyanet içerisinde yer alan menfî gruplara gerekse farklı cenahlardan Risalei Nur’a ve Bediüzzaman’a gelen maksatlı yaklaşımlara ve ithamlara delilleriyle, belgeleriyle cevap veren ilmî bir çalışmadır” dedi.

RARORU ALDILAR ELEŞTİRİP YAZAMADILAR

Rapor, mayıs ayından bu yana kıyıda köşede kalmış yazılara da konu edildi. Ancak gündem yaratacak önemli rapor birçok köşe yazarının eline geçmesine rağmen, ayrıntılarıyla yazılmadı. Aksine Diyanet kurumunun cemaatlere karşı hamlesi ‘solcular’ tarafından ‘Erdoğan hamlesi’ muhafazakarlar tarafından ‘fişleme’ denilerek eleştirildi.

Dini cemaatler, tarikatlar üzerine çalışan sosyolog Tayfun Atay, 27 Mayıs’ta, T24’teki köşesinde şöyle yazdı: Tayfun Atay, 27 Mayıs’ta “Bir ‘dinî-ortodoksi’ deklarasyonu: Diyanet raporu” başlıklı yazı kaleme aldı. “Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nca hazırlandığı anlaşılan ve üzerine ‘GİZLİ’ notu düşülerek dolaşıma sokulmuş bir rapor var ortalıkta” diyen Atay, ‘istihbari’ raporun ‘Erdoğan rejimi’ ile uyumlu bir ‘devlet dini’ yaratma yolunda ‘düzleştirme’ girişimine rehber olduğunu savundu.

Yazıda şu ifadeler yer aldı: “Dolayısıyla rapor, İslam’ı bilme, idrak etme, yaşama ve yayma adına Türkiye toplumunda mevcut bir çoğulluğu, İslami çerçevede topyekûn ‘gayri-meşru’ kılma arzusu ve hedefiyle yazılmış. Bir hareket noktası bu. Ama asıl hareket noktası “Fetöfobi”. Rapor, “FETÖ hayaleti”nin üzerinde dolaştığı bir siyasi iktidara memur “ulemayı rüsum” tarafından kaleme alınmış. Böyle bir raporun benzeri değilse muadili (dengi) eskiden Asker’in bir “siyasi özne” olduğu dönemlerde MGK bünyesinde karşımıza çıkardı.”

‘BİR SÜREDİR CEMAATLERE BASKI VARDI’

Ardından gazeteduvar internet sitesinde Özlem Akarsu Çelik imzalı yazı yayımlandı: “Bir süredir bazı İslamî cemaatler, ‘28 Şubat sürecindekine benzer bir baskıyla karşı karşıyayız’ derken, bambaşka kimi çevreler, ‘Asker hiçbir dönem siyasette bu kadar etkin olmamıştı’ yorumunu yapıyordu. Bu iki parçayı bir araya getirmeyi düşünmemiştim; ta ki, 31 Mart Yerel Seçimine birkaç hafta kala dolaşıma giren, Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait olduğu öne sürülen ‘GİZLİ’ ibareli raporu okuyana dek.”

Birikim Dergisi’ndeki yazısında sosyolog Polat Alpman raporu şu satırlarla eleştiriyor: “Cemaatler ve kişilerle ilgili bilgilerin doğruluğu, yanlışlığı ya da içeriğinden bağımsız olarak bir fişleme ve etiketleme işi olan raporun satır aralarındaki bakış açısı, 28 Şubat sürecinin yol taşlarını döşeyen Batı Çalışma Grubu ile benzer içeriğe sahip. Burada Cumhuriyet’in kurucu ethosunun hâlâ etkili olduğu ve dini alanda henüz çoğulculuk denilemeyecek olan çokluğu denetleme arzusunun devam ettiği öne sürülebilir.”

Saadet Partisi’ne bağlı Milli Gazete’nin yazarı Mehmed Şevket Eygi de Mayıs ayında köşesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yazılan bir gizli rapordan söz etti, “Bu raporun tamamının ilgili ve sorumlu zevat tarafından dikkatle okunacağını hiç sanmıyorum” dedi.

Akif Beki de raporu hedef alanlardan... Geçen ay, Karar’daki köşesinde “Skandal bir rapor ulaştı elime” diyen Akif Beki, şöyle devam etti: “Üzerinde ‘gizli’ ibaresi taşıyor. Cemaat ve tarikatlarla dini yapı ve şahsiyetleri tek tek ele alan, haklarında ayrıntılı bilgi toplayan bir değerlendirme... SETA’nın ‘uluslararası medyanın uzantıları’ raporundan tek metodolojik farkı, gizlilik içermesi. İstihbarat fişlerinden tek farkı da bilgilerin sadece açık kaynaklardan toplanması. Neden ve Diyanet’in işi mi?”