Demet Sarova yazdı: İstanbullu Gelin'in asıl başarısı ne?

Medyafaresi.com televizyon yazarı Demet Sarova, giderek fenomen bir diziye dönüşen İstanbullu Gelin'e dair çarpıcı izlenimlerini kaleme aldı.

Eklenme: 02 Mayıs 2019 16:29 - Güncelleme: 02 Mayıs 2019 17:05

İşte o yazı:

Hani kimi yazarların ilk yazılarına baktığımızda aldığımız yavan tat, sonraki, bir sonraki, daha sonraki yazılarda bir zevke dönüşür... Adeta yazarın bu konudaki gelişimine de tanıklık etmiş oluruz. Veya emeklemeye başlayan bir çocuğun yürüyüşüne şahit olmak gibi...

Demet Sarova

Cuma akşamlarının favori dizisi İstanbullu Gelin'de hissettiğim şey tam da bu. Zamanla, aile ilişkilerini konu alan sıradan bir dizi olmaktan çok, insan psikolojisine oynayan, temelden, gayet iddialı ve doğru mesajlar ileten bir yapım oluverdi çıktı.

İlişkilerin neredeyse her türlüsüne ya tam ortasından, ya ucundan kıyısından değinip, bunu da en olması gerektiği şekliyle yansıtmayı başarıyor ve izleyici belki de hiç de farkında olmadan bir nevi öğrenci konumunda, kendi iç dünyasına artı bir şeyler katabiliyor.

Aşkın yaşı yoktur!

İnsanın olduğu yerde aşk mutlaka var. Olsun da bir zahmet. Mantığın ön planda olduğu, aşka, sevgiye küçümser gözlerle bakıldığı bir devirdeyiz malum. Öte yandan aşkın en yalın haline de hasret olduğumuz da bir gerçek.

Bir yerlerde okumuştum, yapılan bilimsel bir araştırma sonucuna göre aşkın tam dokuz hali bulunuyormuş. İstanbullu Gelin'e baktığımızda da pek çok haliyle karşılaşıyoruz. Kadın gözüyle ve erkek gözüyle nasıl bir değişkenlik gösterdiğine, yaşın, yaşam tarzlarının, kültürel faktörlerin aşkta nasıl açığa çıktığına ortak oluyoruz.

Her ne kadar dizinin ana karakterleri Faruk ve Süreyya aşkı bana geçmese de, dizinin diğer ilişkilerinin ekrana yansıması oldukça başarılı. Hele ki sevmenin yaşı yoktur tezini savunurcasına bizi suyuna katan Garip ve Esma aşkı...

Sebepsizliği kadar kuvvetli bir bağ

Erkek ve kadın arasındaki sevginin her türlüsüne aşk deyiverip geçiyoruz. Ancak ben kimisinin adının olmadığına inananlardanım. Aşk demek hafif kalıyor, sevgi demek sıradan... Gönül bağı desek belki en doğrusu... Neden sorusuna cevap veremeyen bir bağ bu. Sebepsiz. Herhangi bir sebebi olmayan sebepsizliği kadar da kuvvetli bir bağ.

Bir nedeni olan her türlü bağın zaten var olan neden dolayısıyla kopabilir bir noktaya gelmesi daha olası. Ama ya böylesi... Seven ya da sevilen çekip gitse bile bu bağ bir yüreği öteki yürekte hep var kılıyor. Bu iki ihtiyarın aşkı da bu türlüsünden. Hem en güzelinden, hem de en kötüsünden... Kavuşulduğu takdirde dünya cennet, uzak olunduğunda hayat hep bir eksik...

Yıllarca bambaşka hayatlar içinde varlığını sürdürürken. Yaşamın monotonluğunda ayakta durmaya çabalar, yığınla sorumluluk, yığınla mecburiyet içinde koştururken...

Belki başka yüzlere gülüp, başka elleri tutarken... Kimsenin bilmediği, hatta kişinin kendisine dahi çok da itiraf etmek istemediği bir bağın, kalbin içinde ta uzaklara uzanıyor olması hali...

Gücü aşan sevgiler

Kızgın, öfkeli, alabildiğine kırgın bir Garip Bey... Yıllar sonra kavuşuyor Esma'sına ama gel gör ki hayat acımasız, zaman zalim, geç kalmışlık eziyet... Son bölümde Esma'nın büyük bir Alzheimer atağı geçirmesinin ardından, yatağının baş ucunda oturup ağlarken, "Yine benim gücümü aştın" diyor gönülden bağlı olduğu kadına.

Daha az seven, daha çok sevenin gücünü hep aşıyor... Daha çok seven de hep 'veriyor' olmanın bir getirisi olarak durmadan büyütüyor sevgisini. Olağanüstü gözlem yeteneğiyle, bana göre tam bir tespit ustası yazar Pavese bu durumu hayatın alaycı yasalarından biri olarak görüyor ve şöyle ifade ediyor:

"...çünkü vermek almak kadar kolay unutulmayan bir zevktir. Kendisine bir şey verdiğimiz insan bizim için gerekli, yani sevdiğimiz bir insan olur. Vermek bir tutku, neredeyse bir kusurdur.

Kendisine bir şeyler verebileceğimiz bir kimsemizin olması gerekir." Bir nevi emek etmekten bahsediyor Pavese, ortada bir emek varsa, değer kazanıyor emek edilen ve bunun karşılık kazanacağına dair bir inancı da besliyor aynı zamanda.

Karşılıktan kasıt, kıymetten başka bir şey değil elbette. Tıpkı içinde sonsuz bir sevgi ve iyi niyetle bir bahçeyi ekmek ve baharda çiçeklerin açmasını beklemek gibi... Garip Bey'in beklediği çiçek yıllar sonra açıyor fakat, solması çok da uzak değil.

İsmiyle müsemma bir 'garip'

Aslolanın bize mutluluğu tabakta sunmayan bu hayatın, birbirini seven iki insanın paylaşımıyla daha yaşanılır olacağını çözmüş Garip Bey çözmesine de, ismi gibi garip kalmanın önüne geçemiyor yine de...

Birileri mantık havuzunda yüzedursun, yetişkin aşk, eros aşkı, hedonistik aşk, romantik aşk, mitolojik aşk, sosyal aşk, maceracı aşk, güvenli aşk, ortak aşk... Aşkta aşk... Hep olacak!

DEMET SAROVA'NIN YAZISI İÇİN TIKLAYINIZ