Ahmet Taşgetiren'den Fuat Uğur'a: Pes artık!

Taşgetiren, "Fuat Uğur Yeni Şafak’ı, yıllardır Cumhurbaşkanı’nın konuşma metinlerini yazan Aydın Ünal’ı yargılıyor. Pes artık" ifadesini kullandı.

Eklenme: 25 Ocak 2017 10:57 - Güncelleme: 25 Ocak 2017 11:00

Star yazarı Ahmet Taşgetiren, "Başbakan Binali Yıldırım'a 'Davutoğlu’ndan sonra düşük profilli bir başbakanımız oldu' diye hakaret eden Yeni Şafak yazarı ve milletvekili Aydın Ünal'ın Aylin Nazlıaka’nın kelepçeli eylemini pek beğenmesi gibi gelişmeleri de peş peşe okuduk. Her neyse, sonuçta bu şeffaflık iyidir. Evvelden ne müttefik belliydi, ne de sığınakların yeri" diyen Türkiye yazarı Fuat Uğur'a tepki gösterdi. “'İslamcılar' üzerine spekülasyonlara başlayanlar da bana sadece 'Dinime dahleyleyen bari müselman olsa' deyişini hatırlatıyor" diyen Taşgetiren, "Fuat Uğur Yeni Şafak’ı, yıllardır Cumhurbaşkanı’nın konuşma metinlerini yazan Aydın Ünal’ı yargılıyor. Pes artık" ifadesini kullandı. 

Ahmet Taşgetiren'in "Tayyip Bey, ben ve ötekiler" başlığıyla yayımlanan (25 Ocak 2017) yazısı şöyle:

 Boşuna kimse tetikçiliğe, trollüğe, troliçeliğe soyunmasın.

Ahmet Taşgetiren’i sonradan ve iktidar ortamında türeyenlerin attığı birkaç tweet’le tanıyanlar varsın tanımasınlar. Onlar da zaten benim dışımda gerekli cevabı bu ülkenin temiz yürekli insanlarından aldılar, alıyorlar.

“İslamcılar” üzerine spekülasyonlara başlayanlar da bana sadece ““Dinime dahleyleyen bari müselman olsa” deyişini hatırlatıyor. Fuat Uğur Yeni Şafak’ı, yıllardır Cumhurbaşkanı’nın konuşma metinlerini yazan Aydın Ünal’ı yargılıyor. Pes artık.

 
Bunların, bir referandum öncesinde güya Tayyip Bey’i savunma sadedinde devreye sokulmasını da anlamak mümkün değil. Tayip Bey’in tabii dünyasında ayrışmalar oluşturmak kimin işine yarar ve bunlar hangi mahfillerde üretiliyor, anlamak mümkün değil.

Ben vaktiyle Erbakan Hoca’yı ve Refah Partisi’ni eleştirdim. Benim adıma da siyaset yapan bir hareket hakkında söz söyleme, kendimce doğruları ifade etme hakkım, sorumluluğum bulunduğunu düşündüm.

Günü geldiğinde de “Seni seviyoruz savunan adam”ı yazdım. Tıpkı“Refah”la ilgili sorumluluk gibi, orada, hepimiz adına yargılanan Erbakan’la bütünleşmek de sorumluluktu.

Ben “Refah şeriat getirmeyecek, temiz, özgürlükleri sağlayan bir düzen kursun yeter” diye yazdığımda en çok tepkiyi Refah tabanından almıştım ve bana “İktidar yolculuğumuzda arabamızın tekerine çomak sokuyorsun” diye tepki gösterilmişti. Basbayağı Refah iktidara gelince şeriatın da gelivereceğini düşünüyorlardı.

Refah’ın milletvekili adayı belirlediği bir toplantıda benim adım da gündeme gelmiş ve bazı dostlar demiş ki “Ahmet Bey iyidir hoştur da, doğru bildiği şeyleri söyler. Siyasette birliktelik zor olur.”

Doğru düşünmüşler.

Benden “mutlak itaatli” siyasetçi olmaz.

Tayyip Erdoğan ve Ak Parti konusunda da eleştirilerim oldu.

Ama ben bir siyasetçiye, evet Tayyip Bey’e, İstanbul’a başkan seçildiği zaman tebrik ziyaretine gittiğimde “Sizinle maddi hiçbir bağı bulunmayan bir grup belirleyin, her ay gelip size nasıl göründüğünüzü söylesinler” diyen insanım.

2005’te “Kürt sorunu” açıklamaları üzerine danışmanlarını sert biçimde eleştirdim ve Yeni Şafak’tan ayrılmak zorunda kaldım. Sonra Çözüm Süreci’nde Akil İnsanlar Heyeti arasında yer aldım. Sonra Tayyip Bey, 2005’teki yaklaşımın doğru olmadığını söyleyecektir Cengiz Çandar’a... (Bkz. Mezopotamya Ekspresi) Şimdi ise...

“Ayağına taş değmesin” diye yazdım, asla yağ çekme gibi bir tavırla yapmadım bunu. Tayyip Bey’in bizzat kendisine “Siz sizden öte bir anlam taşıyorsunuz” diye söyledim. Bir Başbakan, bir Cumhurbaşkanı olarak öyle. Daha ötesi, benim bir “Dava arkadaşım” olarak böyle. Benim tüm İslam dünyasındaki adını bilip bilmediğim dava arkadaşlarım için de böyle.

O zaman onu destekleyeceğiz ama farklı düşündüğümüz hususları da anlatacağız.

Eleştirilerim olur mu, olur. Bundan sonra da olur. Olması iyi. Eleştiri zemininin bizzat tayin edici konumda bulunanlar tarafından korunması iyi. Kurumlar “En aykırı”yı söyleyen özel insan istihdam ediyorlar; sistem körlüğünü önlemek için. 

Nefsim için yazıyorsam yazmaz olayım.

“Yazmayın” derlerse yazmayız. Ama “Eleştiri” de olsa, Tayyip Bey için yazılması faydalı. Hatta benden geçin, karşıt konumda olanların bile yazması faydalı.

26 Mart 1999. Tayyip Bey Fatih Camii’nden Pınarhisar’a uğurlanmış. O gün yazdığım yazının bir kaç cümlesini paylaşmak istiyorum sizlerle.

“Aziz dostum, git ve dön... Şiir oku, şiir yaz, şiir gibi yaşa...

Özgürlük yürektedir. Yüreği özgür olanı kimse mahkûm edemez.

Yüreğin daha da büyümüş olarak döneceğinden şüphemiz yok. Belki dün İstanbul doluşuyordu yüreğine, yarın tüm ülkeyi kuşatacaksın...”

Bunu bugün hatırlatmak da, şayet “Tayyip Bey’e sadakat ispatı” gibi algılanırsa, kendi adıma hayıflanırım. Tayyip Bey beni o halde görürse, onun da benim haysiyetim adına üzüleceğini düşünürüm.

Hayır, önümüzdeki sürecin, üstelik nevzuhur, nerede durdukları bilinmeyen adamlar tarafından herkesi biate zorlama süreci haline gelmemesi lazım. Benim “Bizim” diyeceğim düzen o değil.