Medyafaresi Facebook AdresiMedyafaresi Twitter AdresiHaber RSS

 

Ayşe Arman, islamcı erkeklerin cinsel yaşamına girdi!

  • Ana Sayfa
  • Medya
  • Ayşe Arman, islamcı erkeklerin cinsel yaşamına girdi!

Facebook Twitter Google Pinterest
Hürriyetin aykırı yazarı Ayşe Arman, bu kez öteki mahallenin özel hayatını kurcaladı. Modern muhafazakar kadın ve erkekler nasıl yaşıyor...

Her şey Selin Ongun’un ‘Türbanlı Erkekler’ kitabıyla başladı. Destek Yayınları’ndan çıkan kitabı okudum ve çok beğendim. Muhafazakar kadınların ağzından erkeklerin geçirdiği değişim anlatılıyordu. Mutlaka okuyun, tavsiye ederim.


Birden bire bende ampul yandı, tersini yapmak istedim. Yeni nesil muhafazakar kesimden beş erkekle röportaj...
Çok çok ilginç şeyler öğrendim. Hızımı alamadım bari beş de kadınla da yapayım dedim. Yönetmen, yazar, radyocu, işadamı, gazeteci, tiyatrocu, eğitimci, müzisyen...
Birbirinden farklı insanlar. Hepsinin ortak özelliği, ‘eski mahallenin yeni yüzleri’ olması.
Tüm bu süreçte Yelda Cumalıoğlu ve Esra Elönü bana yardımcı oldu. Teşekkürü borç bilirim.
Ve beş gün boyunca, okuyacağınız röportajlardan sonra şu kanaate vardım, dindar dediğimiz kesim yeknesak değil.
Tek tip dindar yok. Bir sürü dindar var.
Hepsinin dereceleri farklı. Kimi kendine, “4x2 Müslümanım” diyor, utangaç bir biçimde, “Bu kadarını yapabiliyorum” diye ekliyor, beş vakit namaz kılamadığını söylüyor.
Kimi, “Ben araftayım, Tanrı’ya inanıyorum ama katı kuralların yerine getiremiyorum” diyor.
Kimi, “Başörtümün şekline karışılmasın” diyor.
Kimi, “Bizim mahallenin erkekleri daha geri, sizin mahallenin erkekleriyle daha iyi anlaşıyorum” diyor.
Ama hemen hepsi, sokaklarda “Başörtüsüne özgürlük!” diye bağıran Müslüman erkekleri, sosyal hayatta başörtülü kadınları yalnız bırakmakla suçluyor.
Yani parayı ve gücü bulan erkek, laik olsun muhafazakar olsun aynılaşıyor.
Bedeli hep kadın ödüyor.
Bu anlamıyla, örtülü örtüsüz fark etmiyor, bütün kadınlar hep aynı kaderi paylaşıyor.
Kadın-erkek ilişkileri, muta nikahı, Başakşehir’de yerleştirilen ikinci hanımlar, Rus eşler, sekse bakış, ilişkiler, iş yerlerinde vitrinde çalıştırılan açık kadınlar, arka odadaki baş örtülüler...
Bu dizideki bütün konuklarım bu meseleler üzerine olanca açıklığı üzerine konuştular.
İlk konuğum Ahmet Savaş Özpınar...

 

Siz, İslami camianın ilk stand up’çısısınız. Radyo ve televizyon programları yaptınız. ‘Aşk ve Cinayet Koleksiyonu’ kitabınızda, ‘Kadına duyulan aşkla, Allah’a duyulan aşk aynıdır’ diye yazdınız, ağır tepkiler aldınız. Siz hep ‘aykırı’ mıydınız?
- Evet, çünkü bizim mahalle, bazı şeylerde o kadar birbirinin kopyasıdır ki, söyledikleri sözlerle, dinledikleri müziklerle, okudukları kitaplarla, eylemleriyle, kılık kıyafetleriyle, bıyıklarıyla... Ben hep biraz ayrıksı kaldım. Yıllar evvel, Radyo 7’de gece programlarına başladığımda, yırtık kotum, kulağımdaki küpem, uzun saçlarım sorun oldu. İlk uyarı da, beni koridorda sevgilimle yürürken gördüklerinde yapıldı...

 


Sevgiliniz kapalı mıydı?
- Açıktı. Sevgililerimin çoğunun başı açıktı. Ama kapalılar da oldu. Radyonun ileri gelenlerinden biri beni kenara çekti, “Bak” dedi, “Burası Radyo 7, burada böyle şeyler olmaz!” “Ne yaptım ki yanlış?” dedim, “Kolunda kız arkadaşın vardı!” Haaa o zaman anladım. Kapalı kapılar arkasında yaşanması gereken şeyleri, siz, “Ben buyum arkadaş” diye göstere göstere yaşarsanız, aykırı olmasanız bile aykırılaşıyorsunuz. Evet, onlarla aynı mescide gidiyoruz, aynı saftayız, birlikte namaz kılıyoruz, aynı Tanrı’ya yakarıyoruz, aynı dualarda bulunuyoruz ama dışarı çıktığımız anda, kılık-kıyafet, saç-sakal, birden bire ayrılmaya başlıyoruz. 


Peki durumu sevgilinize nasıl açıklıyordunuz?
- “Bir daha koridorda değil de, dışarıda kol kola gezelim” diyordum. Çünkü ister Japonya’ya gidin, ister Amerika’ya, her insan eğer babadan zengin değilse, ekmeğiyle korkutulur. Haliyle, belli şeylerden fegarat etmek zorunda kaldım. Ama etmediğim şeyler oldu.


Nelerden mesela?
- Kadınları sevmekten asla feragat etmedim. Aşk yazmaktan da vazgeçmedim.


Bunlara da mı itiraz ediyorlardı?
- Tabii. ‘Aşk ve Cinayet Koleksiyonu’ kitabımda, “Melek aşktır, hayvan şehvettir, insan hem aşk hem şehvettir. Ben Tanrı’ya yakarırken, melek tarafımla yakarırım, kanatlarımla. Ama bir kadının üzerine erkek tarafımla çıkarım. Ama şehvetle Tanrı’nın karşısına çıktığınızda bunun adı şirke kaçar...” diye yazdım. Sorun oldu. Aleyhimde yayın yaptılar. Ama ben erkeğim ve dünyaya, erkek gözüyle bakıyorum. Bir erkeğe yeryüzünde hem ruhsal hem bedensel, en büyük keyfi veren kadındır. Ama bunun metafizik boyutunda sadece Tanrı vardır. Ben yeryüzünde kadında, Tanrı’nın bir iz düşümünü görürüm. Kadını, hem melek aşkıyla, hem de şehvetimle severim. Benim için hayattaki en mutlu adam, geceleri sevdiği kadının topuğunu avuçlarına doldurup uyuyan adamdır.


Size bir dönem, ‘İslami kesimin Ahmet Altan’ı’ da demişler. Böyle laflar edince kadınlar eriyordur tabii...
- Evet. Radyoculuk yaptığım dönemlerde eriyorlardı. Geceleri, ‘Gezgin’ adında programlar yapıyordum. Çok dinleyicim vardı. Ağırlıklı başörtülü kadınlar...


Fikren savunduğunuz şeyleri hayata da geçirebiliyor musunuz?
- Elbette. O yüzden de mahallenin hem içinde hem dışındayım. “Din vardır ben Tanrı’ya inanıyorum ama sizin bahsettiğiniz katı kurallarla yaşamayacağım, kendime ikisinin arasında başka bir yol tutturdum” dediğim için, iki taraftan da taşlanıyorum, arafta kalıyorum...


Stand up gösterinizin adı neden ‘Kuralsız Utangaç’tı?
- Çünkü ben hem kuralsızım hem de utangacım. Çünkü kural tanımayacağım şeyler var ama yüzümün kızaracağı yerler de. Benim hayattan kam alacağım şey, aşktır, bunu da açıkça söylüyorum. Hayatta üç şeyi çok seviyorum: Eşimi, Tanrı’yı ve Fenerbahçe’yi. Üçü de bana en çok acı çektirenlerdir...


Böyle söyleyince tepki çekmiyor musunuz?
- Çekmez miyim? Bire kere “Niye Tanrı?” diyorlar, “O Hristiyanların tanımı”... Ama ben Allah da diyorum, Yaradan da diyorum. Onlar, “Fenerbahçe, kadın ve Tanrı’yı nasıl bir arada kullanabilirsin” diye soruyorlar.

EŞİM BAŞINI AÇMAK İSTEDİ

Ee ne cevap veriyorsunuz?
- Tensel ve tinsel anlamda bana en büyük zevki eşim veriyor. Coşku anlamında en büyük keyfi de Fenerbehçe. O kadar ki, damarlarımdaki kan daha hızlı akıyor. Bu ikisinin veremediği şeyi de, bana bütün bunları armağan eden Tanrı veriyor. Ne zaman? Diz çöküp de, “İyi ki bana bu ruhu ve canı verdin!” dediğimde... Benim gibi düşünen çok insan var. Ama söyleyemezler.


Eşinize bu kadar aşkla bağlı olmanız ve bunu dile getirmeniz ne güzel.
- O, benim her şeyim. Geleceğimle ilgili soru sorduklarında hep aynı cevabı veririm: “Masalın sonu prensese bağlıdır!” O, benim prensesim. Fotoğrafını göstereyim...


Ooooo çok güzelmiş!
- Öyledir. Dini, klasik öğelerle yaşayan Kastamonulu bir ailenin kızı, İmam Hatip’te okumuş, üniversite eğitimi almış.


Başı örtülü mü?
- Evlendik, üç yıl sonra, “Başörtümü çıkartacağım, ne diyorsun Ahmet?” dedi. Yaşadığı acıları çok iyi biliyorum, onlar kayıp kuşak. Başörtüsü konusunda, en çok bağırması gereken kadınlarken, en az sesi çıkanlar onlar. Yıllarca iş aradı bulamadı, daha iyi yerlere girebilirdi, başörtüsü yüzünden olmadı. Ben, Müslümanla dinciyi kesin çizgilerle ayırıyorum. Dinciler, genç kızların ahını ömür boyu boyunlarında taşıyacaklar. Çünkü dünyalık yapmak için hiçbir suçu olmayan o genç kızları kullandılar. Benim prensesim de belli bir noktadan sonra isyan edenlerden. Başvurup işe alınmadığı yerlerin de çoğu da bizim mahallenin kuruluşları. Evlendiğimizde 20 yaşındaydı, kendini bildiğinden beri kapalıydı, 23 yaşında açmak istedi.


Çok zor değil mi o kadar seneden sonra...
- Hem de nasıl. O, benden çok daha cesur. Ailesi bu kadar mutaassıpken, “Ben her şeyi göğüslüyorum, sen de göğüsleyecek misin ey eşim?” dedi.


Ailesi ne tepki verdi?
- Çok kızdılar. Çevreden de onu dini bütün olmamakla suçlayanlar çıktı. E tabii, dinin tamamı başörtüsüne indirgenirse öyle olur. Başörtüsü, imanın parçalarından sadece biri, sonuna kadar ona destek oldum. Bazılarının elinde mühür var, insanı damgalıyorlar, “Seni Müslümanlığın geçerli, seninki değil!” Sen, kendini kurtardığını nereden biliyorsun? Hepsi ikiyüzlülük bunların!


O zaman eşiniz son yedi senedir başörtüsüz...
- Evet. Aramızda 12 yaş var, çok özel bir kadındır, benimle yoksulluklar yaşadı. Bir buçuk yıl işsiz kaldım, evi o geçindirdi.


Başını açınca iş buldu mu? Nerede?
- Eşim Ak Parti İl Başkanlığı medya ofisi koordinatörü.


Bu anlattıklarınızla ona zarar vermeyin...
- Yok, bizi böyle kabullendiler. Ben de Ak Partili bir belediyenin basın yayın sorumlusuyum. Bu röportajdan sonra belki de kovarlar.


SAYI DEĞİL SEVGİ NAMAZI KILIYORUM

 

Siz kimliğinizi nasıl ifade ediyorsunuz? a) Muhafazakar b) Dindar c) Müslüman d) İslamcı e) Dinci...
- ‘Muhazakar’ kelimesini, ‘bayan’ kelimesini reddettiğim gibi raddediyorum. ‘Dinci’ kelimesi kadar midemi bulandıran bir şey yok. ‘İslamcı’ da demem kendime. Dindar? Olabilir, evet dindarım. Ama diyeceksiniz ki neye göre dindar?


Diyeyim o zaman...
- Evet, beş vakit namaz kılamıyorum. Ama çok sevdiğim bir hikaye var, müsaadenizle anlatayım: Derviş ovada yürüyor, bir kıza rastlıyor. Kızın kucağında bir sürü elma, “Ey güzel kız, nereye gidiyorsun?” diyor... “Sevdiğime” diyor, “Şu dağın arkasındaki tarlada çalışıyor”... “Kucağındakileri ona mı götürüyorsun?” “Evet” diyor. “Kaç tane elma var orada?” diye sorunca, kız şaşırıyor. Cevabı çok güzel: “Hiç insan sevdiğine götürdüğünü sayar mı?”


Aaa bu cevabı çok sevdim...
- Ben de Tanrı sevgisiyle kaç vakit namaz kıldığımın hesabını vermek istemem. Bazı şeyler sayıyla yapılmaz. 99 değil de 97 kere çektiğinde Süphanallah’ı Allah kabul etmeyecek mi? Gelenekler, dinin yerine geçerse böyle olur. Ben sayı namazı değil, sevgi namazı kılıyorum. Anadolu’da bir şehri dolaşırken ya da Bodrum’da, küçücük bir cami hoşuma gidiyor mesela, şortumla filan girip, namaz vakti değilken, iki rekat kılıp çıkıyorum. Bundan daha büyük sevgi olur mu?


MUSTAFA KEMAL EN BÜYÜK MÜSLÜMANLARDAN BİRİDİR

Avrupa, Batı dünyası, Hıristiyanlık ve Musevilik, derin gayya kuyularında yuvarlanırken, Hazreti Peygamber 1400 yıl evvel devrim yapıyor. Kız evladın, insandan sayılmadığı bir coğrafyada, kız evlatlarını bağrına basıyor. Gene Avrupa karanlıklar içinde yuvarlanırken Mustafa Kemal, kadınlara seçme ve seçilme hakkı veriyor. Ben bu noktalarda, çok laf söylediğim için de sevilmiyorum. Mustafa Kemal benim için en büyük Müslümanlardan biridir. Devletin bir kuruşunu harcatmadan, cebinden çıkardığı parayla Kuranı Kerim’i o dönemin en büyük alimlerinden Elmalı Hamdi’ye çevirtmiştir.


BANA GÜNAH İŞLEME YETKİSİNİ TANRI VERDİ

Sizi aykırılıkla suçlayanlara ne cevap veriyorsunuz?
- Seri katillerin hayatlarını inceliyorum. Hepsi çok zeki insanlar. Öyle rastgele cinayet işlemiyorlar. Ve aslında geçmişlerinde inanılmaz büyük acılar var... Amerikalı seri katillerden biri, idama götürülürken şöyle diyor, “Cinayet işleme yetkisini bana Tanrı verdi ama bunu size ispat edemiyorum.” Ben de diyorum ki, “Günah işleme yetkisini bana Tanrı verdi!” Eksikleri, zaafları olan bir adamım. Tabii ki bir peygamber kadar da günahsız olamam. Çünkü biz, imalat hatasıyla dünyaya yollandık, günah işleyebilelim diye. Evet, Tanrı bana günah işleyebilirsin dedi, hesabını da bir tek o sorabilir, size ne? Bazılarının zaafı şöhrete, paraya, benimki kadına karşı...


Klasik muhafazakar erkeklerle sizin ne tür problemleriniz oluyor?
- Bizim mahalledeki arkadaşlara, dışlanma, yaftalanma ve elindeki kaybetme korkusuyla, rol yapıp, ikiyüzlü davrandıkları için
kızıyorum. Cesur olmadıkları için! Nedir? En fazla öleceğiz ama onlar dibe vurmaktan korkuyorlar, yalnız kalmaktan korkuyorlar. Gerçi bizim mahalle de çok eskilerde kaldı, artık faşizim, sosyalizm gibi sonuna ‘izm’ aldı ve ‘mahalleizm’ oldu. Bu mahalleden geçinenler var. Mahallenin erdemli insanları, evlerinden taşındı. Şimdi o evlerde, mahalledeki parsayı götürenler yaşıyor. Mahallenin gerçek insanları, olan biteni içine sindiremedikleri için dışarıdan izliyor.

MUTA HİKAHI EŞİTTİR FASTFOOD NİKAH


Muta nikahı sevişmek için bir tür izin midir?
- Evet, pratik ve fast food nikahtır. İki kişiyle ve imamla yapılır.


Yani artık yatabilirsiniz diye imam izin veriyor, öyle mi?
- Aynen öyle.


Siz o zaman eşinizden önceki başörtülü sevgililerinizle, muta nikahı kıydınız...
- İki kere oldu, evet.


Bu peki ikiyüzlülük değil mi?
- Sevgilim bu konuda çok netti, “Ben sana aşığım, sonumuz olsun olmasın, ben de sana dokunmak istiyorum, seni öpmek istiyorum ama bunun için bir prosedür gerekiyor!” derse... Ne yaparsın?


Cehaletimi bağışlayın; ne yapılıyor, nöbetçi imam mı bulunuyor?
- Herkes imamdır. Anadolu’da camiye gidersiniz, imam yoksa biri çıkar namazı kıldırır, yani bir arkadaşınız da pekala imam olabilir.


Muta nikahı kıydığınız o iki kadın eşiniz oldu yani...
- Evet. Ama sonra boşuyorsunuz. İki mahalle arasında keskin ayrımlar bu noktadan başlıyor. Siz böyle bir şeye rıza göstermeyebilirsiniz. Ama yargılamayın.


Peki yargılamayayım...
- Bu şöyle bir şey: “Evet, ben seni, sen beni seviyorsun, birbirimize dokunmak istiyoruz. Hadi o zaman gel Allah’ın huzurunda muta nikahı kıyalım. Birbirimizden kan alalım. Sonra da birbirimizden feragat edip, ayrılalım...”


İnsanın biraz kendini kendini kandırması değil mi bu?
- Değil. Erkek kadına, kadın erkeğe dokunmak istiyor. Ama engeller var. Ne yapabiliriz? Belki evlenmeyeceğiz, hayatlarımız başka yönlere doğru ilerleyecek ama birbirimize dokunmak da istiyoruz. Çözüm muta nikahı.


Sizin mahallede bekaret ne kadar önemli? Diyelim ki, bakire bir kızla muta nikahı kıyıp birlikte oldunuz. Ayrıldıktan sonra o kız hayata nasıl devam ediyor?
- Kimse bilmiyor ki. Fast food evlilik bu!


O zaman kız, bir sonraki sevgilisine de söylemiyor...
- Tabii söylemiyor.


 Evlenirken de söylemiyorlar...
- Dindar bir erkekle evlenecek kız, bakire olmadığını gizlerse başına geleceği çok iyi bilir. O evlilik biter. Erkek deliler gibi aşık değilse tabii...


BAŞÖRTÜLÜ KADINLARIN HATASI SAHAYI ERKEKLERE TERK ETMELERİYDİ

Bazı başörtülü kadınların, bazı Müslüman erkeklerden şikayeti var. Meydanlarda, “Başörtüsüne özgürlük!” diye bağırıp, sosyal hayatta onlara sırt çevirmekle suçluyorlar. Siz ne diyorsunuz?
- Çok haklılar. Başörtüsünü erkekler mi takıyor? Hayır! Ama neden daha çok erkekler bağırıyor? En çok bağıranlar da başörtüsünün tüccarlığını yapanlar, yani dinciler.


Sizin onları ‘dinci’ diye tanımlamanız ilginç değil mi? Kim o dinciler?
- Başörtüsü kapitalistleri! 90’lı yıllarda başörtülü eşler önemliydi çünkü bir yol alınıyordu. 2000’li yıllarda iş değişti, yollar alındı. Üstelik onlar da erkek ve şehvet sahibi. Yanlarındaki aşk duymadan evlendikleri kadınlara baktılar ve sonra ikinci eş olarak alabilecekleri diğer kadınlara. Hikaye böyle başladı...


Peki bu hikayede başörtülü kadınların hiç mi hatası yok?
- Tabii ki var. Zaten uyanıyorlar şimdi: “Her şey, bizim üzerimizden yürütüldü. Ama biz hala yokuz! Hala üniversitede okuyamıyoruz, hala birçok yerde çalışamıyoruz”... Hataları, sahayı erkeklere terk etmeleriydi. Eğer siz kendi hakkınızı savunmak, kendi avukatlığınızı yapmak yerine, erkeklere bırakırsanız, işte sonuç bu olur.


 Bir iş yerine giriyorsunuz sizi karşılayan mini etekli, başı açık bir kadın ama içeride görünmeyen bir odada başörtülü kadınlar çalışıyor. Ne hissediyorsunuz?
- Müthiş bir çifte standart diyorum! Böyle söylediğim için başım belada zaten. “Erkek, makyajlı, mini etekli kadını beğenir. Başörtülü, kadın bile değildir!” demeye getiriyorlar. Rezil bir şey değil mi bu?


Sizin geçmişte başörtülü bir kadınla sevgili olmaya ürktüğünüz oldu mu hiç?
- Aslında başörtülü bir kızla da, asgari müşterekte bazı şeylere dikkat ederek; tabii karşı tarafın rızası varsa; her şeyi, doya doya yaşayabilirsin. Tek fark var, koluna takamıyorsun, sokakta öpüşemiyorsun. Her şey kapalı kapılar ardında.


Neden hayat bu kadar zor?
- Öyle. Çember sakalınız varsa ya da yüzünüze bakıldığında, bizim mahallenin çocuğunu çağrıştırıyorsanız, kız arkadaşınız da başörtülüyse, siz onu takside öpemezsiniz. Ama başörtüsüz bir kız arkadaşınız varsa, takside beline sarılır ve rahat rahat öper, kimseye de hesap vermek zorunda hissetmezsiniz.


Sizin mahallede flört neden kötü?
- Çünkü belli şeyleri çağrıştırıyor. Flört edersen, o kızın elini tutarsın, mutlaka bir yerde yalnız kalırsın, şeytana uyarsın. Bilmedikleri şu: Şeytana uyulur. Çünkü şeytan,
zaten seni kandırmak için görevlendirilmiş bir varlıksa, görevini de iyi yapıyorsa, kanarsın! Şeytan yalnızca sunar, insan isterse seçer. Bizim mahalledekilere de seçme hakkı tanınmalı...


Tanık olduğunuz başka çifte standartlar var mı?
- Artık makamlar alındı, paralar kazanıldı, evler çifter çifter. Yavaş yavaş, başörtülü eş, evde oturtulurken, başka genç, güzel bir kadınla bir ortama girildiğinde, “Vayyy, gördün mü bilmem kimin yanındaki hatunu! Helal olsun!” denilen bir çizgiye gelindi. İslamcı erkek, iktidarla birlikte sınıf atlayan kapitalist oldu.


BİZİM MAHALLENİN KADINLARI YATAKTA ERKEKTEN HER ŞEYİ İSTEYEBİLİYOR TECRÜBEYLE SABİT!


Müslüman bir erkeğin birinci eşi başörtülü, ikinci eşinin başı açık ve Rus...
- Var tabii öyle örnekler. Sosyal hayatta koluna takıp dolaşmıyorsa sorun yok. O yüzden Müslüman ve dinci ayrımı yapıyorum ya. Dinci her şeyi, kitabına uydurabilir. Rus sevgilisine de muta nikahı kıydırır. Şöyle diyebilir, “Evdeki karım çocuklarımın anası, Rus eşimden alamadığımı bundan alıyorum. Ondan alamadığımı da bundan…”


Böyle adamlara ne diyor sizin mahalle?
- Ne diyecekler? Herkes aynı yollara, kıyısından köşesinden, kimisi bir derece, kimi beş derece bulaşıyorsa, havaya bakıp ıslık çalacaktır. Ama bütün bu anlattıklarım içinde, yürekten samimi ve vicdanlı Müslümanları kenara ayırıyorum. Onlar bu insanlardan ayrı tutuyorum.


Peki ikinci eşlere itiraz etmeyen kadınlar var mı?
- Var. Çaresizlik olabilir, gelecek kaygısı olabilir, eşini gerçekten sevmek olabilir, “Hiç değilse başımda bir adam var, boş vereyim” olabilir.


Biz sanki başı açık kızlar, özgür ruhlu olabilir, başı açıklar olamazlar zannediyoruz...
- Büyük yanılgı! Öyle başörtülü kızlar, kadınlar var ki, aklınız dimağınız durur. Yaptıkları okumalar, entelektüel seviyeleri, edebiyat ve tarih bilgileri... Bizim mahallenin kadınları, erkeklerden çok daha ileride. Hayatı kavramalarıyla, kadın erkek diyaloglarıyla. Bir erkek, gençliğinden itibaren bazı şeyleri bastırarak yaşamaktan dolayı karısına karşı her istediğini söyleyemeyebilir, yapamayabilir, isteklerini dile getiremeyebilir ama kadınlar çok daha özgür. Yatağa girdiğinde de erkeğinden her şeyi isteyebiliyorlar. Tecrübeyle sabit!


28 ŞUBAT’TA GERÇEK MÜSLÜMAN EZİYET GÖRDÜ TÜCCAR MÜSLÜMAN DEĞİL


28 Şubat ne kadar geriletti Müslüman erkekleri?
- Bence geriletmedi, ilerletti! Siyasal okuma yapan herkes şunu söyler: 28 Şubat’ta gerçek Müslümanlar eziyet gördü. O dönemin baş kahramanlarından biri Çevik Bir’di değil mi? Peki neden şimdi, bu süreçte adı bile geçmiyor? Eğer kurgu, ‘Çalış bana, çalışayım sana’ysa, bunun eziyetini gerçek Müslümanlar çekecektir, tüccar Müslümanlar kaymağını yiyecektir...


Biz maalesef içimizdeki bu başörtüsü meselesini aşamadık... Tek tip başörtüsünü, hanım hanımcık kadın kimliğini biraz zorlamaya başladığınızda, hemen kafanıza vuran eller oluyor.
Muhafazakar kesimdeki kadınları sessiz buluyorum. Mazbut duruşun çok fazla abartıldığını düşünüyorum. Muta nikahı haramdan sıyrılmak için, tek kullanımlık bir nikah, kabul edilemez bir şey.
Allah adına din pazarlayanların arasında kalmışlığımız bize adım atma şansını kaybettirdi. Biz hep çobanlar arıyoruz, bireysel misyonumuzu oluşturamıyoruz. Burada bir tıkanma söz konusu.
Dönüşüm içindeki Müslüman erkekler, başka bir dünya tanımak istediler, hepsi belli bir görüşe sahipti ve hepsi evlendirilmişti. Bu dönüşümle birlikte dünyaları açıldı ve “Aaaa başka kadınlar da varmış!” dediler.

AYŞE ARMAN'IN FOTO GALERİSİ ÇİN TIKLAYIN!

Facebook Twitter Google Pinterest


Yüzlerce balonla gökyüzünde seyahat!

Rugby takımından ilginç selamlaşma

Öfkeli boğa sarhoş adamı affetmedi

Can dosta en hüzünlü veda!

Video İzle





Günün Haberleri



En Çok Okunanlar



GÜNÜN SPOR HABERLERİ

Fenerbahçe'den Barcelona'ya Arda teklifi!
Fenerbahçe'den Arda Turan'a transfer teklifi!
Ahmet Çakar: Arda beni g.t etti
Ronaldo'yu çileden çıkardılar!

Ronaldo'yu çileden çıkardılar!

Real Madrid’in yıldızı Cristiano Ronaldo, röportaj sırasında araya giren ve kısa cev ...
Tümü

GÜNÜN FOTO GALERİLERİ

Kim inanır 52 yaşında olduğuna?
Hz. Muhammed'in sünnetleri nelerdir?
Bu yarış erkekleri çok zorladı!
Maça transparan kıyafetle çıktı

Maça transparan kıyafetle çıktı

Wimbledon Tenis Turnuvası'nda Tek Kadınlar üçüncü tur mücadelesinde C ...
Tümü





Hosting
Haber Ajansları - Dha - AA - İha

Medyafaresi "Haberin Doğru Adresi" 2003 - 2015 ©

0.0776
Medyafaresi başta medya dünyası (televizyon, reytingler, magazin ) olmak üzere Türkiye ve Dünya'dan Gündeme ilişkin, köşe yazıları, sağlık haberleri, spor dalları, kadınlara özel haberler, videolar, medya analizleri sunan Türkiye'nin en bağımsız ve güncel haber sitesidir.
Medyafaresi muhabirlerinin yayınladığı tüm yayınlanan yazı, haber ve fotoğrafların her türlü telif hakkı MedyaFaresine Aittir bunun dışında alıntı yapılan haberler ve içerikler, abonesi olduğumuz haber ajansları ( Anadolu Ajansı, Doğan Haber Ajansı, İhlas Haber Ajansı), köşe yazarları ve yorumu yapan kullanıcılar gibi haber kaynaklarına aittir izinsiz kopyalanamaz ya da yayınlanamaz.