Medya Faresi







Anasayfa  >  Medya kategorisindeki diğer haberler


Tiyatro üzerinde karanlık oyunlar oynanıyor! Sanatçılar öfkeli!




Kadir Topbaş'ın Danışmanı İskender Pala, tiyatroyu hedef alan bir yazı yazmıştı. Sanatçıların karnı bu oyunlara karşı tok! Nedim Saban yazdı!

09.01.10 09:13

İskender Pala'nın yazısının Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun açılmasına beş kala Zaman Gazetesi'nde yazılmasının zamanlaması kurnazcadır!

Bir yandan İstanbullular tiyatroya kavuşmanın sevincini yaşarken, bir yandan İstanbul Belediyesi Şehir  Tiyatroları lağvedilmek isteniyor, yani dışarıda bina olacak ama içeride oynayacak topluluk olmayacak! İçeride kongreye gelen turistler için Las Vegas showlar, kankanlar yapılır artık.

Yarınki (10 Ocak 2010)  Birgün Gazetesi'ndeki yazımda, bu tiyatronun ve kongre vadisinin ihalede kimlere peşkeş çekilmesinin kafalardan geçtiğini  yazdım.

Bakalım Şehir Tiyatrosu sanatçıları bu kez kurumlarına sahip çıkacaklar mı? Tiyatroları yıkılırken, buldozer altında yatacaklarına yemin etmişlerdi. Yattılar ama yanlış yere yattılar!

Hocaları  Muhsin Ertuğrul'a ihanet ettiler.  

Güdümsüz sanatçılar, İstanbul halkı  savaşırken, onların arasından bazıları  yönetciliğe  oynadılar, korkakça sindiler, hatta  bazıları protesto edenlerin canını yakmak için gazetelere ve belediyeye yalan yanlış haberler uçurdular.

Şimdi mesele maaşların, ikramiyelerin kesilmesi olunca biraz daha öne çıkarlar diye düşünüyorum. Tabi ki, bu sanatçıların arasında son derece saygın, vizyon sahibi, cesur, önce tiyatronun geleceğini düşünen   isimler var.  Kurum sanatçılarından Kemal Kocatürk, tiyatrodünyasi.com'da aşağıdaki cesur,güdümsüz yazıyı kaleme almış.

Geçtiğimiz hafta mevcut kültür bakanının kellesini açıkça isteyen ve "cesur bir bakan aranıyor" diyerek, "ben burdayım" diyerek adres gösteren İskender Pala, değerli bir edebiyatçı, iyi bir kültür adamı  ama bence  tiyatronun geleceği  için tehlikeli düşüncelere sahip bir kişilik!

 Bizi böyle bakanlardan, hayata ve sanata böyle bakanlardan  uzak eyle Yarabbim...

İskender Pala ve onun gibi düşünenlerin hiç mi haklı oldukları noktalar yok?  Onlarla tartışılmalı mı, protesto mu edilmeliller?

Sanat cepheleri olarak bu protestolarda nasıl bir yer almalıyız? Boşuna demiyorum 2010 önemli bir yıl diye!  Hepsini Medyafaresi'nde analiz edeceğim.

 

İşte Şehir Tiyatroları sanatçısı Kemal Kocatürk'ün yazısı

 

YANILGILAR PRENSİ İSKENDER PALA

Tatlı su aydınlarının uzun zamandır görmekte olduğu o tatlı düşün penceresini gerçekliğe açıverdi İskender Pala. Nasıl mı? 05.01.2010 tarihli Zaman gazetesinde yazısı yayımlandığında tabii. Derhal, tiyatro üzerine yazılmış, yanılgılar silsilesi bu yazıya nasıl bir cevap verilmeliydi de bir daha bu alana bulaşmaması sağlanmalı diye düşündüm. Zira yazı baştan aşağı yalan-yanlış bilgiler ışığında kaleme alınmıştı. Kendince tiyatronun doğuşundan, günümüze dek uzanan, ülkemiz ve coğrafyasının tiyatro yolculuğuna kısa bir özet sunmuş ki; ne özet ama! Yanlışın bini bir para, neler yumurtlamamış ki İskender Pala?

Güllü Agop'un "Ermenice oyunlar" oynaması mı?

Yanıltan yanılgı!

Güllü Agop'un "Müslüman kadınlara oyuncu olma kapısını aralaması mı?"

Yalan!

"Tuluat" tiyatrolarının doğuşunu, Namık Kemal sonrasına bağlayışı mı?

Yanılgının daniskası!

Darülbedayi'nin kuruluş tarihi olarak verdiği 1927' ise, Cehaletin son perdesi!

Ödenekli tiyatrolar için "dünyada bu model kalmadı".

Bilgisizlik ve edepsizliğin son haddi!

"İstanbul'da AK Parti'nin son iki iktidar döneminde, Cumhuriyet'in tiyatroya kazandırdığı salonlardan daha fazla salonu İBB kazandırdı" aldatmacasına varıncaya dek safsatayla soslanmış tehlikeli bir yumurta operasyonu.

Tiyatromuzun geçmişini bilmeyen birinin, geleceğimize hükmetme çabasının altında yatanı düşününce, bu işin vahametini görüp kaleme sarılmadan edemedim.

Doğru bir tarihsel perspektif üzerine oturtulamamış bir düşünce, elbette sağlıklı ve geleceğe yönelik bir düşünce üretemez.

Tanzimat ile birlikte çeviri oyunlarla kuvvetli bir tiyatro rüzgârının estiğini gözden kaçırmayarak, muhafazakâr kesimin tiyatro geleneğinden uzaklaşmasının nedenini ise, bu çeviri oyunların konularının "dini (daha doğrusu Müslümanlığı) aşağılayan, dindar insanlara kara çalan, çok evliliği öne sürerek din adamlarını kötüleyen bir yapıya sahip" olması olarak tanımlıyor. Bu tür oyunların başında olsa olsa, Moliere'in Tartuffe'si gelir. Bildiğiniz üzere Tartuffe'nin konusu, dindar geçinen bir parazitin, insanların dini duygularını kullanarak onların sırtından geçinmelerini anlatır. Bahsi geçen dönemlerde Ahmet Vefik Paşa Moliere'in birçok oyununu (buna Tartuffe de dahil) adapte eder ve tiyatro yoluyla bu tür softaların maskelerinin düşürülmesine yardımcı olur. O gün de, bugün de İskender Pala'nın muhafazakâr (Müslüman) diye tanımladığı insanların kimler olduğuna varın gelin siz karar verin. Gerçek Müslüman'ın alkışlamaktan asla çekinmeyeceği bu tür oyunları "Müslüman'lığı aşağılayan oyunlar" olarak göstermesinin altında yatan neden, aslında sonunda varmak istediği "tiyatroları yıkma" düşüncesini inandırıcı kılma kılıfından başka bir şey değildir. "Tiyatroları yıkmak" binaları yıkmak değildir yalnızca. İçindeki düşünceyi, fikri ve o fikrin, insanları özgür kılma gücünü, ülküsünü yıkmaktır.

Bu yıkımı gerçekleştirmeye payanda olacak düşüncelerini ise, ödenekli tiyatroların (İBŞT ve DT) repertuarlarında yerli oyunların azlığından, muhafazakâr insanlara hizmet edecek oyunların yoksunluğundan, muhafazakâr insanların bu tiyatrolarda kendilerini tacize uğramış şekilde göreceklerinden dem vurarak desteklemekte. Hâlbuki her iki ödenekli tiyatronun da repertuarları en az %70 oranında yerli oyunlardan oluşmakta ve dahası insanları ayrım gözetmeden kucaklamak amacı gütmektedir. İdeolojik olarak ayrımcılığı keskinleştirmek üzere kaleme alınmış bu yazıda daha ne cevherler yumurtlamıyor ki?

"İmkânınız varsa DT ve ŞT'nin repertuarını inceleyiniz. Bunca sahnede acaba kaç yerli oyun vardır?"

Az önce belirttiğim gibi, her iki kurumun da kuruluş yönetmeliklerinde en az %70 oranında yerli oyun oynama zorunluluğu bulunmakta. Bu hükmü yerine getirmedikleri vakit o tiyatronun yönetimine hesap sorulur. Herkesin bildiği üzere, DT bu yıl 60.yılını kutlamakta ve 60.yılı onuruna 60 yerli oyun sloganıyla yola çıktı ve bunun üstesinden fazlasıyla geldi. Ha, İ.Pala'ya ait oyun olmayabilir bu 60'ın içinde, bu da normaldir. Çünkü İ.Pala iyi bir tiyatro yazarı olmadığını ziyadesiyle kanıtlamıştır. Ki; İBŞT de %70'lik yerli oyun kotasını doldurmuş görünüyor, değilse bunun hesabını belediye başkanı danışmanı olarak sormuş ve cevabını almıştır herhalde. Ama mesele, muhafazakâr oyunların azlığına dayanıyorsa ve bu muhafazakâr oyun ve yazarı adı altında repertuarda yer bulamayıp da bir hayal kırıklığının dillendirilmesiyse ve bir ideolojinin dayatılması bağlamında bir güçsüzlüğün ifadesiyse bunu gayet iyi anlarız. Bu çırpınışlar ve kendilerini zorla kabul ettirme çabaları sadece sanatsal alanda karşımıza çıkmıyor ne yazık ki ülkemizde.

Bakın başkaca ne der büyük İskender: "Kaç oyun bu tiyatroları kuranların (AK Parti iktidarı) kutsal kabul ettikleri değerlere saygılıdır?"

Ak Parti'nin kutsal kabul ettiği değerler de ne ola ki? Bir tiyatro oyunu, bir partiyi, bir ideolojiyi memnun etmek üzere kurulabilir mi? Ya da bir ideolojinin dayatılmasını öngören oyunları isteme şekli bu mudur? Bu hangi türden bir ruh halinin yansımasıdır?

İşi bu kadarla bırakmayarak, daha da ileri götürmekten çekinmiyor İ.Pala. "Muhafazakâr tiyatro seyircisi acaba muhafazakâr belediyenin parasıyla sahnelenen oyuna gidebilir mi?"

Nasıl bir cümle bu? Bu nasıl bir cüret!? Efendi, bu para hepimizin parası! "Muhafazakâr belediyenin parası" ne demek? Bu ayrımcılık değil de ne şimdi? Halkı kin ve nefrete yöneltmek değil de nedir bu? Bu aymazlıkla suç işlediğinizin farkında değil misiniz? Bu anayasal bir suçtur! Halkın vergileri toplanırken, nasıl ki muhafazakâr ya da ilerici diye ayrıma tabi tutulmuyorsa, hizmet verilirken de eşitlik ilkesi asla zedelenmemelidir. Zedelendiği taktirde de orada "adalet ve kalkınmadan" söz etmek mümkün müdür? Bu mudur demokrasi? "İktidar benim ve ancak benim istediklerimi ve benim istediğim oranda söyleyebilirsiniz. Buna uymadığınız taktirde de sizi yıkar, susturur, kapatırım" öyle mi? Muhafazakâr insanı yaratmanın, muhafazakâr yazarı ve izleyicisini yaratmanın koşulu bu mu? Tiyatro aracılığıyla muhafazakâr insan yaratılabilmiş midir? Tarihte bunun bir örneği var mı acaba? Velev ki, muhafazakârlığın en üst sınırında duran, Türkiye dışındaki Müslüman ülkelerde muhafazakâr tiyatro ve yazarları özgür mü? Dilediklerini söyleme hakkına sahipler mi? Ya da onlar repertuarlarını kendileri mi belirliyor? Veya bu muhafazakâr yazarları ve tiyatro adamlarının adlarını neden hiç duymuyoruz? Neden bir muhafazakâr yazar olarak oyunlarınız o ülkelerin dillerine çevrilerek o ülkelerin tiyatrolarında yer bulmuyor, bulamıyor? Ya da onların oyunları dünya tiyatro yazınında hiç mi hiç anılmıyor?

Tiyatro doğası gereği diyalektik ve evrenseldir. Hep değişimden, dönüşümden yanadır. Kısacası ilerici ve devrimci bir mabettir. İyisi mi ne siz kendinizi kandırarak bu muhafazakâr aklınızla bu mabede sığınmaya kalkın, ne de bu mabedi başka bir mabede dönüştürmeye yeltenin. Kısacası mabetleri karıştırmayalım. Her mabedin ritüeli farklıdır. Birini diğerine uygulamaya sakın ha kalkmayın; zira kusar. Bırakın taş yerinde ağırdır.

İktidarın ardına gizlenerek sanatsal alanları kıstırmaya çalışmak, iktidarın yaptırım gücünü kullanarak sanatı ve sanatçıyı sindirmeye çalışmak ters tepecek bir yoldur. Derhal bu tehlikeli yoldan dönün. Kısmaya, kıstırmaya çalıştığınız her alan üzerinize bir çığ gibi gelir ve sizi de iktidarınızı da ezer geçer.

Elbette ödenekli tiyatroların bir yenilenmeye ihtiyacı vardır ama bu yenilenme, muhafazakârlaştırmak adına değil, daha fazla özgürleştirme adına yapılmalıdır. Ülkemiz dışında örneği yok dediğiniz ödenekli tiyatroların batıdaki benzerlerine baktığınızda, ülkemizdeki gibi, siyasal iktidarlara göbeğinden bağlı yapılar olmadığını görürsünüz. Siyasi iktidarların arka bahçeleri gibi, iktidar sahiplerinin yandaşlarına göre sanat üreten yapılar değil, özgür sanatın gereklerini yerine getirmek üzere yapılandırıldıklarını görürsünüz. Hele ki, İstanbul'un 2010 Avrupa kültür başkenti olmaya soyunduğu şu günlerde Kendini muhafazakâr aydın sınıfına koyan siz ve sizin gibi şahsiyetlerden beklentimiz, sanatı siyasal iktidarlarla birlikte kıstırarak amorf hale getirmek yerine, sanatın, sanatçının önünü açacak hamleler yapmanızdır.

Hulasa, hala ödenekli tiyatroları kıstırarak, sözünü denetim altında tutacak ya da kapatacak yürekli bakan aramayı sürdürüm diyorsanız, buyurun yüreğiniz yetiyorsa bakan olun ve yiyorsa siz kapatın!

Kemal Kocatürk

    

 





EN SON HABERLER




FACEBOOK YORUMLARI
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gereklidir.

ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ. Eğer üye iseniz buraya tıklayarak giriş yapınız.



HENÜZ BU HABERE YORUM YAPILMAMIŞ.













Medyafaresi
www.medyafaresi.com

"Türkiye'nin Özgür Sesi"
2003 - 2009 ©
Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Medyafaresi CİHAN, DHA, İHA ve MTM Abonesidir.