

Livaneli Olayı Hakkında Bir Açıklama
Geçtiğimiz günlerde bir akşamüzeri Medyafaresi'den Emine Yöney beni aradı. Bana biraz önce Kanal T televizyonunda Zülfü Livaneli'nin yayına bağlandığını ve benim iki hafta önce kendisi ile ilgili Leman Dergisi'nde yazdığım yazı ile ilgili bana küfürler ettiğini söyledi. Önce şaka sandım. Ancak telefonum ardı ardına çalmaya başlamıştı. Medyadan arkadaşlar arıyor, durumu teyit ediyorlardı. Birkaç saat sonra video başta Medyafaresi olmak üzere diğer internet sitelerine düşünce tabii ben de hemen izledim ve durumu kendi gözlerimle gördüm. Livaneli gerçekten zıvanadan çıkmış küfürler savuruyordu.
Doğrusu video'yu ilk izlediğim andan itibaren içimde Livaneli'ye karşı bir öfke belirmedi. Bilakis sevinmiştim. Çünkü bir mizah yazısı ile yapabileceğiniz etki işte budur. Zülfüyare dokunmuştum ve ortaya bu garip tablo çıkmıştı. Demek bu şarkının reklamlarda çalınması ile ilgili Livaneli'nin de kafası net değildi. Zira kendisi ile halleşmiş olsa olana bitene bu kadar kızmazdı. Bunu herkese açıkça göstermiş olmaktan mutluydum. Videoyu izlerken bir diğer düşündüğüm Livaneli'nin televizyon programındaki sunucunun ne dediğini pek de anlamadan, dinlemeden bir şeyler söylemeye çalıştığı ve sinirini bir türlü kontrol edemediğiydi. Livaneli bana küfür ediyor gibi görünse de aslında ne yazımı okumuş ne de orada ne konuşulduğunu anlamıştı. Empati kurmaya çalışınca fark ettim ki kendisi insani bir zaaf gösteriyordu.
Bu yayının tüm basın tarafından fark edilmesi ise uzun sürmedi. Birçok televizyon kanalından programlarına çıkmam konusunda yoğun ısrar başlamıştı. Sadece basın değil kendi çevrem de beni ekrana çıkmam ve bu işin üzerine gitmem için yüreklendiriyordu. Zülfü Livaneli fena yakalanmıştı ve üzerine gidilip devrilebilirdi. En başından beri beni arayan, mail atan ve bu konu da destek veren okurlarımın öfkesini ve heyecanını anlıyor ama bir yandan da bir insani zaafın üzerinden prim yapmayı kendime yakıştıramıyordum. Düşündüm. Düşündüm. Benim Livaneli'ye ve aslında onun gibi davranan tüm sanatçılara reklam dünyası ile kurdukları ilişki üzerinden temel bir itirazım vardı. Bu ilişkinin ahlaki olmadığını derinlemesine savunabiliyordum. Bu halkın kendilerine verdikleri saf güven ve sevgiyi başka işlere ciro eden sanatçılardan sonsuz rahatsızdım ve bunlardan en kemikli görünenlerinden birisini kıskıvrak yakalamıştım. Bu durumda televizyona çıkıp bunu anlatabilirdim. Buradan hareketle, geçtiğimiz pazar akşamı sevgili Gürkan Hacır'ın SkyTurk'deki programına çıkıp bu konuda konuşmaya karar verdim. Ancak programın yapılacağı sabah gazeteyi açtığımda Livaneli'nin Özgürlük şarkısını reklamlardan çektiğini öğrendim. Livaneli hatasından dönmüştü. Şarkısına sahip çıkan halk besteyi endüstrinin elinden geri almıştı. Özgürlük esaretten kurtulmuştu. Çok mutlu oldum. Bu durumda televizyona çıkma kararımı yeniden gözden geçirdim. Benim Zülfü Livaneli'ye yaptığım temel itirazın gerekçesi ortadan kalkmıştı. Dolayısıyla oraya çıkmamın artık tek nedeni bana edilen küfür üzerinden konuşmak olacaktı. "Buna değer mi?" diye düşünürken yine basından çok değerli bir arkadaşımla görüştüm. Kendisi Zülfü Bey ile bir şekilde ortak bir arkadaşımızdı. O, Livaneli ile konuşmamın yararı olacağını kendisinin de bu duruma çok üzüldüğünü ve işin düşündüğüm gibi olmadığını söyledi. Peki, dedim.
Bir on dakika sonra Zülfü Bey ile telefondaydım. Livaneli benden son derece kibar bir üslupla defalarca özür diliyor ve yanlış anlaşıldığını söylüyordu. Vatan Gazetesi'nde yazacağı ilk makalesinde bu üzüntüsünü dile getirmesini istedim. Kabul etti. Ayrıca Leman Dergisi'ne de bir açıklama göndermesini rica ettim. Kabul etti.
Uzunca bir telefon görüşmesiydi. Ben kendisinin gerçekten üzgün olduğuna ve o sözleri şahsıma isteyerek ve farkında olarak söylemediğine kani oldum. Şarkının reklamlardan geri çekilmesi ile zaten kamu davası bitmişti. Benim açımdan da artık bu işin bitmesi gerektiğini düşünerek çok sevdiğim arkadaşlarımı kırmak pahasına televizyon yayınına çıkmadım. Son iki gündür gelen teklifleri de aynı sebeple reddetmeye devam ediyorum. Ustam Tuncay Akgün ile bu konudaki dertleşmelerimizden öğrendiğim bir şey varsa asil Leman Dergisi geleneği bunu gerektirirdi. Öyle de davrandım.
Asıl söylemek istediğim Özgürlük şarkısının sevenleri tarafından gerçek manasına ve namusuna sahip çıkılarak reklam dünyasından geri alınmasının ne müthiş bir şey olduğunu unutmamak gerektiğidir. Sanıyorum bu ülkemizde bir ilktir. Ve bence tüm dünyada da haber değeri olan bir vakadır. Bu tepkiyi koyanlar olarak hep birlikte çok büyük iş yaptık. Herkesi tebrik ediyorum.
Umudum odur ki; 'Özgürlük' şarkısının reklamlarda çalınması ile özgürlük kavramını her yönü bedava aramak özgürlüğü sanan gençler belki başta anlam veremedikleri bu tartışmalar neticesinde şimdi 'Özgürlük' ün aslında ne olduğunu merak edeceklerdir.
Sevgilerimle
Başar Başaran
RANA ELİK'İN AÇIKLAMASI İÇİN TIKLAYIN
LİVANELİ CANLI YAYINDA NELER DEMİŞTİ? TIKLAYIN



