Aldatmak ve sadakatsizlik aynı şey değil!

İstatistikler cinsiyetlere göre aldatma oranlarının her geçen yıl artış gösterdiğini ve erkeklerin yaşları ilerledikçe kadınların ise genç yaşlarda aldatma eğilimi gösterdiğini ortaya koyuyor.

Eklenme Tarihi: 15 Temmuz 2019

CİSED Genel Başkanı Psikoterapist Cem Keçe aldatma rakamlarının aslında daha yüksek olduğunu, fakat araştırma sonuçlarına yansımadığını belirterek şöyle söyledi: “Ne yazık ki toplumumuzda aldatma hızla kanayan bir yara haline geldi. Sadakatsizliğin ve aldatmanın bağlılık hissetmemek, yalan söylemek, kıyaslama yapmak, sözünü tutmamak, sırları ifşa etmek ve sır saklamak, bencillik, adaletsizlik, saygısızlık, soğukluk, güvensizlik ve bir başkasına daha çok güvenmek, evliliğe, yeni doğacak çocuğa, yakın bir ilişkiye vb. hazır olmadığını söylemek gibi ‘bilinmeyen’ türleri, ‘bilinen’ türlerine yani cinsel, duygusal ve sanal sadakatsizliklere ve aldatmalara zemin hazırlar. Ayrıca erkeklerin bir kısmı evlilik dışı bir partnerle sadece bir kere yaşanılan cinsel ilişkiyi aldatma olarak görmüyor.

Kadınların bir kısmı ise cinsellik olmayan bir evlilik dışı ilişkiyi aldatma olarak kabul etmek istemiyor. Toplumumuzda erkeklerin genelinde aldatma, evlilik ile eşzamanlı sürdürülen bir başka ilişki olarak algılanıyor. Sadakatsizliği seks öncesi evrede bırakma eğiliminde olan kadınlar ise gizli bir yemeği, duygusal yazışmaları, öpüşme ve sarılmaları aldatma olarak adlandırmayarak vicdanını rahatlatmak istiyor.” Toplumun aldatma tanımını kendi menfaatleri doğrultusunda çarpıttığını vurgulayan Keçe, sadakatsizliği şöyle tanımladı: “Sadakatsizlik; mevcut eşin veya partnerin bilgisi veya izni veya rızası olmadan üçüncü bir kişi veya kişilerle bir veya birden fazla yaşanan duygusal ve/veya cinsel ilişkidir, yakınlaşmadır, en özel ve en değerli olması gereken ve hayatın merkezine alınması gereken partnere bu değerin verilmemesidir.” Keçe, toplumun bazı bahanelere sığınarak sadakatsizliği kabul edilebilir göstermeye çalıştığının altını çizdi ve “Her sadakatsizlik birbirinin aynı olmasa da hiçbir bahane sadakatsizliği kabul edilebilir kılmaz; fakat arkasındaki motivasyona göre bazıları affedilebiliyor,” dedi.

Kadın-erkek ilişkilerinde “aldatma ve sadakatsizliğin” aynı şey olmadığını ifade eden Keçe, “Yargısız bir ‘karar’ ve bir ‘seçim’ olan sadakatsizlik, duygusal, bilişsel, fiziksel, sosyal ya da tinsel açılardan eşi kandırmaya yönelik eylemlerin ‘gizlice’ ve ‘eşin bilgisi dışında’ sürdürülmesidir, yani partnerin bilmediği sırların varlığını ifade eder. Sadakatsizliğin bir sonucu olan ve yalan rüzgarı olarak bilinen aldatma ise, sadakatsizlik kararı ve seçimi sonucu kaçınılmaz olarak ortaya çıkan dürüstlük dışı eylemlerdir, söylemlerdir ve eşler arasındaki ilişkiyi ve evliliği tehdit edebilecek nitelikteki ‘sırların partner tarafından öğrenilmesi durumunu’ ifade eder. yani partnerinize yakalanmadığınız sürece ‘sadakatsiz’ olursunuz, yakalandığınızda ‘aldatmış’ olursunuz. Sadakatsizlik ‘kişisel’ ve gayriahlaki bir tutum, bir niyet, aldatma ise ‘ilişkisel’ ve yıkıcı bir sorun, bir sonuç, bir eylemler bütünüdür,” dedi.

Sadakatsizliğin ve aldatmanın altında yatan nedenler ve bu iki durumun psikolojisinin oldukça karmaşık olduğunu söyleyen Keçe, “Söz konusu sadakatsizlik ve aldatma olduğunda, herkesin farklı nedenleri ve farklı duyguları vardır. Ancak şunun altını çizmek gerekir, sadakatsizlik ve aldatmanın birçok kabul edilemez nedeni olsa bile gerçek neden karakter zayıflığıdır. Dolayısıyla sadakatsizlik ve aldatma psikolojisi de sadakatsizlik yapan veya aldatan kişiye göre farklılıklar gösterir. Ancak, sadakatsizlik ve aldatma psikolojisini genel olarak ele alan araştırmaların sonuçları, sadakatsizliğin ve aldatmanın benlik kavramında yarattığı tutarsızlık yüzünden duygusal olarak rahatsızlık veren bir durum olması nedeniyle sadakatsizlik yapan ve aldatan kişinin kendini bu psikolojiden kurtaracak bilişsel hilelere başvurduğunu ve ‘Aldatan aldanır!’ sözünü haklı çıkardığını ortaya koyar niteliktedir. Bir genelleme olarak ‘erkeksen aldatma, kadınsan aldanma’ diyoruz,” dedi.